Canip Yıldırım’a sordum:
Bir arkadaşı olarak Ahmed Arifi anlatır mısınız?
Ne zaman tanıştınız siz?
Ahmed Arif’le, "Asiye Nasıl Kurtulur" oyununun bir galası vardı...
Evet anımsıyorum. Kavaklıdere'deydi. "Hürriyet'in karşısındaki tiyatroda. Vasıf Öngören’in oyunuydu 1971'de, biz de izledik eşimle..
Büyük bir kalabalık vardı; ben Ahmed Arif’i daha önceden tanırdım, ama gıyaben tanırdık birbirimizi. Ahmed Arif, biliyorsun sert, dobra dobra bir adam. Başından geçen olaylar dolayısıyla da biraz kuşkucudur, biliyorsun; arkadaşlar da bana: "Ahmed Arifle arkadaşlık yapmayasın' uyansını yapıyorlardı. İşte, böyle, “kincidir, sağı solu belli olmaz...” falan. Ama Arif beni, ben de Arif’i başka arkadaşlar aracılığıyla tanıyorduk. Benim “49’lar davasından sonra Ahmed Arif’in bana bir yaklaşımı oldu. Ve o galada Ahmed Arif geldi bana; “Ben Ahmed Arif" deyince, tabii boynuna sarıldım, öpüştük. Arkadaşlığımız böyle oldu önce; ama tabu Ahmed Arif’in şiirlerini biz ilk olarak Pazar Postası'nda okuduk, orada bir şiiri çıkmıştı...
1950'lerde çıkan Pazar Postası, Cemil Sait Barlas'ın Pazar Postası değil mi?
Evet, o zaman muttali olduk (bilgilendik); Ahmed Arif’in şiirleri var da yasaklanmış, tabii şiirler. Ama kaçakçılar olsun, Diyarbakır'ın kabadayıları, şoförleri, Ahmed Arif’in “Otuz Üç Kurşun "unu ezbere bilirlerdi. Bazıları da getirirlerdi, böyle daktilo ile yazılmış şiir, onu; zulalarından çıkarırlardı: "Abi, derlerdi, bak işte, Ahmed Arif’in böyle böyle bir şiiri var..." Ahmed Arif, son derece mahviyyetkâr (alçakgönüllü), kendi kendisini hiç ileriye atmayan, birdenbire parlayan... Zaman zaman böyle bir durgunluğu vardı, biliyorsunuz, Ahmed; Arifin böyle bir dönemi vardır, psikolojik bakımdan durgunluk dönemidir. O dönemde Ahmed Arif, dünya ile ilişkisini keser, hiç sokağa çıkmaz. Hatta, benim kıymetli yengem Aynur Hanım (Önal) öyle derdi: “Aman Canip, gel bunu biraz dışarı çıkar!" Çıkmazdı. Hiç unutmam, İlhan Erdost’un öldürülmesinden sonra Ahmed Arif cenazeye katılmamıştı. Bir gün, ikimiz Muzaffer’in (Muzaffer İlhan Erdost); oradan geçerken dedim: "Bir Muzaffer'e uğrayalım"; “Yok Canip, yok dedi, benim bu boynumu arkasından testere ile kessinler!''. "Niye" diye sordum, “Cenazesine katılamadım" yanıtını verdi. Yani, Ahmed Arif’i anlamak lazım. Ahmed Arif’in dönemleri vardır, o dönemlerde de çok kinci olur, örneğin, Ahmed Arif’in hemşerileri var, ozan arkadaşları var, Ahmed Arif’in o dönemlerini bilmek gerek. Tabii, Ahmed Arif’in bu dünyasını ben biliyordum, çünkü ben de bunları yaşadım.
Anladım...
Yani, Ahmed Arif’te... Biliyorsun, hücrede intihara kalkması vardır…
Bilmiyordum, hücrede?
Tabii, şahdamarını keser.
Yayımlanmadı bunlar hiç!
Yayımlanmadı, zaten ilginçtir, bunu herkese anlatmazdı. Çok ilginçtir. Orada (hücrede) der ki: “Başımı yastığa koyduğum zaman ses duyuyordum ve bu ses: 'Hâlâ kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar’ şarkısı. (Kendi kendime) dedim ki: Ulan Ahmed, sen gidiyorsun. Bunalıma girmişsin. Burada bir şey olursa, delirirsen filan halk diyecek ki: "Korkusundan delirdi!' Ve kalk! Düşünüyor intihar etmeyi, canına kıymayı...
(Bu İlhan Selçuk'un Ziverbey’e girmek için arabadan inerken kendi kendine "Dik dur ulan!' deyişini anımsatıyor. Aynı duygu...)
-1951'de yattı, çıktı cezaevinden değil mi?
Cezaevinden çıktıktan sonra Ahmed Arif hakkındaki rapor şudur: “Artık bu, yürüyen, yaşayan bir ölüdür". Bitmiştir Ahmed Arif!
Kim veriyor raporu?
Bu rapor, polisin raporudur! Şimdi, Ahmed Arif, bu cezayı çektikten sonra…
Ne kadar yatmıştı cezaevinde? Yatmadı pek fazla...
Yattı, bir süre yattı ondan sonra çıktı. Ama o, korkunç işkenceleri yaşadı. Ondan sonra Diyarbakır'a gitti. Diyarbakır'da onun kirvesi var, “Halil Abi" derdi ona, o Halil amca, Ahmed'e çok ilgi gösterir, bir de üvey annesidir Arife Hanım ve üvey kardeşleri Ahmed Arif’e, öyle ilgi gösterirler ki... Zaten o anlatır: “Yoksa ben bitmiştim" der, "Beni yaşatan, kirvem -sonra kirvesi olmuştur, Halil Abı dediği kişi- ve kardeşim ve üvey annem. O eli öpülecek, beni büyüten, yetiştiren, süt veren, beni eğiten, beni adam eden anam Arife ve O'nun kardeşleri, bir beni severlerdi, severlerdi, severlerdi.." der ve insanı ağlatır yani. Büyük ozanların, yazarların bir özelliği vardır. Yaşar Kemal de deliler gibi Çukurova 'da dolaşmıştır. Köy köy, kasaba kasaba; 1951’den 1959’a değin bir tek satır yazamaz. Bunalımlı dönemidir o.
Evet...
Yani, anlatabiliyor muyum Ahmed Arif olsun, bütün büyük ozanlar, bütün büyük yazarlar olsun, Maksim Gorki'yi biliyorsunuz, intihar girişiminde bulunur, kalbine kurşun sıkar, ölmez! Ondan sonra yaşamı sevmeye, anlamaya başlarlar. Ahmed Arif’te bu çok, çok belirgindir. Yani, Ahmed Arif, son derece ilginç bir insan. Biliyorsunuz, bir ara, "Ahmed Arif niye şiir yazmıyor?" “ ‘Hasretinden Prangalar Eskittim' kitabından başka şiir yazamadı" falan diyorlardı. Esasında yazıyordu, ama oğlu Filinta ile eşi nedeniyle, Ahmed Arif diyordu ki: “Ben acı çekebilirim, kahırları çekebilirim, ama Filinta'ya ve karıma o acıyı çektirmek istemiyorum. Onları niye güç duruma sokayım?.."