Çillerin Etekleri...

DYP kurucularının duyurularının ikincisi yarınki Hürriyet’te ilan olarak çıkıyor. Kurucular, bunda, özetle “Biz bir fikir hareketiyiz, gündelik politikanın içine girmiyoruz, şahsiyat yapmıyoruz" diyorlar. Çalışma düzeyinin “kongre" olduğunu belirtiyorlar. DYP kurucuları, ilan olarak açıklamalarını yayımlarken, çeşitli tepkiler geliyor. Örneğin:
Tam hükümet kuruluyor, siz neler yapıyorsunuz? yolundaki eleştirilere, şöyle karşılık verilmekte:
Hükümeti ister ANAP’la İster RP ile ister CHP ile yap, ister dönüşümlü yap, ister haftada bir değişen başbakanla yap, ne yaparsan yap, biz onlara karışmıyoruz. Şu anda, önümüzde olan sorun DYP’dir.
Ama, ilanın altında “Doğru Yol Kurucuları" diyorsunuz, kim oldukları belli değil! diyenlere de şu yanıt veriliyordu:
Bekleyin, üçüncü duyurudan sonra basın toplantısı olacak, o zaman öğreneceksiniz.
Uzgöreçlerden (televizyonlardan) “Kanal 6, HBB, atv, Show TV" DYP kurucularının duyurularını görmezden mi geliyorlardı? Kuruculara göre onlar, Tansu Çiller’den yana gibiydiler. Bir, “Kanal D" ile bazı özel uzgöreçler, yansız havasındalar.
Kimi de şöyle diyordu:
Bu adamlar, böyle ilan verdiklerine göre, kim bilir arkalarında kimler var?
Bu konuda çalışan “kurucu”ları yakından tanıyanlar, işin böyle olmadığını biliyorlardı.
Kurucular, “kongre"ye gidecekler, zaten 1996 yılı, DYP için kongre yılı! Tansu Çiller boş durup armut toplamadı elbette. Genel Yönetim Kurulu'nu toplayıp 28 ilde hemen kongreye gitme kararı aldırdı. Etekleri tutuşmuş muydu ne? Şimdiye değin yapılmış kongreler de iptal edildi! Delege seçimleri, yeniden sıfırdan başlanarak yenilenecek. Bu kongreler yapılmadan olağanüstü kongre, daha önceki 4. kongre delegeleriyle toplanırsa Tansu Hanım’ın suyu ısınacak. Oysa, yenisi seçildikçe, eskilerin delegelikleri düşecek. Yerlerine “paralı askerler" gelecek. Çiller'in askerleri çoğalacak, o zaman olağanüstü genel kurulu toplamanın bir anlamı kalmayacak. İçimden:
Kıran kırana Pomak güreşi gibi! diyorum. Meraklılar arasında:
Başınız kim, onu bilmek istiyorum! diyenler var. Hüsamettin Cindoruk, “Görev verilirse, ben hazırım!" demişti, arkasından eklemekteydi: “Ama, önce ortalığı bir temizleyin!"
Bu kez DYP delegelerinin koyun olup olmadıklarını görecek kamuoyu. “Çoban Sülü"ye alışmışlardı da...
Türkiye'de bugün parası olmayan politika yapamıyor. Parası olmayan sayrıevinde yatamıyor, yüksekokullarda okuyamıyor. Eğitimle sağlık paralı olur mu? Bu, eşeklik değil de ne? (Eşeklerden özür dilerim). Politika yapabilmek için, ya Amerika'da malı mülkü olacak, ya da onlarca kilo altını, öyle mi?
Çok partili yaşama geçişimizden beri, siyasal partilere, 1984 yılına değin, Hazine'den para verilmezdi. 1992'de de siyasal partilerden yüzde 7'nin altında oy alan partilere de Hazine'den para verilmesi kararlaştırılmıştı. Hacı TÖ'nün girişimiyle gerçekleştirilen yardımdan Ecevit'in partisi DSP de yararlandı. Hacı TÖ'nün gerçek amacı, solun oylarını bölmekti!
Daha önceleri ise siyasal partiler, zenginlerden, yüklenicilerden para toplamaya çalışırlardı. Hazine’den yardım yapıldı da ne oldu? Değişen hiçbir şey olmadı. Hacı TÖ, işadamlarına, zenginlere seçim öncelerinde -bir çeşit- salma salardı. Bugün de öyle değil mi? Parayı bastıran -üçkâğıtçıymış, şuymuş buymuş bakılmaksızın Meclis'e girimi veriyor ne?
Onun için, ben DYP'li kurucuların girişimini ülke açısından, demokrasimiz açısından olumlu karşıladım.
Kurucuların bürosunda toplandıkları Sezar Aygen’in adını, salı günkü “Ankara Notları"nda iki kez yanlış yazdım. Anadolu kalıplarına Sezai Aygen diye gitti, sonra Sezer diye düzelttim. Ankara’da öyle çıktı. Oysa, adı Roma İmparatoru Sezar’ın adıydı. Sezar Aygen,
196O’lı yıllarda ODTÜ'nün binalarının yapımında çalışmıştı. 1964 yılında, ODTÜ Rektörü Kemal Kurdaş'a gelen o zamanki Başbakan İsmet Paşa (İnönü), Kurdaş'ın koluna girer; ODTÜ hakkında bilgi alır, birlikte yürüyüş yaparlardı. Bir gün, Sezar Aygen, şantiyede inşatın başında, ayağında bir kot pantolon, üstü başı perişan bir durumdayken İnönü ile Kurdaş'ı gördü. Onlara görünmemek için, yapılardan birine giriverdi. Ama Kurdaş O’nu görmüştü. Seslendi:
Sezar, Sezar gel! Artık kaçış yoktu. Yanlarına vardı. Kemal Kurdaş: “Paşam, işte üniversiteyi inşa eden adam" dedi, “Adı da Sezar'dır!" Paşa sordu:
Ne? Ne?
Sezar Paşam, Sezar! İnönü, Sezar’a baktı baktı:
Bu ne tevazu! dedi.
Kuruculara ANAP yönünden de haberler geliyordu. Kimi ANAP'lılar da DYP kurucularının davranışını hayranlıkla izliyorlardı!
***
11 Ocak 1996 Perşembe günkü Cumhuriyet’te çıkan “Yağla Bal..." başlıklı “Ankara Notları"nda, bir yerde şöyle bir tümce vardı:
"... İlginç, Refah ile ANAP'ın ortaklaşa hükümeti kuracakları haberi bu arada kulağıma çalındı. Biri şöyle dedi:
Bu konuda yukarıdan onay bile çıktı!
Yukarısı dediği ABD miydi? Bağımsızlık kâğıt üzerinde bir şey midir?"