Çokuluslu Yaşlıların Teşekkürü...

Nebehat Pohlreich, Antalya'da yol üstündeki tartılardan birine çıktı; altmış beş kilo geldi. Bir sevindi, bir sevindi; ama az sonra sevinci kursağında kaldı! Nebahat Hanım, Almanya'da tartıldığında 90 kilo gelmişti. Antalya’da on beş gündür yiyip içip geziyorlardı. Bu denli zayıflayabilir miydi? Besbelli ki tartı bozuktu. Tartının başında attı-yedi yaşlarında bir çocuk vardı. Çocuk, böyle çalıştırılabilir miydi? Köşe başlarında ayakkabı boyayan çocukların durumları da öyleydi. Çocukları dilendirmemek için ana baba böyle işlere salıyor, iş yapıyor gösteriyorlardı. Çocukların görünümü, insanı mutsuz etmeye yetiyordu.
Grek sağın (doktor) Emanuel Petroniadis, o da Almanya'da yaşıyordu, çokuluslu yaşlılarla Antalya'ya gelmişti, şöyle dedi:
Bizde, Yunanistan'da böyle değil, orada çocuklara sahip çıkılır. Türkiye'de yoksul çok, Yunanistan'da böylesine yoksul yok!
Bir gün balık almışlardı, Merve Oteli’nde pişirtip yiyeceklerdi. Grek sağın Emanuel:
Bu çocuklar açken ben yiyemem! dedi.
Bunun üzerine çocuklara da kokoreç alındı.
Almanlar, Antalya'da en çok aldıkları şeylerin rasgele fiyatlarla satıldığına dikkat etmişlerdi. Diyelim, bir gömleği elli bin liraya alırken, on dakika sonra aynı gömleği onlara 100 bin liraya satmak istiyorlardı, aynı yerde. Buna da “serbest pazar ekonomisi" diyorlardı!. Fiyat denetimi diye bir şey yoktu. Eline defter almamış insan, oturup satış yapıyordu. Diyelim Alman yaşlı, malı almazsa, satıcı:
Hastir lan! Almazsan alma... diyordu.
Alman anlamıyordu, ama örneğin orada bulunan Nebahat Hanım anlıyordu satıcının inceliğini!
27 mart cumartesi gününden beri Antalya yöresinde gezip tozan çokuluslu yaşlılar, yarın ayrılıyorlar. Antalya’da gazeteciler, inanılmaz bir duyarsızlıkla, çokuluslu yaşlıları görmezden geldiler. Onların yerine, güzel Alman turistleri gelseydi, yine görmezden mi gelirlerdi?
Çokuluslu yaşlılar, Antalya'da erinçevine (huzurevi) gittiler. Oraya çanak anten alınması için kendi aralarında para toplayıp 370 DM bağışladılar.
Çanak anten alınsın ama dediler. (Koluna 350 milyonluk "kol saati" takan Süleyman Bey'in kulakları çınlasın.)
Denizli'de, Pamukkale'de, Türk yaşlılar donla kaplıcaya girmeye kalktılar; Nebahat Hanım izin vermedi.
Çokuluslu yaşlılarla, "Ankara Notları" dışında bir Daily News gazetesi ilgilendi, yaşlıları haber yaptı.
Çokuluslu yaşlılar ayrılırken, kendilerine yakın ilgi gösteren Turizm Bakanlığı'na teşekkür üstüne teşekkür ettiler. Kırkı aşkın çokuluslu yaşlının, Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Leyla Ozhan'a yazdıktan “teşekkür" mektubu, Leyla Hanım’ın gözlerini yaşarttı. Almanca kaleme alınan mektupta şöyle deniyordu özetle:
"Sayın Leyla Özhan,
Grup olarak size ve bakanlığınıza, geçen günlerdeki çok yönlü gezi izlenimimizden ötürü derin teşekkürlerimizi dile getirmek istiyoruz.
Sizin tarafınızdan gösterilen büyük destek, bizim görüşümüze göre ‘toplumların birbirlerini anlaması’ ile İlgili tahmin edilemeyecek kadar değerli katkılar sağlayacak bir projeyi olanaklı kıldı.
Meslektaşlarınızın ve Nebahat Pohlreich'ın Antalya'da yaşadıklarına benzer karışıklıklar da bu sonucu değiştiremez. Saptadığımıza göre doğan sorunların sorumluluğu size ait değildi. Biz; Alman, Türk ve Yunan yaşlılar, bu yolda sizin birazcık bizim değişken deneyimlerimizden yararlanmanızı İstedik.
İlk olarak, görmemizi sağladığınız geniş kapsamlı izleme programı, tarihinizle ilgili derin bilgi edinmemizi sağladı. Bu film Türk arkadaşlarımızın haklı olarak vatanları İle gurur duymalarına vasile oldu. Bir yandan da bize birçok Avrupa kültürünün köklerinin Türkiye'de bulunduğunu gösterdi. Ayrıca, Yunanlılarla Türkler arasında örf ve âdetler açısından sayısız ortak noktalar bulunduğunu da görmüş olduk. Ama daha da önemlisi, birlikte bu geziyi yaşamaktı. Bu aynı zamanda, Alman-Türk- Yunanlı yaşlılar için ilk kez birlikte tatil yapmaktı. Pek çoğumuz için ilk kez işyerimizin dışında birbirimizle iletişim kuruyorduk.
Öğrendiğimize göre Türk dostlarımız için bu aynı zamanda, ilk kez bir iş sorumluluğu yüklenmeden dinlencenin tadını çıkarmak olmuş. Lâkin bu dahi, bize göre yeterli bir ödüllendirme değildir. Onlara bu olanağı vermek, hem Alman hem de Türk hükümetince zorunluluktan çok, bir gereksinim olarak benimsenmelidir. Zira sonuçta, her iki ülke de refahlarının önemli bir bölümünü bu insanlara borçludur. Ama sonuç, bu insanların Almanya'da genellikle şikâyet konusu olan bir yaşamı sürdürmeleri olmuştur.
Sayın Bayan Özhan, işte bunun için, büyük bir taşı yerinden koparıp harekete geçirdiğiniz için size sonsuz teşekkür borçluyuz. Emin olunuz ki sizin bu konudaki çabalarınızın bilincindeyiz ve takdirle karşılıyoruz. Bu desteğinizle gelecekte de benzeri karma gruplara gezi yaptırmak mümkün olacaktır. Bu tür girişimlerinizde her türlü yardımı göreceğinizden emin olabilirsiniz.
Kısacası ve açıkçası: Çok iyi bir iş yaptınız, devam ediniz. Teşekkürlerimizle!
İlk karma gezi grubu katılımcıları. (45 dolayında imza)”