Mecliste, bütçenin son toplantısını izleyenler, sanının Hinthorozu Erdal Bey'e tam notu vermişlerdir. Hacı TÖ bile, tırmandığı Çankaya'da duramamış. Erdal Bey’in konuşmasının arkasından, TV’yi kullanarak ona yanıt vermeye çırpınmıştır. İşler artık iyice zıvanadan çıktı. Hacı TÖ'nün, Erdal Bey’e yanıtı, neden bütçe görüşmelerinin arasına sokuşturuldu? Meclisin öğleden sonraki toplantısında, Onur Kumbaracıbaşı, gelen topu gördü, çalımladı, doooğru ANAP kalesine, ANAP'ın Çankaya’sına.
Bütçe görüşmelerini TV'den izledim. Daha iyi oluyor da ondan. Basın locasından izleyince, milletvekillerini arkadan görebiliyorsunuz, yüzlerini görme olanağı bulamıyorsunuz. TV’den izleyince, öyle mi ya? Diyelim, Sayın Milletvekili mayışmış, koyu bir söyleşiye dalmış. Muzip bir TV kameramanı geçiyor karşılarına, başlıyor çekime. “Sayın Milletvekilleri'', esas duruşa geçer gibi, konuşmayı, söyleşiyi kesiyorlar, İlkokul öğrencileri gibi, başlıyorlar kameraya bakmaya! Bööööyle bakıyorlar! Uyuyanlar, hemen uyanıyor; kamera gittikten, başkalarının üzerine çevrildikten sonra, rahatlamış bir biçimde:
Kamera gitti! Haa ne diyordum?
Başlıyor mu kaynatmaca yeniden? Bakanların çoğu da yakalanınca kameraya, durum vaziyetlerini düzeltiyorlar. Bir Hinthorozu’nu doğal haliyle izleyebiliyorsunuz. O bozmuyor istifini, karşısında kamera ne var diye, görebildiğim. Arkalarda Deniz Baykal'la “arkadaşları” oturuyor, TV kamerası gelince, onlar da mı kesiyorlar dedikoduyu? Deniz Baykal'ın yüzünden sarkan kıskançlık damarları ne öyle? Deniz Baykal ile takımı adam olmayacak mı ne? Bir kurultay geçirilmiş; başkanlık elden gitti, diye, insan hırs küpü olup kalmaz ki canım? Her gün çekiştirme, her gün dedikodu. Böyle davrananların, partilerinden çıkarılmaları gerekir.
25 aralık salı günkü Cumhuriyet’te, Hikmet Çetinkaya'nın “Baykal ve Arkadaşları" başlıklı yazısını, kaçırdıysanız okuyun. Yazısının sonunda şöyle diyor Hikmet:
”... Siyaset yapmak ciddi bir iştir çünkü, öyle kandırmacalarla bir yere varılmaz. Çoğulcu demokrasiye, ulusal egemenliğe ters düşen başkanlık sistemini sekiz ay önce savunur görünüp şimdilerde ise “çağı kavramak" adı altında destek çıkmak demokratikleşme sürecini engeller.
Baykal ve arkadaşları, her zaman olduğu gibi “Biz öyle demek istemedik” diyecekler, ama genel havaları böyle.”
“Baykal ile arkadaşları" böyle yapacaklarına, Hinthorozu'na katkıda bulunabilselerdi kötü mü yaparlardı?
Ah, bir tökezlese de, bundan yararlanıp kurultayda geliversek!..
Kimi anketlerde “SHP oyları düşüyor!’' diye çıktığında nasıl da seviniyorlardır kimi Baykalcılar? SHP'ye eskiden "İki başlı” derlerdi; başın biri gitti; ama şimdi, “iki gövdeli” yapılmaya mı çalışılıyor ne?
Kurultay sonrasında, ayağı suya erenler mi var? Fato, bunlar arasında mı? Uzaklaştı mı giderek, Baykalcılar’dan Mecliste kameraya yansıyan görüntü SHP açısından hiç de hoş değildi!
Meclisin bu döneminin artık yaşlandığını yazdım. Görüntülerden bu anlaşılmıyor muydu? Milletvekili dendi mi, elindeki tespihi cebine atıp kamera karşısında poz veren, seçmenlerinin işini izleyen, aylığını, ödeneğini düşünen bir kişi mi geliyor insanın usuna? Yanlışsa söylesinler. Bir de "kıyak profesörlük" çıktı. Deniz Bey'le birkaç kişi mi yararlanacaktı bundan? Deniz Bey neden karşı çıkmamış bu konu ilk ortaya atıldığında? "Kıyak aylıklar, ödenekler” konusu ortaya çıkınca da tısss. Hacı TÖ:
Bu aylıkları aldıktan sonra, erken seçime gidemezler! Diyebiliyor da, ses çıkmıyor. SHP, kıyak aylıktan, neden götürmüyor Anayasa Mahkemesi'ne? Parti içi “zehir muhalif’ Deniz Saykal, neden ağzını açmıyor? Kulislerde, kapalı odalarda konuşacaklarına, ortaya çıkıp konuşsunlar agzı açık. Deniz Bey'in “arkadaşları”ndan Erol Çevikçe bir mektup yollamış ev adresime. "Erol Çevikçe" adını görünce açıp okumuş eşim. Sonra da yırtmış, üzülmeyeyim diye! Asıl buna üzüldüm. Erol Çevikçe bir daha yollasın o mektubu, bekliyorum!
CHP'li eski bakanlardan Hıfzı Oğuz Bekata ile konuşuyorduk; bir ara şöyle dedi:
Atatürk, konuşmalarına "Büyük Türk Milleti” diye başlardı. Millet Meclisi de, "Büyük Millet Meclisi" idi. Şimdi de TBMM'dir; yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Onu küçültmeye kimsenin hakkı yoktur!
Milletvekili, her kim ise, yurttaşın gözünde, "Üç kâğıtçı” bilinecek, dümenine bakacak, seçimden kaçacak; cebinde “dokunulmazlık" belgesi, ohhh, gel keyfim gel! Bu, kurumları da yaralar. Unutmayın!
Meclisi izlerken düşünüyordum. Hinthorozu'nun konuşması gerçekten dört dörtlüktü. Fikret Ünlü, telefonda:
Gör bak, Hinthorozu'yla konuşan Saddam’da jeton bir hafta sonra düşer! dedi.
Hasan Fehmi Güneş de, Onur Kumbaracıbaşı da iyiydiler. Süleyman Bey de öyle, başarılıydı. Kahveci “makas"tan bir gol attı, o kadar... Fikret Ünlü'ye göre. Hinthorozu’nu en iyi Süleyman Bey anlamıştır. Hacı TÖ ile yaptıkları ilk toplantıda anlamıştı, Hinthorozu'nun söylediklerinin altındaki derinliği. Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver çok titiz bir kişidir. TV’deki konuşmaları videoya alır, yeniden izler. Bir sonuca varır. Bütçe görüşmeleriyle değil de, SHP ile ilgili olarak şunları söyledi özetle:
Parti olarak biraz düzeldik; ama stratejik, temel, altyapısal ve "enformasyon" dediğimiz olay, danışma, servis olayı partide daha istediğimiz gibi değil. Olmamış. Bu boşluğu gördüm. Süleyman Demirel, her zamanki gibi tek tabanca, o belli. ANAP?.. İpleri Çankaya'da, gidiyor. Yasin Bozkurt'undan Raşit Daldal'ına, Akbulut’una dek kimin ne söyleyeceği biliniyor; o, belli bir olay. Burada kala kala bir tek biz kalıyoruz. Bizdeki ilerleme fena değil, yani şu kurultaydan bu yana gerçekten, örneğin kolektif çalışma anlayışı gelmiş, herkes kendi görevini ayırmış; Genel Başkan “Körfez”e yoğunlaştı. Kumbaracıbaşı mâliyeye, Güneş, yasaya ve yönetime; ama altyapısı yok. Kelin perçeminden tutulmuş...
27 Aralık 1990, Cumhuriyet