27 Mayıs devriminin önderi Cemal Aga (Gürsel), Rauf Denktaş’ın, Çankaya’ya gelip görüşmesinden sonra, bir yakınına düşüncesini şöyle mi açıklamıştı?
Bunların ikisinde de iş yok; ikisine de güvenilmez! Gürsel'in sözünü ettiği öbürü de Dr. Fazıl Küçük müydü? (Gürsel'in sözleri daha da ağır mıydı?)
Denktaş'ı İsmet Paşa da çok tutmaz mıydı? Tüm yaşamı, Türkiye'de demokrasiyi yerleştirme çabalarıyla geçiren ismet Paşa (İnönü), bugün Kıbrıs’ın geldiği noktayı, özellikle Denktaş’ın, Kıbrıs’ta hükümeti kurma görevini oğlu Serdar Denktaş'a verdiğim görse, kim bilir ne derdi? Babası Cumhurbaşkanı, oğlu Başbakan ha, olacak şey mi? Çok oldu, Kıbrıs’la ilgili bir yazıya başlık ararken ‘Anası Gibi Danası' demiştim. Şimdi, değişen pek bir şey yok, bu kez de ‘danası gibi anası ’ derim, olur biter diye düşündüm.
Denktaş’ın bir trafik kazasında ölen oğlu Raif, başlarda ‘MHP' eğilimliydi, sonraları, babasıyla ters düştü, 'sosyal demokrat' bir kişi oldu!
Raif Denktaş, Lefkoşa-Magosa yolunda arabasıyla giderken, bir askeri kamyona çarptı, öldü. Onu hiç tanımadım, sevilen bir kişiymiş. Denktaş’ın hükümeti kurmakla görevlendirdiği oğlu Serdar ise kimine göre şımarık bir çocuk, gelecek için bir düşüncesi filan da yok!
Türkiye ’de gazeteler yazmadı. uzgöreçler göstermedi (zaten ne yazıyor, ne gösteriyor ki Kıbrıs’la ilgili) Ülkü Ocakları geçen yıl, Kıbrıs’ta şube açmış. Nasıl açar? Kıbrıs bir yabancı devlet değil mi? Kıbrıs'taki ülkücüler, bir kuruluşa gideceklerse, bir dernek oluştururlar, olur biter. Öyle olmuyor. Kıbrıs sanki. Türkiye’nin bir ili, orada şube açıyorlar. Açılışın kurdelesini de. Rauf Denktaş kesiyor, iyi mi?
Bunları Türkiye'de ne yazan, ne eleştiren çıktı. Kuzey Kıbrıs'ın bir adı, halk arasında ‘Denktaş Land’ halkçası ‘Rauf’un yeri'!
Kıbrıs'ta olanlar. Türkiye'de Çar’ın karısıyla 148 Erbakan'ın ortaklığını anımsatmıyor mu? Tansu Çiller, sonlara doğru -148 Erbakan kazık atmazsa- 148 Erbakan'a boş verip Çankaya'ya bir yolunu bulup kocası Çar’ı oturtamaz mı? Türkiye neler gördü, onu da görür!
Cumhuriyet'te, ‘Ankara Notları’nda Kutlu Adalı'nın öldürülüşü ile ilgili olaylar çıkalı beri. Kıbrıslılar, gözlerini geçmişe çevirip 23 Nisan 1962'de öldürülen iki gazeteciyi, Muzaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet olayını düşünüyorlar, ikisi de orada çıkan Cumhuriyet gazetesinin yazarlarıydılar. Ayhan Hikmet ayrıca, gazetenin organı olduğu ‘Halk Partisi'nin sekreteriydi. Halk Partisi'nin başkanı ise, sağın (doktor) İhsan Ali’ydi. Ona, ‘Baflı İhsan Ali' de derlerdi. Baf’ta doğmuştu, İsmet Paşa, onu çok sever, Kıbrıs Türklerinin önderi olarak görürdü. Kıbrıs'ın Rumu, Türkü onu severdi Muzaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet'in öldürüldükleri gece. İhsan Ali de öldürülmek istendi. Girişim başarılı olamamıştı.
Kutlu Adalı, Türk Cemaat Meclisi Başkanı olan Rauf Denktaş’ın özel kaleminde çalışırdı. Meclisin de yazmanıydı. Bu olayları kuşkusuz çok iyi biliyordu Şiryandan da ‘Nacak’ gazetesine yazılar yazıyordu. Olayların arkası daha vardı; örneğin öldürülen Muzaffer Gürkan’ın kardeşi Haşmet Gürkan, aynı gece Lefkoşa da gömütlüğe götürüldü, başına torba geçirilerek öldüresiye dövüldü. Haşmet, bu olaydan sonra korktu, hiç mi hiç konuşmadı. Kutlu Adalı da, 1962’lerin gizleriyle (sırlarıyla) gitti. Tutumunu 1974’lerden bu yana Rauf Denktaş'a karşı durarak sergiledi
1962'lerin gizlen, şimdi Rauf Denktaş’ın anılarında olmalı.
Kutlu Adalı'nın elimde 9 Haziran 1989 günü Yenidüzen'e yazdığı yazılarından biri var, başlığı ‘Çok Taraflı Çıkar'. Şöyle başlıyor:
"Gazete haberleri ve yapılan yorumlar. Kıbrıs ta ilerleme yok anlamında mesajlar veriyorlar. Ama önemli olan, kapalı kapılar arkasında yapılan gizli görüşmeler, gizli temaslardır.
Halka, dünya kamuoyuna, basına, ajanslara söylenmeyenler çoktur ve bunlar çok önemlidir.
Belki de dışarıya sızdırılmayan, uzlaşmaya varılmış konular. Kıbrıs'taki iki halkı birbirlerine yaklaştırıcı nitelikler taşımaktadır. Ve bunların açıklanmasından her iki liderlik de kaçınmaktadır...
...Sorun olan görüşmecilerin niyetidir, beklentileridir, zaman kazanma amacıyla, görüşme masasında havanda su dövmeleridir.
Yunanistan 'da seçimler var, Papandreu gitti gider. Türkiye ‘de Özal'ın gideceği köy çoktan göründü. Türkiye'nin ekonomik durumu kötü. Kıbrıs'taki görüşmeciler, bu durumda. Atina ile Amerika'daki havayı çok iyi koklamasını bilen becerilere sahiptirler.
Hele Sayın Denktaş, bu işin artık uzmanı olmuştur. Çünkü en az 30 yıllık bir dönem boyunca Ankara'dan kimler gelmiş, kimler gitmiştir.
Denktaş, görüşme masasında şöyle düşünebilir:
Menderes gitti, 27 Mayıs'çı Cemal Gürsel gitti, İnönü gitti, Ürgüplü gitti, Demirel gitti. Nihat Erim gitti, Ferit melen gitti, Naim Talu gitti. Ecevit gitti, Turgut Özal'sa gitti gider, geride yine kendisi kaldığına göre, 'Ben gidene kadar görüşmelere devam' diyemez mi?
Zaten Denktaş giderse, sorunun yarısı, belki de tümü çözümlenecektir. Ama onun gitmesini, ne Ankara, ne Atina, ne Washington ne Londra istemiyor.
Çünkü çıkar bir taraflı değil, çok taraflı "
Kutlu Adalı ile ilgili yazılar, haberler, Cumhuriyet'te çıkalı beri, konuya ilgi arttı. Kutlu Adalı’nın eşi İlkay Adalı'nın telefonunu da yazınca. Türkiye'den İlkay Adalı ya telefonlar yağdı. Telefonu aynı zamanda faks, yeniden yazıyorum. (0392/227 40 89)
Cumhuriyet okurlarına teşekkür ediyorum.