Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ürkü (panik) yaratan “deli dana" sayrılığı ile ilgili olarak, Hacettepe Üniversitesi profesörlerimin Şemsettin Ustaçelebi’nin, üniversitede bir de Keçiören Sanatoryumu’nda sağınlara (hekimlere) birer konuşma yaptığını öğrenmiştim. Toplantıda Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna’da bulunmuş. Belli ki oldukça dar kapsamlı bir toplantı. Neler konuşulduğunu öğrenmek istiyordum. Prof. Şemsettin Ustaçelebi'yi bir türlü bulamıyordum. Cuma günü geçti...
Konuşmayı dinleyen Dr. Nihal Başay aracılığı ile Hacettepe Üniversitesi’nden mikrobiyolog Yardımcı Doçent Dr. Tanıl Kocagöz’e ulaşabildim. Tanıl Kocagöz, Halil Kocagöz'un oğlu, romancı Samim Kocagöz’ün yeğeniydi. Babasını da amcasını da tanıyordum. En iyisi, ona sorup bilgi almaya çalışmaktı. Tanıl Kocagöz, çok sıcak karşıladı, sorularımı yanıtlama inceliğini gösterdi; Tanıl Kocagöz, asistanlıklarının başlarında, konu ile ilgili toplantılar düzenlemişti. Bir anda konu, kamuoyunun ilgisine gelince, sordu;
Bilmiyorum, siz ne konuda bilgi istiyorsunuz?
Biraz anlatır mısınız, nasıl bir sayrılıktır bu? Türk toplumu pek bilmiyor bunu...
Türk toplumu değil dünyada da tıp topluluğunda bile çok fazla bilinen bir etken değil. Çünkü, çok nadir görülen bir sayrılık aslında bu. Şimdi şöyle anlatayım; bizim alıştığımız bir mikroplardan değil; bir bakteri yahut virüs değil; sadece bir protein molekülü biçiminde; fakat bu protein molekülünün ilginç yanı, birçok dezenfekte edici etkene dirençli bir protein. Hücre içine girdiği, ulaştığı zaman, kendi yapımını başlatan, artıran bir protein. Bu protein aslında, normal beyin ve sinir hücrelerinde bir zar protein olarak görev yapıyor. İnsanda, herkeste bulunan bir protein. Fakat bu sayrılığı (hastalığı) yapan türe dönüşmesi, gene bu sayrılığı yapan proteinin oraya ulaşmasıyla ortaya çıkıyor. Bunun bulaşması da aslında çok zor bir olay.
Bu ilk kez, ne zaman görüldü?
Bu ilk kez, Papua Yeni Gine’de, hani reklamlarla ünlü olan ülke var ya; -onu bu sayrılıkla biliyoruz- orada aslında bir çeşit kanibalizm var, yamyamlık yani. Şöyle diyebilirim: Bu kişiler, ölen yakınlarının iç organlarını yiyorlar, bir geleneksel alışkanlık olarak.
Örneğin beyin filan gibi...
Özellikle beyin. Hatta, kabile içinde beyin kısmını “melek lokumu" diye adlandırıyorlarmış. Bu, tabii yıllar önce olan bir olay. Şimdi, bu sayrılık ortaya çıktıktan sonra, Dünya Sağlık Örgütü’nce yasaklandı artık kanibalizm (yamyamlık).
Şimdi, beyin dokusunu yiyenlerde bu sayrılık ortaya çıkıyor; tabii ölüyor kişi, bir-bir buçuk yıl içinde. O ölünce, onun yakınları da onun beynini çıkarıp yiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü yasakladıktan beri, yıllardır görünmüyordu bu sayrılık. Şimdi, bu koyunlarda “scrapie" denen bir sayrılık var; scrapie, İngilizce kaşınmaktan geliyor. Koyunlarda böyle aşırı kaşınma davranışıyla, titremelerle ortaya çıkan bir sayrılık yapıyor. Bu "deli dana” sayrılığıyla çok benzeşen bir sayrılık. Ve zaten işin başlaması koyunlar nedeniyle...
İngiltere’de koyunların kesimi yapıldıktan sonra, etleri bir biçimde kullanılıyor, fakat artıklar kalıyor. Artıklar da genellikte işte, kemikler, sakatatın bir kısmını, beyin vb. gibi, bunları da hayvan yemi yapıyorlar, öğütüyorlar, un haline getiriyorlar. Un haline getirildikten sonra, küspe, saman gibi şeylerle karıştırıp, örneğin ineklere veriyorlar. İneklerin dışında, tavuk yemi de olmuş bu, domuz yemi de olmuş. Yani, birçok hayvanın yemine de girmiş. Hatta, benim Şemsettin Ustaçelebi Hoca'dan dinlediğim kadarıyla geçen günkü konuşmada, bakanlıkta bir toplantı yaptılardı. Türkiye'ye de gelmiş bu yemler, çeşitli hayvanların yemi olarak, örneğin kedi mamalarında varmış. İngiltere’de kedi mamalarından ölen kediler de varmış.
İşte bu un karıştırılınca, koyunların sayrılı proteini bu hayvanlara değin ulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü 'nün son bir açıklamasına bakmıştım; burada söylenen aslında, bu beyin dokusunun dışında, çok fazla bulunmadığı. Örneğin kas etinde görülmemiş bu protein. Yani, hayvan sayrılığı, deli dana olsa bile, bunun kasında yok bu. Yani, normal bonfilenin, pirzolanın falan yenmesiyle bulaşması aslında olanaklı değil gibi görünüyor. Önemli olan beynin yenmesi. Doğrudan doğruya ineğin beyni yenirse, o zaman geçme çekincesi, dokuncası (riski) var. Bunun dışında bana sorarsanız, çok gereksiz bir korku yaratıldı Türkiye'de.
Öyle mi?
Çok gereksiz bir panik, bayağı da bundan hayvancılık zarar görüyor şu anda. Yani, etle filan bulaşacak gibi görünmüyor sayrılık kesinlikle. Sakatat belki ikinci tehlikeli kısmı. Fakat, önemli olan doğrudan doğruya beynin alınması... Hatta, yemekle bile onun geçme çekincesi düşük. Daha çok, örneğin tıpta kullanılan beyin elektrotları filan var; o tür şeylerle bir sayrıdan (hastadan) bir sayrıya bulaşmış bu, zamanında. Yani, doğrudan doğruya beynin içine ulaşması, girmesi gerekiyor bu mikrobun...
(Mikrobiyolog Yrd. Doç. Dr. Tanıl Kocagöz’le konuşmamız daha bitmedi, perşembe günü de sürecek).
***
Bugün 23 Nisan, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Çocukların bayramını yürekten kutluyorum. Meclis'te görev yapanların, beyinleri süngerleşmemişse, kim olursa olsun, yolsuzlukların, partizanlıkların üzerine gitmelerini, dürüstçe gericiliğe karşı çıkmalarını bekliyorum. Bu görevlerim yapmayacaklarsa, orada ne işleri var? Yazık bu ulusun verdiği emeklere...
***
Hale Birdal, ölümcül sayrılığından kurtulamadı, öldü! Bayram çocukları gibi coşku, sevgi akardı yüzünden. Tüm sevenlerinin başı sağolsun!..
23 Nisan 1996, Cumhuriyet