Hinthorozu Erdal Bey'in basın toplantısının ertesindeydi; günlerden pazartesi. Basın toplantısında Erdal Bey'i, çok rahat bulmuştum. Süleyman Bey'in Çankaya’ya çıkışıyla, bir engelden kurtulmuş gibiydi. Vekil de olsa, artık ikinci değil, birinciydi. Görüntüler öyleydi.
Prof. Cahit Talas'ı gördüm, basın toplantısında Hinthorozu'nun söylediklerini anlattım. Prof. Talaş, değişik düşünüyordu. Şöyle dedi:
"- Bu konuda çok programlı olarak hareket ediyorlar, devleti de kullanarak hareket ediyorlar. Şimdi Türkiye'de 900 ’ü aşkın imam hatip lisesi, okulu var, sayıları bilinmeyen Kur'an kursları var. Sayıları 20'ye yaklaşmış olan ilahiyat fakülteleri var. Bütün bu kurumlar, fakülteler, dinci kesimin elinde. Ve sürekli olarak din eğitimi ve propagandası yapılıyor. Yani, okullardan başladılar, ilkokullarda, ortaokullarda da din eğitimi zorunlu olduğundan Anayasa'ya göre; gene bu okullarda daha küçük yaşlarda çocukların kafalarını adamakıllı karıştırıyorlar. Ve böylece en küçükten başlayarak en ergine kadar olan eğitim kesiminde, büyük çaba gösteriyorlar. Ayrıca devlet, ya bilinçli ya bilinçsiz, ben bilinçli olduğu kanısındayım, bu dinci propangandayı kendi katkılarıyla besler durumda. Diyanet'in bütün elemanları, fanatik Refah Partili, başka bir deyişle, daha geniş olarak, dinci insanlardan oluşmaktadır. Bunlara devlet aylık vermektedir ve bu insanlar camiyi de, başka yerleri de tamamiyle siyaset alanı yapmış durumdadırlar. O nedenle, büyük bir organizasyon içinde, içeriden ve dışarıdan maddi ve manevi yardım da alarak, bu dinci akım, Türkiye'nin geleceği bakımından karanlık tablolar hazırlıyor. O nedenle, herkesin uyanık olması lazım. Fakat, uyanık olması gerekenlerin başında kuşkusuz hükümetler, Büyük Millet Meclisi ve yönetimle sorumlu herkes olmalıdır, özellikle hükümet, bu konuda, artık imam hatip lisesi, ilahiyat fakültesi, Kur'an kursu açmak hevesinden uzak durmalıdır. Çünkü yeterince karıştırdılar Türkiye'yi ve bu kurumlar hiçbir şekilde yararlı olmamaktadırlar. Sırf Arapların etkisiyle ve propagandalarıyla birtakım fanatik yollardan, Türkiye'deki laiklik ilkesini yıkıma götürmeye çalışmaktadırlar. Bu, Araplar, özellikle Suudiler bakımından doğru. Çünkü, laik bir, devlet, Müslüman laik bir devlet Suudilerin ve Arap şeyhliklerinin geleceği bakımından büyük bir tehlikedir; binaenaleyh, paralarını da buraya bu nedenle kolaylıkla akıtıyorlar..."
Turan Dursun'un yaşamöyküsüne ilişkin yapıtı okurken, ilginç sayfalarla karşılaştım. Turan Dursun, Şule Perinçek'in sorularını yanıtlarken, Necmettin Erbakan'- la tanışmasını şöyle anlatıyor:
"... Gene radyoda program yaptığım sıralar, 'Aşağıda adamın biri sizi bekliyor. Israrla sizi istiyor' dediler, indim. Necmettin Ağabey sizinle görüşmek istiyor' dedi. ''Kim?" diye sordum. Erbakan'mış. 'Randevu alın, uygun zamanda görüşürüz' diye yanıt verdim.
Partide bekliyormuş. Kültür Yayınları Müdürü MŞ, 'Keşke kabul etseydin, komik olurdu’ dedi. Tekrar çeldiğinde, başka bir yerde görüşmek istedim. İPA'da, İslam Pazarlama da bekliyormuş. Gittim. Erbakan içeri girince müdür hemen yerinden fırladı. Erbakan. 'Aydın bir insan olduğunuzu söylediler. Çok iftihar ettik. Ancak programlarda bizim partiye hiç yer verilmiyor. Kardeşlerimize de yer verin' dedi. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Ben yönetici değilim, prodüktörüm.
Yemekte filan arkadaşlarınıza söylersiniz.
Elimden gelse bütün partilere yer verirdim, sizinkine vermezdim.
Kızacak sandım. Hiç oralı olmadı. “Neden?’' diye sordu:
Diğer partiler iyi yönetiriz diyor, oy istiyorlar. Siz kendi adınıza değil, Tanrı adına, İslam adına istiyorsunuz. Kardeşleriniz kim?
Birtakım isimler saydı. Hepsi politikacı. Sırada, TRT’- ye beni çağırmaya gelen adam söze karıştı.
Necmettin Ağabey söylemiyor. Ben söyleyeyim. Ne kadar para atıyorsun? Senin gibi bir kardeşimizin memur maaşıyla geçinmesine gönlümüz razı olmaz. Ben İslam uğruna iki kan boşadım, malımı servetimi verdim.
Rüşvet mi teklif ediyorsunuz? diye sordum.
Yok İslam'a hizmet...
Duymamış olayım, dedim, çekip geldim."
Şimdi anlatacağım olayı, sanırım çok kimse bilmez; eskiden Ankara’da "domuz çiftliği" vardı. Sakarya çarşısında da, domuz etleri, domuz salamları, sucukları satılırdı. "Köroğlu"na bitişik bir yerdeydi. "Ankara Sosis" denirdi. Olayları yakından bilen biri anlattı: Domuz çiftliğini, MC iktidarı zamanında, Necmettin Erbakan kapattırmış. Çiftliğin suyunu, elektriğini kestirmiş. Domuzlar, susuzluktan bağıra bağıra ölmüşler. Çanakkale Valisi iken Erdinç Büyükakalın da “Ben, burada domuz çiftliğini yaşatmam! " diyerek, Biga'daki domuzların, bağıra bağıra ölmelerine neden olmuştu. Ayni Vali, şimdi Sakarya'da Dünya beslenme gününde yaptığı konuşmada, "Türk halkı et yemediği için, beslenemiyor!" demiş. "Sakarya'' gazetesi, bunu yayımladı.
★★★
Ne söylemiş Ziya Paşa?
"Ümmid-i vefa eyleme her şahs-i dagalde / Çok hacıların çıktı haçı zir-i bagalde."
(Dagal: "hile", Zir-i bagal: "koltuk altı" demek.)
6 Haziran 1993, Cumhuriyet