Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı’ndan ben kendisini destekleyen gazetecileri, çevresinde toplamıştı. Falih Rıfkı (Atay) ile Ruşen Eşref (Ünaydın), Çankaya Köşkü’ne çok yakın bir evde, birlikte kalırlar. O yıllar, ikisi de bekârdır. Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) 1924 yılında Leman Hanım’la evlenir, onlar da sonradan, Çankaya Köşkü’ne yakın bir evde oturacaklardır. Şevket Süreyya (Aydemir), Çankaya Köşkü ne çok yakın, İsmet Paşa’nın ‘Pembe Köşk'ünün az yukarısında bir kira evinde oturur; bu evde 1930'lara doğru Nâzım Hikmet e yemek verir.
Mustafa Kemal'in gazetecileri buncağız değildir. Yunus Nadi, Kurtuluş Savaşı’nın başından beri Mustafa Kemal'i desteklemiş, davasını, devrimlerini savunmuştur. Ama Cumhuriyet yayımlandıktan sonra O daha çok İstanbul'da oturur. Asım Us öyle. Onlar, Mustafa Kemal'in sofrasında da pek görünmezler. Gazetecilerin tümü, çağrıldıklarında giderler. Falih Rıfkı, Mustafa Kemal'in sofralarını tatlı tatlı anlatır. İsmail Müştak (Mayakon), özel kalemden Haldun Derin’in anlattığına göre Atatürk'ün son zamanlarında sık sık Dolmabahçe Sarayı'na gelenlerdendir. Fazıl Ahmet Aykaç da Atatürk'ün yakın çevresinden; O'nunla tatlı söyleşileri olur. Fazıl Ahmet Aykaç, Yakacık Sanatoryumu’nda, sayrı yatarken gelen dostlarına Atatürk'le ilgili anılarını tatlı tatlı anlatır.
Fecri Ati’cilerden birçoğu Atatürk'ün, çeşitli alanlarda, yakın çevresi oldular. Ozan Celal Sahir, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda çalıştı. Atatürk'ün Celal Sahir (Erozan) için şu övgü dizeleri vardı:
-Sadakat/ zahir/Güzelliği bahir/Celal Sahir"
Celal Sahir, Dil Kurumu’nda çalıştığı sırada sayrılanır. Atatürk O'nu, iyileşsin diye Viyana’ya gönderir.
Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmış olan Fecri Ati’cilerden kimileri, örneğin Cenap Şahabettin, Atatürk'e yaklaşmaya çekinir. Yanına gidemez. Atatürk, bir gün Cenap Şahabettin'i sorar:
Neden gelmiyor, ben O'nu çok severim, der.
Efendim, vaktiyle Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına inanmamış. O yüzden gelemiyor, karşılığını verirler. Atatürk:
Ben inandım mı sanki der. Gelsin, çekinmesin!
Hüseyin Cahit (Yalçın), Ahmed Emin (Yalman, Atatürk'ün çevresinden uzak duran gazetecilerdendi.1920'li yılların Ankarası’nı gözünüzün önüne bir getirin. Mustafa Kemal, daha evlenmemiş, Çankaya'ya o eski Ankara evine bile taşınmamış. (Bir eski Ermeni eviydi orası, Mehmed Kemal daha iyi bilir! Şimdi Süleyman Bey oturuyor).
Gece toplantıları, eğlenceler evlerde yapılıyor. Şimdi, Ankara Kalesi’nde, Altındağ mahallesindeki “Kale Washington" ya da “Boyacızade Konağı" gibi genişçe evlerde. Böyle bir akşamı, Yalçın Küçük’le ikimize, Nüzhet Berkin anlatmıştı. Nüzhet Berkin, Nâzım Hıkmet'in ilk eşi. Nüzhet Hanım, Ankara'da Basın-Yayın’ın başında bulunan eniştesi, Taninci Muhittin Birgen’in yanına gelir. Ablası Melahat Hanım, eniştesi Muhittin Bey, birlikte, böyle bir eski Ankara evine akşam toplantısına giderler. Burada Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa da vardır. Taş plakta tango çalmaktadır Bir ara Meclis Başkanı Mustafa Kemal, Nüzhet Hanım’ın önüne gelerek selam verir:
Bu dansı bana lütfeder misiniz diyerek O'nu dansa kaldırmak ister. Nüzhet Hanım:
Teşekkür ederim, dans etmek istemiyorum deyince:
Ama Hanımefendi, lütfen, beni kırmayın. Herkes bize bakıyor!
Hayır! Dans etmek istemiyorum...
Mustafa Kemal, bunun üzerine, genç kızın önünde eğilir, gidip yerine oturur. Nüzhet. o zaman 20-21 yaşlarında var yoktur. Yalçın Küçük sordu:
Mustafa Kemal saldırgan mıydı?
Kesinlikle değildi, yanıtını verdi Nüzhet Hanım, ekledi: Ama pas verilirse hoş, bırakmazdı!
Nüzhet Hanım, savunman Şevket Çizmeli’nin kaynanasıydı. Şevket Çizmeli arkadaşımız, dostumuzdu. Ancak amacımız Nâzım’ın ilk eşi Nüzhet Hanım'la konuşmaktı. Yıl 1980. Bir köşede, Şevket Çizmeli, eşi Fatoş, baldızı Güner, bir kişi daha, bir masada briç oynuyorlardı. Brici seyretmeyi de sevdiğim için oyunu seyre dalmıştım. Nüzhet Hanım, Yalçın Küçük’e:
Su senin arkadaşın çok aptal demiş. Sen O’na aşığım, O ’nun yazılarını okumadan uyumuyorum. O ise hiç yüz vermiyor. Yalçın Küçük uyardı:
Yav, kadın sana hayranmış, sen oyun seyrediyorsun!
Kendime geldim, Nüzhet Hanım'a:
Burada en genç sizsiniz dedim. Yıl 1980, siz de seksen yaşındasınız!
Konuşmaya, Nâzım'dan sorular sormaya başladık. O Nâzım'ı, kendisinin boşadığını söylüyordu.
Şimdi, Nâzım 'la evli olsaydınız, Nâzım’ı bırakır mıydınız diye sordum.
Hayır, yanıtını verdi, öyle bir insanı bırakmazdım!
Nüzhet Hanım, Nâzım ın ‘Mavi Gözlü Dev' şiirini kendisi için yazdığını söylüyordu. Aysel Bayramoğlu anlatmıştı. Şevket Süreyya, elinde çiçeğiyle sık sık Nüzhet Hanım'ı görmeye, O’na saygılarını sunmaya gidermiş. Nüzhet Hanım, Nâzım’dan ayrıldıktan sonra kooperatifçi Servet Berkin’le evlenmiş, Güner, Fatoş adlarında iki kızı olmuş. Fatoş Çizmeli şöyle dedi:
Sayın Ekmekçi, annem bize Nâzım Hikmet'i anlatırken hep O’nun yurtseverliğini vurgulardı. O’na hiç toz kondurmazdı. (Bugün Nâzım yurttaş bile değil!) Nüzhet Berkin 8 Ekim 1989'da öldü.
Dün, Yunus Nadi Yarışması sonunda armağanları kazananlar ödüllerini aldılar. Yarışmaya katılanları yürekten kutluyorum!
* ★*
Bugün Tahsin Saraç'ın ölümünün yıldönümü. Cumartesi arkadaşları, Ceyhun Atuf Kansu, Necdet Özdemir, Erdoğan Erman gibi Tahsin'i de arıyor, anıyor.
29 Haziran 1995, Cumhuriyet