Canip Yıldırım la, Ahmed Arif’in ölüm yıldönümünde söyleşiyoruz. O anlatıyor.
Ahmed Arif çok sorumlu, çok anlayışlı, dirayetli bir insandı; burnundan kıl aldırtmaz. Yüklenici (müteahhit) olan üvey kardeşi Tuncer. yüz kez bana dedi ki: "Canip abi, sen Ahmed'e söyle, ne olur bıraksın. Filinta'yı ben okutayım; kolejde, en iyi okullarda..."Ahmed'e söyledim, kabul etmedi. Hiç kimseye minnet etmeyen bir adam.
Doğru...
Çok garip bir insandır. Etik değerlere, ahlakı değerlere Ahmed kadar saygılı adam ben daha görmedim. Dostluk, insanlık. Sevdiği bir adama deli gibi bağlanır. Sevmediği, kızdığı bir adamı da yerden yere vurur, biliyorsun o tarafını.
Biliyorum.
Şimdi, örneğin Rıfat Ilgaz a tapardı, çok severdi Rıfat Ilgaz'ı. Ama, Aziz Nesin’e müthiş düşmandı. Hiç sevmezdi Aziz Nesin'i.
Filinta yazısından dolayı mı?
Herhalde, herhalde... (Aziz Nesin’i sevmemesine karşın, birlikte kitaplıkta oturup söyleşirken Aziz Nesin’in “Aziz Nesin" kitapları üstünde duran fotoğrafına hiç değinmez, beni de anlayışla karşılardı.)
Canip Yıldırım, anlatmayı sürdürüyordu:
Biliyorsunuz, dünyanın en inatçı adamıydı. Poliste kendisine korkunç işkenceler yapılmıştır. "Bir şiirini oku” demişler, okumamış da. Ama, bir minicik çocuk kadar saftı. Mustafa Ekmekçi dese ki "Şu adam kötüdür", bitmiştir “Polis" sözü, O 'nun dünyasını altüst ediyordu, anlatabiliyor muyum ?
Biliyorum canım, ben telefonda konuşurken biriyle, yanımdaysa, “Benim burada olduğumu söyleme "derdi. Konuştuğum sevdiği biriyse. “O benim ağabeyim, saygılarımı söyle" derdi. Telefonu vermemi de beklerdi.
Çok ilginçtir, örneğin İsmail Beşikçi’ye tapardı, çok severdi. Mihri Belli'yi çok severdi. “Mihri abi, Mihri abi" derdi. Değeri olan adamlara çok değer verirdi. Ahmed öyle, boş adam değildi. Namuslu bir adamdı. Bir de O’na biliyorsunuz, "feodal kökenli" derlerdi. "Bu, Yılmaz Güney, Ahmed Arif feodal kökenlidirler. Onun için Türkiye'de sol gelişmemiştir" tezini savunanlar vardı. “Eğer, derdi, feodallik namuslu olmaksa, feodallik arkasıza acımaksa, konukseverlik feodallikse, ben feodalliği kabul ediyorum.." derdi.
Hiç işkence filan anlattı mı? Çektiği işkenceleri...
Evet "Beni öyle dövdüler ki! Polis bir dövdü, dövdü. Sonra istasyonun oradaki stadyum var ya, o stada attılar. Orda kaç gün öyle, ölü durumda kaldım, çöpçüler gelip beni oradan kaldırdılar" der. Ahmed Arif'e yapılan işkence, hiç kimseye yapılmamıştır. Çünkü, Ahmed Arif, kendisine küfür edildiği zaman, aynı şekilde polise karşılık veren bir tip. Babasına karşı korkunç bir saygısı vardı, annesine karşı öyle. Polis ne söylüyorsa, o da aynı yanıtı veriyordu gücü yettiği kadar. Hatta, bir polis sonradan anlatmış kendisine; der ki: "Oğlum, canım çıksın, seni bir dövdüler, dövdüler, hiç unutamıyorum. Ama, sen de o dayağa karşı durmadan küfür ediyordun kendilerine..." Polis çok acımış, çok dövmüşler kendisini. “Kan işettiler diyor bana, kan işettiler!" Türkiye, felaketler ülkesi Mustafacığım, Nâzım’ın çekmiş oldukları...
Nâzım’ı çok severdi benim bildiğim...
Tabii, Nâzım'a hayrandı. Bir de Rıfat Ilgaz’ı çok severdi Cemal Süreya'ya çok büyük saygısı vardı. Cahit Sıtkı (Tarancı)’yı, Orhan Veli ’yi de çok severdi. "O, çok büyük bir şairdir” derdi. "Ben şiirlerimi okuduğum zaman Cahit Sıtkı hüngür hüngür ağlardı" derdi. Felsefeci Nusret Hızır, O'nun çok sevdiği, saydığı insanlardan biriydi. Nusret Hızır da O'nu çok seviyordu. Ve böyle arada bir kaytarırmış Nusret Hızır. Hanımı, yaman bir hanım. Aybaşı olunca, bütün parasını elinden alır. Çok az bir parası kalır, onunla da Ahmed'le giderlermiş. "Kafayı çekelim." Tabii bu altı ayda, üç ayda bir olur. Ahmed'e dermiş ki; "Bana şiirlerim oku." Ahmed de şiirlerini okuduğu zaman, gözleri doluşur, ağlarmış. Ahmed Arif de dermiş ki: "Ağabey, ağabey ağlıyorsun, seni üzüyorum. Sonuncusunu okumayacağım". "Yok, diyormuş. Nusret Hızır, benim duyguya da ağlamaya da ihtiyacım var. Bu duyguyu benden esirgeme!" Biliyorsunuz, Nusret Hızır çok büyük bir adamdı. Behice Boran, Niyazi Berkes, Mediha Berkes, Muzaffer Şerif Başol, bütün bunlar "menkup" (görevlerinden uzaklaştırma) durumuna düştüler, görevlerinden atıldılar. Amerika’ya şuraya buraya gittiler. Yalnız, Nusret Hızır da aynı kliktendi. Nusret Hızır öyle iyi bir insandı ki bunları tölere etmişti, yani bunlara yardım ederdi, örneğin derler ki Prof. Necati Akder in doktora tezinin, makalelerinin hazırlanmasında. Nusret Hızır'ın çok büyük rolü olmuştur. Herkese yardım eden bir adam. Yani kıyamamışlardır Nusret Hızır'a Ünlü Alman fizikçisi Reinbach’in asistanlığını yaptı, önce İstanbul'da, sonra Ankara'da...
Canip Yıldırım, tatlı tatlı anlatıyordu; herkesin bildiği dışında değişik bir Ahmed Arif anlatıyordu. Şöyle diyordu:
Yani, bu Cahit Sıtkı'nın, Orhan Veli'nin, Nusret Hızır'ın kendisini çok sevdiklerim söylerdi. Cahit Sıtkı hüngür hüngür ağlar, bu şiir okuduğu zaman. Cahit Sıtkı'nın biliyorsunuz içki âlemi vardır, o içki aleminde Çetin Altan'lar, şunlar bunlar bile sık sık bulunurlar. Bana Çetin bile söyledi: O, “Otuz Beş Yaş "şiirinin ödülünü aldığı zaman, ödülü iki gecede bitirmişler. Eli açık bir adamdı Cahit Sıtkı, masası açık, dünyanın en nazik bir insanı. Şiirden çok anlardı. Ahmed Arif diyor ki: "Bir gün şiir okuyordum kendisine; masada kalabalık vardı, birkaç kişi de konuşuyordu. Oradakilere dedi ki: ‘Yahu susun susun, Ahmed şiirin belini getiriyor!”