Hacı TÖ'nün, yerleştiği 'Okluk' Koyu'ndaki köşkte, Hürriyet, Milliyet, Sabah gazetelerinden gelenlere yaptığı açıklamaları okuyunca tüylerim diken diken oldu! Bir cinayet filmi izliyormuşum gibi ürperdim, önce şunu söyleyeyim, orada oturup da sorular sorup yanıt alanların hiçbiri bu cinayetin ayırdında görünmüyorlardı. Görünseler, arkasını bırakmazlar, Hacı TÖ'yü soru yağmuruna tutarlardı. Bunu yapmadılar, yapmak uslarından geçmedi!
Öncelikle, iğneyi kendimize batırmak, gazeteci arkadaşlarımızı eleştirmeliyim. Üç ya da dört gazeteden kimi kişiler, sözleşip bir araya geliyorlar, Hacı Tö'nün danışmanına başvurup, görüşme isteklerini bildiriyorlar, görüşüyorlar. Birkaç gazeteci, buna benzer bir numarayı İsrail Cumhurbaşkanı İstanbul'a geldiğinde de çevirdiler. Dikkat edilmişse, giden gazeteciler arasında, o zaman da Cumhuriyet’ten kimse yoktu, yine yok! Bu, benim kırk yıllık gazetecilik yaşamımda yapmadığım, tiksindiğim bir şeydir. Burada, görüşmeye gidenler arasında Cumhuriyet yok diye söylemiyorum, bu 'gazeteci üçkağıtçılıklarının' artık geride kalması gerektiğini düşünerek uyarmak istiyorum. Bunu bir kez daha yinelediklerinde, bu genç arkadaşlarımın benden çekecekleri var! Bir daha olursa, bu kez adlarıyla, kim ne olduklarını belirterek yazacağım! Basında ‘özel haber’ diye bir şey vardır; 'atlatmak' tatlı bir gazeteciliktir; ama, basit kurnazlık iyi bir nitelik değildir...
Herkes biliyor, 'Köşk gazetecileri' vardır; bunlar ‘Köşk’ün hapşırmasını beklerler. Hacı TÖ, onlar aramasa da arar, onlara telefon eder, yazdıracağım yazdırır, bunlara bir diyeceğim olamaz. Kamuoyu, okurlar onları değerlendirir. Ancak, birden çok gazeteci bir araya gelir, “Efendim, şu şu gazetelerden şunlar şunlar bir aradayız, bizimle bir basın toplantısı yapar mısınız?" derlerse bu, gazetecilikle değil; başka, çok başka şeylerle bağdaşır! Basın toplantısı, ayrım gözetmeden yapılır. Ben, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin genel başkanıyım. Basın toplantıları düzenlediğimiz olur. Tek tek, yerli, yabancı gazetecilerle de konuşuruz. Basın toplantılarımıza gelmeyenler çok olur. Ama ayrım gözetmeyiz. Haydi, Hacı Tö, bunları bilmez, Can Pulak nasıl bilmez? Ne zamandan beri bilmez? Can Pulak, ne zamandan beri bozacı oldu? Bir de şu geliyor usa, Haa TÖ, üç gazete mi okuyor?
Buna değindikten sonra asıl konuya geliyorum; sorular arasında şöyle bir soru da var:
Güneydoğu da bir muhatap olmaması konusu tartışılıyor. Bütün bunları kimle konuşacaksınız? PKK ile mi?
Hacı TÖ’nün yanıtı şöyle:
PKK bugün Bağdat'tan destek alıyor. Tabii müttefiki Saddam’dır. PKK zaman içinde, Kuzey Irak‘taki siyasi oluşumların da aleyhine olacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin bu meselede beraber çalışacağı Kuzey Irak ile daha alakadar olması lazımdır. Türkiye'nin menfaati Irak‘ta demokratik bir rejimin kurulmasıdır...
Benzeri sorular var ya, biri de şu:
Ya Türkiye'nin bu bölgeye doğru genişlemesi fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Toprak büyütmek benim fikrim değildir. Toprak genişlerse derdi de artar. Üstelik petrol de artık eskisi gibi kıymetli değil...
Bir de son soru:
Amerikan seçimleri için ne düşünüyorsunuz? Siz kimi destekliyorsunuz?
Tabii bizim Bush'a karşı olmamız doğru olmaz. Ama biz bu işlere karışmayız.
Karışmaz ya, karışamaz artık bitti! Bush da bitti, ANAP da bitti, Hacı TÖ de bitti! Neresine karışacak? Gücü olsa karışmaz mı? Şimdi de Bush’un Irak saldırısı düşlerine karışmıyor mudur?
Bir koyup üç almayı, üç koyup yirmi almayı tasarladığı günler gerilerde mi kaldı ne? Peki, Saddam'ı neden bu denli düşman etti ülkenin başına? Devlet adamlığı bu mu? ’Hinthorozu', Saddam’la, bir muhalefet başkanı olarak görüşmeye gittiğinde, bir dalga geçmedikleri kalmıştı. Bir halk sözü var:
Sahibinin hatırı için köpeğine taş atılmaz! der halk.
Batı Trakya'da bir avuç Türk var diye, Greklerle iyi geçinir Türkiye yıllardır, iyi geçim yolları arar.
Bir koyup üç alacaktı, üç koyup yirmi alacaktı; ne aldı?
PKK'nın doğal destekçisi Saddam'mış! Saddam'ın düşmanı Hacı TÖ, Hacı TÖ'nün düşmanı Saddam! PKK, Güneydoğu'da, Türkiye'nin her yanında, terör estiriyor, insancıklar ölüyor; cinayetler işleniyor. Bu cinayetlerde, kör politikaların, yanlış, tutarsız politikaların payı yok mu? Ölüp giden insanların, Türk olsun, Kürt olsun yaşamlarını yitirenlerin bu cinayetlerde suçlan ne? Asıl sorumlular, neden ayağa kalkıp ‘burada!’ demiyorlar? Gazeteciler, ah o Köşk gazetecileri, sizlere ne söyleyeyim, neden çıkıp “Bunların, bu yanlış politikaların sorumlusu kimdir" diye sormuyorsunuz? Siz de ekmek parası kazanmak için mi sormuyorsunuz? Cinayeti neden görmezden geliyorsunuz?
Cinayetler, kabak gibi ortada duruyor, neden görmüyorsunuz?
Ben, cinayeti gördüm!
23 Ağustos 1992, Cumhuriyet