Cumartesi akşamı TRT 2’de “Merhaba Çağdaş Türkiye” konulu, güzel bir izlence vardı. Feride Bilgin'in düzenlediği izlenceyi, Murat Karasu sundu. İzlencede konuşmacı olarak, Prof. Dr. Bedia Akarsu, İlhan Selçuk, Prof. Dr. Aysel Ekşi ile Prof. Dr. Bülent Tanör konuştular. İzlence başlayınca, konuşabildiklerime haber verdim, "TRT2’yi açın" diye izlencenin bitiminden sonra Halise Apaydın ile Talip Apaydın telefon ettiler:
Sen uyarmasaydın. Kaçıracaktık. Çok güzel oldu dediler. Talip, Bülent Tanör’ün babası Cahit Tanör’ü yakından tanıyordu. Foça'da dinlenceye gittiklerinde, Ferit Oğuz Bayır Cahit Tanör bir araya gelirler, söyleşirlermiş. Talip Apaydın, Cahit Tanör’ün anlattığı tatlı bir olayı aktardı. Emekli Kurmay Albay Cahit Tanör, bir milletvekili adayı ile ilgili hoş bir olayı anlatmıştır. Olay şöyledir:
Milletvekili adayı, kürsüde konuşurken kazandığı zaman, halka yapacaklarını anlatmaktadır. Bir ara:
Sayın yurttaşlarım, size önce kendimi tanıtayım: Ben ilkokulu filan yerde okudum! Aday, daha böyle başlarken dinleyiciler arasından biri:
Uuuuuuuuuu! diye bağırır.
Ortaokulu da şurada bitirdim!
Uuuuuuuuuu!
Liseyi de filan yerde okudum, bitirdim!
Uuuuuuuuuu!
Üniversiteyi, feşmekân yerde okudum, onu da bitirdim!
Uuuuuuuuu!
Adam konuşmasını bitirdikten sonra böyle “uuuuu" diyen kişiyi çağırır:
Sen, ben bitirdiğim okulları sayarken hep “uuuuu” diye bağırdın, neden?
Efendi, ben bir yıl ilkokula gittim. O bir yılda anamı bellediler! Seni dinlerken bu kadar okulu bitirdiğine göre başına kimbilir neler gelmiştir, diye düşündüm!
Ankara da polislerin coplayıp dövdükleri de ana kuzuları, üniversite öğrencileriydi. Polisler, analarını ağlattı!
Bülent Tanör de az çekmedi. Anası az ağlamadı. 12 Eylül faşizmi, onun gibi nice öğretim üyelerinin üzerine balyozunu indirmişti. Bülent Tanör, İstanbul’dan. Hüseyin Hatemi, Murat Sanca, Aydın Aybay, Naci Karacan, Kıvanç Ertop'la birlikte, -daha niceleri var-1402’lik olup işsiz kalmışlardı. Yedi yıl sonra 1990'da yargı yoluyla haklarını alabildiler Bülent Tanör’ü tanımazken Server Tanilli, onu bana anlatırdı. Bülent Tanör, Tanilli'nin sevgilisiydi. Oğlunun adını da Bülent koydu.
Bütün konuşmacılar, cumartesi akşamı -ayrımsız- güzel konuştular. Bu yazıda, Bülent Tanör’ün konuşmasından, bir bölümü özetle vermeyi düşünüyorum. Tanör, konuşmasının bir yerinde şöyle diyordu:
"Kemalist rejim, tek parti dönemim kastediyorum, demokratik rejimlere girmez, otoriter bir rejimdir. Burada, bence bir anlaşmazlık olmaz. Ama çok ilginç bir şekilde Kemalist rejimin, tek partili rejimin demokrasi karşısında, farklı bir tavrı vardır. O dönemde, yeryüzünde, demokratik denilen rejimler, çok az sayıdadırlar. Tek partili rejimler çoğunluktaydılar. Dünyanın tek partili rejimleri içerisinde bu, belli başlı iki kategoride belirmiştir. Bir: Sovyet tek partili rejimi, bir sınıf diktasına dayanan: iki, faşist, faşizan tek partili rejimler, Almanya, İtalya, Balkanlar vs. Türkiye tek partili rejimi, ideolojisi, hedefi, dünya görüşü bakımından bunlardan çok farklı olmuştur, demokrasi meselesine bakışı farklı olmuştur .. Komünist rejimler olsun, faşist rejimler olsun. Batılı anlamda demokrasiyle bir alıp veremedikleri vardır; karşıdırlar. Türk tek partili rejimi, tek parti otoriter olmasına rağmen, son amaç olarak demokrasiye geçişi düşünmektedir. Bu onun uygulamasını da etkilemiştir. Bir örnek vermek istiyorum. Rejim, tek partilidir 1930 da ortaöğretime ilişkin birçok kitap çıkartılır. ‘Tarih I….. Tarih IV' Aynı yıllarda ortaokullarda, bugünkü yurttaşlık bilgisine denk düşen, ‘Medeni Bilgiler' kitabı, bunlar satır satır Atatürk’ün denetiminden geçmiş, hatta kaleminden çıkmıştır...
Bunlarda çok ilginç bir şekilde, demokrasi tanıtımını ve övgüsünü görmekteyiz. Ama rejim tek partili, ama nihai hedef, son amaç: Çok partili rejim. Bugünkü ortaöğretim ders kitaplarında olmadık derecede, demokrasinin ayrıntılı bir biçimde döküldüğünü, gençliğe aşılanmaya çalışıldığını görmekteyiz. Bu, çok önemli bir şeydir. İdealleştirilen rejim tek partili değildir, demokrasidir.
Peki, niçin tek partidir? Türk tek particiliği şuradan doğuyor: Bu, tarih bakımından kaçınılmaz birşey demek istemiyorum; Kemalist rejim, önderlik, bunu kendisi tarihin gündemine getirmiştir, kendiliğinden gelmiş değildir. Niçin buna gereksinim duymuşlardır? Dünyayı ve Türkiye'yi algılarken bunda şu durum muhakemesini yapmışlardır: Türkiye gibi ülkelerde, düşünce özgürlüğünü olsun, demokrasiyi olsun, birdenbire hiçbir kültürel yapısı, bir siyasal yapısı olmadan kuramazsınız. Yani, ne ithal edebilirsiniz, ne icat edebilirsiniz. Demokrasi, özgürlük, insan hakları, Batı da 200-300 yıllık bir serüvenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Nedir özgürlüğün önemli noktaları? Biz. Batı’nın 300 yıla yaydığı birikimi nasıl iradi müdahalelerle çabuklaştırabiliriz? Özetleyebiliriz ve zaman kazanabiliriz? Tek partili model, bunun bir amacı değil, aracı olarak ortaya çıktı. Son amaç, özgürleşme, özgürlük, Batı tipi demokrasi idi. Ona götüren yol da otoriter bir rejim. Niçin: Otoriter rejimin birçok oklarını kime yönelttiğine bakarsak, o rejimin niteliğini daha iyi anlarız. Oklar, en çok kime vurmuştur? Oklar, en çok ortaçağ kurumlarını vurmuştur. Saltanat, hilafet, vs gibi. Amaç, önce düşünce özgürlüğünü sağlamaktır. Düşünce özgürlüğü, düşünme özgürlüğünden başlar. Ve insanları, ortaçağ tabularıyla, önyargılarla, gökten, gaipten geldiği ileri sürülen fikirlerle düşünmeye alıştırmak; bu düşünce özgürlüğü demek değildir. Kemalist devrimin insana, düşünce özgürlüğüne bakışının büyük bir adımı bence düşünme özgürlüğünü sağlamaktır. Ve onun için de dinsel taassup, ortaçağ ideolojisi başta olmak üzere, düşünce özgürlüğünü bozan kıskaçlara karşı mücadele vermektir..."
26 Mart 1996, Cumhuriyet