Deniz, Kadın Gibidir...

Bugünün politikacıları çokluk nasıl da yalancı, 45 yıllık gazetecilik dönemimde, İsmet Paşa’nın bir kez olsun yalan söylediğini ne duydum, ne gördüm. Şimdikilerin çoğu öyle mi? Ayaküstü yalan söylüyorlar.
Bir gün, İsmet Paşa, CHP Parti Meclisi toplantısında, arkadaşlarına:
Siz beni sevmiyorsunuz demiş.
Aman Paşam, nasıl olur? Biz sizi çok seviyoruz; sizin için canımız kurban!
Hayır, demiş Paşa, şevseniz sözlerimi dinler, dediklerimi yaparsınız. Hayır, sevmiyorsunuz...
Susmuşlar. Çünkü onlar, İsmet Paşa'yı, bir punduna getirip, uyutmaya bakarlardı.
İsmet Paşa duyarsa ne der sözü, sadece bir korkunun değil, duymadığı zaman, neler yapılabileceğinin de bir açıklaması gibidir.
Bugün Meclis açılıyor. Orada, artık İsmet Paşa okulundan pek kimse kalmadı. Bülent Ecevit usa geliyor, ama İsmet Paşa, Ecevit'i 1970'lerde hiç hiç tutmadığını Şevket Süreyya Aydemir'e, Kâmil Kırıkoğlu’na söyledi. Genel başkanlıktan düşürüldükten sonra da yıllarını verdiği CHP’den, -Mevhibe Hanım'ı da alarak- istifa etti! Bülent Ecevit de, İnönü okulunda kırık not aldı.
İsmet Paşa’yı, önce 1946 sonrasında Demokrat Partililer kandırmaya çalışırlardı.
Bizde iktidara gelsek. Cumhurbaşkanımız yine İsmet Paşa’dır derlerdi. Kafasında kırk tilki dolaştığı, kırkının da kuyruklarının birbirine değmediği söylenen İsmet Paşa, buna inanır mıydı?
1960'tan sonra gizli gizli “DP’nin devamıyız" diyen Adalet Partililer de Paşa’yı kandırmak için yalan söylerlerdi. Tabanları, oy aldıkları kesim, DP'li yurttaşlar olduğu için bir yandan onlara göz kırparlar 27 Mayıs'ın yasalarından da korktukları için:
Gözlerime bakın, ne dediğimi anlarsınız derlerdi. Menderes, Zorlu, Polatkan asılmışlar, ancak DP’nin ağır topları Celal Bayar'la birçokları Kayseri Cezaevi’nden henüz çıkmamışlardı.
1963 yılının Mart ayında 27'yi 28’e bağlayan gece yansı, Başbakanlıkta, Başbakan İsmet İnönü’nün odasında, AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ile dört AP’li milletvekili ve senatörden oluşan grup, İsmet Paşa ile görüşmektedir. Bir saate yakın süren görüşmeler sırasında, Başbakanlık Müşteşarı Haldun Derin in tuttuğu notlardan kimisi şöyle:
AP heyetinde bulunan Aydın Senatörü Osman Saim Sarıgöllü konuşuyor:
Biz Demokrat Partinin devamı değiliz. Zaman zaman grubumuzda da söyledik. Tarihte misalleri vardır. Her şahıs, her topluluk devrini ikmal eder. İttihat ve Terakki'nin devamı olsaydı, Atatürk ve sizin hareketiniz muvaffakiyetli neticeye gitmeyecekti. Demokrat Parti’nin devamı mıyız değil miyiz? Devamıyız diyen kimselerin aramızda yeri yoktur. Bu parti için kati bir karar.
İnönü söylüyor.
Niçin bilmez gibi yapıyorsunuz? İşi basite irca edelim. Mitinglere başladınız. Umumi af oluncaya kadar uğraşacaksınız, takıp edeceksiniz. Biz, kanaatimizce umumi af için zemini, zamanı, siyasi ortamı müsait bulmuyoruz. “Hayır, istersen yaparsın! İstemediğin için yapmıyorsun. Onun için huzur gelmiyor..." Ben bu itham karşısındayım. Yapmayınca hiçbir hükümet işi netice vermeyecektir. Mümkün olan şeyi bir hamlede yaptık. Dört, beş, altı senelikleri çıkardık. On seneye kadar olanlar çıktı, diğerleri kaldı. "Kalmasın!" Yapamam, kudretim yetmez. Memleketin siyasi şartları müsait değil, anlıyor musunuz? Şimdi, sakin bir hava, herkes yerlerine oturmuş, düzen halinde iken her şey yerinden oynadı. Herkes kendi açısından konuşuyor. Orduya karşı bir halk hareketini temsil ediyorsunuz. Size tevcih edilen bütün tarizleri biliyorsunuz. Bunların hepsini silmeye karar verdiğinize inandıracak bir parti halindesiniz. Tatbikine başladınız mı benden samimi olarak yardım görürsünüz...
Senatör Sarıgöllü:
Bunu öğrenmek istiyorduk, bu vasatı (ortamı) mutlaka yaratacağız...
Ragıp Gümüşpala, dürüst bir adamdı. O yıllar Milliyet’teydim. Ne zaman birlikte olsak, yanındakilere:
Sayın Ekmekçi bizdendir derdi.
Hayır Paşam, ben sizden değilim. AP’li değilim!
Ama sen doğru yazıyorsun!
Her doğru yazanın sizden olması mı gerekir?
Bir gezisinde, Ağrı’nın Diyadin'inde, sayrı olduğu için kendisinin yerine, benim konuşmamı istemişti! Çevredekilerin ısrarları üzerine, bir sandalyenin üzerine çıkmış, Diyadinli AP’lilere bir konuşma yapmıştım. Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala, o gezinin sonunda öldü!
Yerine seçilen Süleyman Bey’in ilk yaptığı iş, AP'nin "kitap" olan simgesini değiştirip, "Kırat"ı almak olmuştu. Kırat DP'yi anımsatan "Demirkırat’’ anlamına geliyordu. Süleyman Bey, inkâr ediyordu:
Hayır efendim, bu kırat değil, at'tır!
Bu, hani komünistlerin, "Hayır, ben sosyalistim!" demesi gibi bir şeydi. Elbette, kimse yutmadı!
AP’de olduğu gibi DYP'de de “Demokrat Parti'nin ardılı olma" modası var. Tansu Çiller de başı sıkışınca, Menderesler'in gömütüne, Kâbe'den, Türk ülkelerinden toprak taşımaya uğraşıyor. İnanalım mı?
Tevfik Fikret’in "Balıkçılar" şiirinin birkaç dizesi:
“Kayık çocuk gibidir, oynuyor mu kayd etme,/Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira/Deniz kadın gibidir hiç inanmak olmaz ha!.."
Cuma günü, Deniz Baykal, Tansu Çiller'i beklerken fıtık mı oldu ne? Çöpçatanlık etmeye çalıştığı söylenen Cavit Çağlar da artık beklemedi. Bursa’ya çekti gitti. Konya'da bir söz var:
Çocuğun eteğine, kavurga doldurmuşlar, “dilim yandı!" diye döküvermiş. (Kavurga: Kavrulmuş mısır).
Bu dönem oynarsa “Şımarık Kız" balesini kesin göreceğim!
Gözlerim Hinthorozu'nu arıyor, ama nerdeeee?