Çaşıt* Kim?..

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Profesörü Oya Köy­men, 1983 yılında 1402'lik olup üniversiteden atılınca, Oya Köymen'in babası Dr. Abit Köymen, sınıf arkadaşı YÖK Başkanı İhsan Doğramacı’yı aradı, kızının durumunu an­lattı, şöyle dedi:

Bu ne demek oluyor? En azından bana bunu açıkla­mak zorundasın...

Valla, işte., üniversite içinden ihbar ediyorlar..

Peki, kızımın nesi varmış?

Kızının kocası TİP'liymiş!

Peki, Oya Köymen’i Boğaziçi Üniversitesi'nden kim ih­bar etti? Çaşıt yani "muhbir” kim? Bilinmiyor. Geçen yıl mayıs sayılarından birinde, "Aktüel" dergisinde. Neyyire Özkan'ın “Çelik Tebessüm " başlıklı ilginç bir yazısı çıkı­yor. Tansu Çitler, yeni Başbakan olunca, her yönüyle in­celemeye alınıyor. Neyyire Özkan, bir yerde şunları da yazıyor

... Kolej yıllığında 'Zeki ve kararlı bakışlarıyla bakınca ne kadar zor olursa olsun planladığı şeyi elde edeceğine emin olabilirsiniz. Çok meşgul olmasına rağmen daima her şeyi tam ve iyi bir şeklide yapar. Nasıl vakit bulabildi­ğine şaşarsınız' diye anlatmış arkadaşları. Onu 'uzak ve soğuk' bulan kolejliler bile bu özelliklerini teslim ediyor. Çünkü o sınıf arkadaşı Ayla Karanla 'in dediği gibi 'başa güreşen', öğretmeni Fatma Banat'ın hatırladığı gibi 'aklı başında'.

Bu özelliklerine ilk gençlik yıllarından itibaren kristalize olan 'hırs'ı da eklenince, uzun yıllardır ekonomi analizleri yapan bir yazarın tespitiyle 'hedefe varmak için her şeyi mubah sayan' bir Tansu Çiller ortaya çıkıyor. Nitekim, 'Boğaziçi Üniversitesi'nden atılan tek öğretim üyesi Prof. Oya Köymen olayı' ile Tansu Çiller arasında bağlantı ku­ruluyor. Rivayet o ki, aralarında bölüm başkanlığı yüzün­den çıkan tatsızlık 'ihbar'a kadar uzamış ve Köymen için Tansu Çiller, 'kaybolan on yıl' demekmiş! Akademi ca­miasında Çilleri küçümseyip akademisyenliğini 'makbul' saymayanlar var. Öğrencileri üzerinde de didaktik ve teorik hoca' diye iz bırakmış... 

Neyyire Özkan, 1994 Şubatı'nda, arkadaşları ile birlikte ”Aktüel”den ayrıldı, "Hürriyet"e geçti.

1979 yılında, Oya Köymen profesördü, Tansu Çiller da­ha profesör olmamıştı. Çiller, profesör olmadığı halde, "bölüm başkanlığı "na vekâlet edebiliyordu. Köymen pro­fesör olunca, seçim yapıldı. Bölüm başkanlığına Oya Köymen getirildi. Ama, Tansu Çiller, “bölüm odası”nı teretmedi, yerinde oturdu. Sanki, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ardından 1980 faşist darbesi geldi mi? Üni­versitelerden atılmalar başlamıştı. Oya Köymen, bölüm odasını boşaltmayan Tansu Çiller’le ne tartışmış, ne kav­ga, ne de gürültü etmişti. Tansu Hanım, onları yok sayı­yor, onlarda onu.

1983 Mayısı’nda, birden pat diye, Oya Köymen Boğa­ziçi’nden atıldı, 1402'lik oldu. 1979'da bölüm başkanı oldu­ğunda, güvenlik soruşturmaları sıkı sıkı yapılmış, ardın­dan bir kez daha yapılmıştı. Oya Köymen, 1980 sonrasın­da da bölüm başkanlığını sürdürmekteydi. Hem de güvenlik soruşturmalarından geçerek. Oya Köymen, Bo­ğaziçi'nden atılan, 1402’lik olan tek öğretim üyesi, Tansu Çiller'le aynı bölümde olan kişiydi. Üniversiteden biri ih­bar etmişti. Ama kimdi? Buna ilişkin somut bir belge bul­mak gerçekten güçtü. Çaşıtlık bir telefonla yapılıyordu.

Tansu Çiller, kimileyin açıkça derdi:

Ben bu akşam, Hilmi Fırat Paşa'yla yemek yiyorum!

Vay vay vay.. Kimi içinden böyle derdi. Bilmezdi ki, Hil­mi Fırat Tansu Hanım'ın şirketinin yönetim kurulu üyesiy­di? Hilmi Fırat'a gazeteciler "Sessiz Gemi" derlerdi. Bir sayrılığı nedeniyle, emekli amiral, kısık sesle konuşur­du...

Oya Köymenler, yedi yıllık uğraştan sonra, Danıştay'ın "İçtihadı Birleştirme Kararı” ile eski görevlerine dönebilmişlerdi. 1402'likler, başka üniversitelerde de vardı. Bun­lardan saptayabildiklerim de şunlardı:

İstanbul'dan Aydın Aybay, Murat Sarıca, Nuri Karacan, Kıvanç Ertop, Bülent Tanör, Günsel Koptagel İlal, Gencay Gürsoy, Üstün Korugan, Rona Serizan, Hüseyin Hatemi, Yücel Sayman, Ankara'dan Yakup Kepenek, es­ki Turizm Bakanı Abdülkadir Ateş, Bahri Savcı (80. yaşı kutlu olsun!), Tuncer Bulutay, Korkut Boratav, Cem Eroğul, Rona Aybay, Cevat Geray, Yılmaz Akyüz, Baskın Oran, Nurkut İnan, Mete Tuncay, Haldun Özen..

Rona Aybay, “Sizi ihbar edeni bilmiyor musunuz?" so­rusuna şu karşılığı veriyor:

-Bak, benim tavrım her zaman için şu oldu. Ben, benim ipimin çekilmesi için imzayı kimin attığını biliyorum. İh­san Doğraman' Ondan öncesi beni ilgilendirmiyor. İhsan Doğramacı. ''Benim bu işle hiç ilgim yok!” dedi, başından beri. Ben, Danıştay'da kanıtladım ki, bizi atan İhsan Doğramacı'dır ve davamızı YÖK aleyhine açtık biz, İhsan Doğramacı'ya karşı açmış olduk yani ve kazandık. Ihsan Doğramacı. "Benle ilgisi yoktur bu işin, Sıkıyönetim Ko­mutanı yaptı!” filan dediyse de, yasa dikkatli okununca şu görülüyor; yasa diyor ki. Sıkıyönetim Komutanı ister, öne­rir. ilgili makam işine son verir. Şimdi, bizim işimize son veren İhsan Doğramacı'nın başkanlığındaki YÖK 'tür. Bu­nu birçok arkadaş gözden kaçırıyor. Çünkü. Sıkıyönetim Komutanı istekte bulunuyor...

Aziz Nesin, İstanbul'da Çapa da, DİSK'li Demirhan Tuncay Ankara'da İbni Sina Sayrıevi'nde önemli ameliyat geçirdiler. Suphi Gürsoytrak. İzmir’de 9 Eylül Üniversi­tesinde karaciğerden yattı. Üçüne de "geçmiş olsun" diyorum.

* Çaşıt: Birinin bir eylemini başkasına gizlice duyuran kişi demek: Ali PÜsküllüoğlu, Ataç’tan. Cemal Süreya’dan örnekler almış “Öztürkçe” sözlüğüne..