Faşistlerin canavarca öldürdükleri altı genç toprağa verildiler. Beşinin ölüsü, ailelerce alınıp çeşitli araçlarla gençlerin doğdukları yerde gömüldüler. Ankara’daki törende bulundurulmamışlardı. Söylentilere göre hükümet ya da yöneticiler, Ankara’da tören düzenlenmesinden yana değildiler. Kışkırtmalar olmasından, olaylar çıkmasından çekiniyorlardı. Cenazeler kaldırılırken de yeni ölüler olur muydu?
Polis, daha olay günü, ölüleri Karşıyaka Mezarlığının morguna taşımıştı. Olaysız oradan kaldırılsın işte, demeye gelirdi bu tutum.
TİP Genel Başkanı Behice Boran, Başbakan’la yaptığı konuşmada ondan iki şey istedi. Biri ölenlerin cenaze törenlerinin yapılması, öbürü katillerin elinden yaralı olarak kurtulan Serdar Alten’in bakımının güvenlik içinde yapılmasıydı...
Aman ya cenaze töreninde olay çıkarsa? sorusu bir ölçüde yılgınlığa, yöneticileri, TİP yöneticilerine güçlük çıkarmaya değin götürdü.
-Aileleri izin vermiyor, ölülerini törensiz, kendileri gömecekler denildi.
Jandarma Genel Komutanlığından gelen bir albay, tören sabahı, Karşıyaka Mezarlığına gelip cenazelerden birini erlerle götürdü. Tören yaptırılıp yaptıramayacağına bir türlü kesin karar verilemiyordu.
Behice Boran, telefonla (Başbakan) Bülent Ecevit’i aradı, durumu anlattı. Çıkarılan güçlükleri de... Törenler yapılmalıydı.
Önceki akşam, cenaze töreninin yapılmasına izin çıktı. Ancak bir Salih Güvendi’nin cenazesi kalmıştı...
Cenaze töreni büyük oldu Ankara’da. Solun bütün kesimleri, cenaze töreninde buluşmuşlar gibiydi. Kuruluşların temsilcileri, eski TİP’liler, tabii senatörler, yazarlar, sanatçıların çoğu oradaydılar. TİP’in eski genel başkalarından Şaban Yıldız İstanbul’dan gelmişti. Turgut Kazan da törenlerin yapılması için nasıl çırpınmıştı? Sadun Aren, “Barış Derneği” Genel Sekreteri Enis Coşkun, Niyazi Ağırnaslı, belleğimde kalanlardı törende. Behice Boran’ın yanında Nihat Sargın ile TİP yöneticileri yürümekteydiler.
Gençlik kesimi, ayrı ayrı kendi sloganlarını söyledi. Oldum olası, sloganlarla, duvar yazılarına tutulduğumu, yer yer -gençlik sloganlarla yetişiyor- diye eleştirdiğimi okurlar bilir. Ama bu ayrılık en az göze çarpar biçimdeydi cenaze töreninde. Ağırbaşlılık bozulmadı. TİP’liler:
Silahımız partimiz, önderimiz Boran sloganını söylüyorlardı.
Ortak sloganlar vardı:
Katiller bulunsun, hesap sorulsun!
MHP, ÜGD kapatılsın, kahrolsun faşizm!
Gençlik kesimlerinin temsilcileri arasında CHP’li gençler de vardı. CHP’li Ankara Belediye Başkanı (Ali Dinçer) başsağlığı dilemişti. Hükümetten kimse yoktu.
Maltepe yolunda on binler yürürken, balkonlarda insanlar, yaşlı gözlerle bakıyorlardı. Bir kadın ağlıyordu.
Büyük kalabalık. Maltepe’de Ülkü Ocakları önünden geçerken, balkonda daha bıyıkları terlememiş iki ülkücünün güldüğünü, sigara içerek geçenlere baktığını görenler çok kızdılar. Balkona doğru bağırdılar:
Kahrolsun faşizm!
Polisler Ülkü Ocakları önünde geniş önlemler almıştı. Olay çıkmadı...
Karşılaşan dostlar, hüzünlü konuşuyorlardı, fısıldar gibi:
Hep cenazelerde buluşuyoruz!
Doğan Öz’ün eşi oradaydı.
Dışarda gençler bağırıyorlardı.
MİT, MHP, Kontrgerilla, Ülkü Ocakları kapatılsın! Katiller bulunsun, hesap sorulsun!
Cenaze töreni, sinmiş halkın bir yılgınlığını gideriyor gibiydi...
Sadun Aren, ilk bu Maltepe yolundan 27 Mayıs’ta “Devrim şehitleri”nin cenaze töreninde geçtiğini anlatıyordu.
Tören Tandoğan’da sona erdi.
Behice Boran, yaptığı konuşmada şöyle dedi:
Gencecik arkadaşlarımızdı. Yaşamları çok kısa sürdü. Ama anlamlı bir yaşamdı bu. Yaşları küçüktü ama, yürekleri büyük, bilinçleri yüksekti. Yaşamlarının amacının ne olduğunu, ne için dövüştüklerini, bir gün öleceklerse eğer, ne için öleceklerini biliyorlardı. Kendi yaşam ve kavgalarının işçi sınıfının, geniş emekçi kitlelerin, tüm ilerici, yurtsever güçlerin yaşam ve kavgalarının bir parçası olduğunun, o kavganın önünde yer aldıklarının bilincindeydiler. Bu içerikle ve o bilinçle yaşanan bir yaşam, olgun bir yaşamdır. Gerçekten yaşanmış bir yaşamdır. Uzun, boş, anlamsız yıllarla süren yaşamların hiçbir zaman olamadığı kadar...
Törende düşünüyordum...
Törenin olaysız geçmesi bile, beğenmediğimiz Ecevit hükümetinin, geçmiş MC (Milliyetçi Cephe), Ye-Me-Ce (Yem Milliyetçi Cephe) hükümetlerinden değişik olduğunu göstermekteydi.
Bir yandan katil sanıkları saptanmakta, gözaltına alınıp tutuklanmakta... Türkiye’de umutlarını hükümetin gitmesine bağlayanların umutları kursaklarında çöreklenmekteydi.
Doğan Öz’ün katil sanığı (İbrahim Çiftçi), hükümet düşerse gelip teslim olacağını söylüyor. Yakalanıp polise, savcıya açıklamalarda bulunan sanıklar, amaçlarının hükümeti düşürmek olduğunu saklamıyorlar...
(Cumhuriyet, 13 Ekim 1978, “Ankara Notları”)
Ankara Adliye Sarayı’nda dün on tutanak yazmanı (zabıt kâtibi) için yapılan sınav çok önemliydi: 3500 kişiden kimin kazanacağı da belli miydi! Unutmadım, duracağım üzerinde daha. Tutanak yazmanı bahane, amaç Refah’ın Adalet Bakanlığında örgütlenmesi. Takıyye bayım, takıyye!..