Okurlar, Cumhuriyet gazetesiyle ilgili toplantılar düzenliyorlar. Buralarda güzel konuşmalar, eleştiriler oluyor. Bir gence, Mustafa Kemal’in Bursa konuşmasını anımsayıp anımsamadığını sordum.
Biliyorum, ama köşenizde "Bursa Söylevi”ni bir kez daha yazsanız, ne güzel olur!
“Bursa Nutku" diye bilinen konuşmayı, daha an bir Türkçeyle yayımlayan Sami N. Özerdim’in “Atatürkçünün El Kitabı" yapıtından alıyorum. Şöyle:
“Türk genci, devrimlerin ve yönetim biçiminin (rejimin) sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu; bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyecektir. Hemen araya girecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek; asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç: 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme O'nu yargılayacaktır. Yine düşünecek: 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!'
Onu hapse atacaklar. Yasa yolundan karşı çıkışlarla birlikte bana, İsmet Paşa'ya (İnönü, Başbakan), Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayırılmasını istemeyecek, diyecek ki: ‘Ben, inanç ve kanı'mın gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir!' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!"
Atatürk'ün Bursa Söylevi’nin ilk yayımlanışı: Rıza Ruşen Yücer: Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra, İstanbul 1947 Şaka Basımevi, S. 5-6).
Atatürk, Bursa Söylevi'ni, 1933 yılında Arapça ezanı Türkçe okutmasından sonra Bursa'da olaylar çıkması üzerine, İzmir'den ivedi Bursa'ya gelerek Çelik Palas Oteli'nin bitişiğindeki köşkte söyler. Gazeteci Ruşen Yücer, konuşmayı olduğu gibi not eder. Konuşmanın kamuoyuna mal olması üzerine, inanılmaz bir olay, hemen savcılar harekete geçer, çeşitli davalar açılır. Atatürk öldükten sonra açıldığı için davalar, onun hakkında değil tabii, bunu yayımlayanlar hakkında. Eski İstanbul CHP Milletvekili Reşit Ülker, tartışmaların büyümesi üzerine “Tanıklar ve Belgelerle Ata'nın Bursa Nutku" adıyla, 1967 yılında bir kitap yayımladı. Orada Atatürk'ün Bursa Söylevi’nin başına gelenler uzun uzun anlatılır.
1967 yılında, Adalet Yılı'nın açış konuşmasında. Yargıtay Başkanı İmran Öktem, “Bursa Nutku"ndan söz edince, tartışma alevlendi. İmran Öktem, "Nurculuk" dolayısıyla bu konuya değinmişti. Bu konuşmanın anarşiyi kışkırtıcı nitelikte olduğu, özellikle "Atatürk tarafından söylenmediği" ileri sürülüyordu. Gazetelerde başlayan tartışmaya o zaman başbakan olan Süleyman Bey de katıldı. Konu, Millet Meclisi ile Senato kürsülerinde konuşuldu. Bir zamanlar Atatürk’ün “ulusa mal olmuş, ulusa mal olmamış devrimleri "diye ikiye ayrılırken bu kez de Atatürk'ün suç olan konuşmaları, suç olmayan konuşmaları gibi ayırımlara gidilmekteydi
Reşit Ülker, söylevin Atatürk'ün olduğunu saptamak için tanıkları sıralarken bir yerde, Milliyet'teyken bu konuda yazdığım bir habere de yer veriyor. Şöyle diyor
“1 Aralık 1966 tarihli Milliyet gazetesinde, değerli gazeteci ve araştırıcı Mustafa Ekmekçi ’nin Atatürk'ün yaverlerinden Cevdet Tolgay ile yaptığı çok önemli bir konuşma yayımlanmıştır. Cevdet Tolgay, bir konuşmasında, Bursa Nutku’nun Atatürk tarafından söylendiğini kesin olarak açıklamıştır. Bu konuşmayı aynen naklediyoruz:
‘Ankara -Mustafa Ekmekçi bildiriyor- Atatürk'ün hayatta kalan tek yaveri Cevdet Tolgay, Bursa konuşmasını dinlediğini ve yayımlanan konuşmanın Atatürk'e ait olduğunu söylemiştir. Türk genci, rejimin ve inkılapların sahip ve bekçisidir' diye başlayan konuşmayı Atatürk'ten dinlediğini açıklayan nöbetçi yaveri Cevdet Tolgay, kendisini bulup bilgisine başvurmamız üzerine bize şunları söylemiştir:
‘Aradan geçen uzun senelere rağmen, konuşma bugün dinliyormuşum gibi hafızamda canlandı. Konuşma Atatürk’ündür.'
1932 yılından ölümüne kadar Atatürk'ün yaveri olan Cevdet Tolgay, olay gününü şöyle anlattı:
‘Ocak ayının ortasında bir tetkik seyahatindeydik. Son merhale olarak İzmir'e geldik. İzmir’e vardığımızda tarih 31 Ocak 1933'tü. Gazi, şubatın ilk üç günü İzmir'de dolaştı. Tetkikat yaptı. Gazi’nin yanında o zamanki iktisat vekili Celal Bayar’ın başkanlığında tetkikat yapan bir iktisat heyeti de vardı.
3 Şubat 1933 akşamı, İzmir'de Kordon'daki köşkte akşam yemeği sırasında Bursa'daki ezan olayı intikal etti. İlk gelen haberler Gazi’yi hayli asabileştirdi. Alakadar etti. Devrimlerine karşı olan her hareket. Gazi'yi şiddetle mukabeleye sevk ediyordu. O zaman devrimler daha yeni idi. Atatürk soyadını da almamıştı. Gazi Mustafa Kemal Paşa idi…
İlk tepki, şiddetle 'Bursa'ya baskın yapacağız' şeklinde oldu. Ve hemen hazırlık emrini verdi. O gece İzmir'de verilen baloya gitmediğini hatırlıyorum.
Hareket tarihimiz 4 Şubat 1933 oluyordu..."
Cevdet Tolgay, Bursa olaylarını, Atatürk'ün nasıl elkoyduğunu tatlı tatlı anlatır. Konuşmamızın üzerinden 29 yıl geçmiş Ata'nın Bursa Söylevi'nin aydınlanmasında, benim de tuzum olduğunu düşünür, kendi kendime sevinirim. Kanımca, Atatürk'ün Bursa Söylevi'ni unutmamanın, sık sık anımsamanın zamanı...
14 Ocak 1996, Cumhuriyet