Cumhuriyetin Önemi...

Bizde politikaya atılanlar, belli ki bir çıkar için atılıyorlar. Milletvekili olarak en yüksek aylığı, ödeneği alıyorlar. Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'nin külahını Ali'ye giydirerek yaşamlarını sürdürüp gidiyorlar. Parti değiştirmeler de öyle; bir ülkü, bir ilke gerekçesiyle değil, "nereden kazanabilirim "düşüncesiyledir.
Çoğunluğunun kafasının içinde, din sömürüsü vardır. Siyasal bir toplantıda konuşma yaparken namaza çağrı (ezan) okunuyorsa susarlar. Bunu Bülent Ecevit de yaptığında çok şaşırmıştım -Bu saygıdan filan değildir!-
“Aman ne Müslüman adam, bak ezan okunurken sustu" derler.
Politikacının namazına filân da inanmam. 1960 öncesinde Menderes’ler, Tevfik İleri’ler, Sait Nursi'nin elini öperlerdi. Sonra da gelsin “Nurcu" oyları!
Sait Nursi, Isparta yöresinde sürgün yaşamı sürdü diye, tüm o yöre Nurcu mu kesildi ne? Süleyman Bey'den hep kuşkulanmışımdır. Nurculuk aleyhinde söylenmiş tek sözcük duymadım. Bir de Süleymancılık var, bunu yıllar önce Milliyet’te -haber olarak-çıkarıp ortaya attığımda, önce kimse bir şey anlamadı. Süleymancılıkla, Süleyman Bey arasında bağ kurmak isteyenler oldu. Süleymancıların başı, Süleyman Hilmi Tunahan'ın damadı Kemal Kaçar, AP'den milletvekili oldu. Nurcular, imam-hatiplere sahip çıkarken Süleymancılar, Kuran kurslarına sarılıverdi. Ha Nurcu, ha Süleymancı, ha Nakşibendi, ha Fethullahçı (Onlar da mı Nurcuymuş ne?); ayırt etmeye gerek var mı politikada?
Oylar gelsin de nereden gelirse gelsin. Bakıyorum, “Atatürkçüyüm!" diyenlerin birinden “Ezan Türkçeleşsin!" diyeni göremiyorum.
Celal Bayar, yıllarca “Atatürk’ün son başbakanı" diye abartılıp durdu. Her şeyden olduğu gibi bundan da yararlanılmıştır politikada.
Celal Bayar, 1985 yılında, Hürriyet'ten Arda Gedik’e:
Fakat Atatürk, İnönü’yü affetmedi. Dargın olarak vefat etti diyordu.
Oysa, 1937 yılında 20-25 Eylül arasında, Dolmabahçe’de toplanan İkinci Türk Tarih Kurultayı'nı Atatürk izlerken solunda başbakanlık görevinden izin almış olan İnönü ile onun yanında, Celal Bayar oturmaktaymış. Bu sırada, İnönü ile Atatürk arasında, bir kâğıt parçası gidip gelmiş. Bu kâğıdı, özel kalem müdürü saklamış. Kâğıtta şunlar yazılıymış:
“Demek bana çok dargın değilsin?
Hayır, her şeyi unuttum. Bildiğin gibi arkadaşım, kardaşımsın. K. Atatürk"
Haldun Derin'in, “Ankara Notları”nda, geçen haftalarda alıntılar yapılan, “Çankaya Özel Kalemini Anımsarken" adlı yapıtında, daha yayımlayamadığım nice ilginç belgeler var. Bunlardan bin de yapıtın 118. sayfasında "Gevşeyen Sinirler" arabaşlığıyla çıktı, şöyle:
“Cumhurbaşkanı’nın askeri manevraların izlenmesiyle ilgili olan, 8 Ekim'den 15 Ekim'e (1937) dek süren Ege gezisinde de İnönü'nün hazır bulunuşu dikkati çekiyordu.
O ay içinde bir akşam Falih Rıfkı Atay’ın evindeki bir aile toplantısında Atatürk'ün ikide bir içini çektiğini fark edip ısrarla sebebini soran Bayan Atay’a o:
Kimse duymasın. Kendi rahatımı kendim bozdum. Başıma bir Başbakanlık derdi icat ettim, demişti. "
Haldun Derin, yapıtının 119'uncu sayfasında, bir başka olaya yer verir, şunları yazar:
"1922 'de Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan iken Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile aralarında geçen şifreli yazışmalardan birinde, Çerkez Ethem'e gönderilen heyet-i nasiha (öğütleme kurulu) içinde bulunan Saruhan Mebusu Celal Bey için şayan-ı itimat (güvenilir) olması noktasındaki kuşkusunu da belirtmişti. Atatürk'ün şimdi duymakta olduğu tedirginliğe on beş yıl önceki o vesvesesi ile arasında bilinçaltında kurmuş olabileceği bağlantının yol açması da akla gelmiyor değildi."
Haldun Derin, bu bölüme koyduğu dipnotta şöyle der:
“O yazışmalardan beşine ilişkin belgelerin yok olma şeklinde başına 1950'li yıllarda gelenleri, 9 Nisan 1984 günlü Cumhuriyet gazetesinin eki Siyaset 84'te Ferda Güley açığa vuracaktı. Konuyu 18 Mayıs 1985 günlü Cumhuriyet gazetesindeki 'Ankara Notları’ başlıklı köşesinde Mustafa Ekmekçi ‘Yanıtı Gelmeyen Soru' adını koyduğu fıkrası ile yeniden ele alacaktı. Ekmekçi, köşe yazısını 'Celal Bey'den açıklamasını bekliyorum' tümcesi ile bitirecek; üstünden bir yılı aşkın bir süre geçince, 26 Ağustos 1986 günü yayımlanan ‘Birkaç Şey' başlıklı yazısında konuya yeni baştan dönmek zorunluluğunu duyarak ‘... belge nerede, ne oldu' sorusunu yönelttikten sonra ilk çıkışını yineleyecekti: ‘Celal Bey'in açıklamasını bekliyorum.' İsmet İnönü, anılarında o belgelerin içeriğini açıklayacaktı. (İsmet İnönü, Hatıralar, 1985, Bilgi Yayınevi, 1. Kitap sayfa 225-226)"
Cumhuriyetin kurucusu, ilk başyazarı Yunus Nadi'nin ölümünün yarın 50. yıldönümü. Yarışmalı Yunus Nadi armağanlarının 49. yılı. En eski gazete, en eski ekin (kültür) yarışması. Mustafa Kemal'in adını verdiği gazete, Cumhuriyet. Onun önemini, ona emek verenlerle okurları bilir.
İlhan Selçuk’un 25 haziran pazar günü çıkan yazısını kesip sakladım!