Ruhi Su, "Bu Nasıl İstanbul" şiirini de Sansaryan Hanı'nda yazdı. Dizeleri, sanatçının çığlıklarını yansıtır. Şöyle:
"Bu nasıl İstanbul zindan içinde/Kayboluverdi gecem gündüzüm/Bu nasıl İstanbul zindan içinde
Bavo bave...
Yattığımız yerde güller bitecek/Gün ışıyıp gelir sabret, bu bizim/Yattığımız yerde güller bitecek
Bavo bave..."
Ruhi Su ile arkadaşları, -aralarında Vedat Türkalide var- İstanbul'da cezaları verildikten sonra. Adana Cezaevi’ne yollanırlar. Arabaya doldurulan tüm hükümlüler, birbirlerine zincirle bağlanmışlardır. Arabaya inişte, binişte zorluk çekerler. Araba, Şereflikoçhisar'dan sonra. Hasan Dağı’nın önünden geçerken. Ruhi Su. "Hasan Dağı" şiirini, türküsünü oluşturmaktadır. "Hasan Dağı"nı dinliyorum. Ruhi Su'nun sesinden. Bir bölümü şöyle:
"Hasan Dağı, Hasan Dağı/Eğil eğil, eğil bir bak/Sıkıyor zincir bileği. /Candarmada din iman yok/Candarmada din iman yok.
Gidiyor kalktı göçümüz./Gülmez ağlamaz içimiz/İnsan olmaktı suçumuz/Hasan Dağı insan olmak...
İnsan olmaktı suçumuz./Hasan Dağı insan olmak..."
Sürgün günlerine gelelim, diyorum Sıdıka Hanım’a; kaç ay sürgün verdiler size?
22 ay!
Nerede geçirdiniz onu?
Ben Ankara'da geçirdim. Ruhi Çumra'da...
Ruhi Bey, tümünü Çumra'da geçirmedi, sonra Ankara'ya geldi, değil mi?
Şimdi şöyle: Ruhi'yi Çumra 'ya, beni Ankara ’ya verdiler, ondan sonra ben uğraştım; çünkü sanıyorum yasal hakkımızdı, karı-koca aynı yerde olmak...
Evlenmiş miydiniz o zaman?
Evliydik.
Kaç yılında evlendiniz?
1954 yılında cezaevinde evlendik!
Anladım, tanığınız kimdi?
Behice Boran'la, Nevzat Hatko. Behice Hanım'la kocası...
Behice Hanım, benim de tanığımdır biliyor musunuz?
Öyle mi? Harbiye Cezaevi 'nde yatarken, işte iki jandarma, bir astsubay gözetiminde, bir cumartesi günü...
Sizde mi Harbiye'de yatıyorsunuz o zaman?
Ben, kadınlar koğuşunda, o zaman “subay koğuşunda" yatıyoruz kadınlar; erkekler, askerlerin koğuşunda yatıyor. İşte, oradayken nikâh için Rumeli Caddesi'ndeki hükümet tabipliğine geldik, cumartesi günü iki jandarma, bir astsubay eşliğinde geldik; orada, Behice Hanımlar geldi, tanıklık etti. Ben oradan hükümet tabipliğinden...
Hükümet tabipliğinde nikâh mı kıyıldı?
Evet, Harbiye'ye en yakın orası. (Sıdıka Su, ilaçlarını alıyor.)
Hükümet tabipliğinin tam yeri neresi?
Tam yeri, Rumeli Caddesi, Nişantaşı. Biz Merkez Komutanlığı Harbiye Cezaevi'ndeyiz.
Anlıyorum efendim, ben sizi yormuyorum, değil mi?
Zararı yok, heyecanlanıyorum o kadar.
Biliyorum, ben de heyecanlanıyorum.
Çok heyecanlanıyorum!
Şimdi, şey diyeceğim... Sürgün, Ankara'ya verildiniz siz, sonra...
Bir kez, o da ayrı bir öykü, uzun bir hikâye... Şimdi, ben Yargıtay onayladıktan sonra beşer yıla, erkekleri Adana Cezaevi 'ne gönderdiler; hanımlardan da bir ben, bir de Sevim Tarı (Belli) kalmıştı; Sevim Tarı'nın da bir mahkemesi, bir şeyi vardı, onu da Ankara ’ya gönderdiler; beni Sultanahmet Cezaevi ne. Ben cezamı, Sultanahmet'te tamamladım. İşte bu, infaz sistemi değişip de, koşullu salıvermeler olunca, Ruhiler, Adana 'dan salıverildiler. Ruhi, 7.7.1957'de tahliye oluyor; tahliye olur olmaz, sonra anlattı bana. İstanbul'a Sultanahmet Cezaevi 'ne telefon ediyor, benim durumumu soruyor. "Tahliye oldu mu?” filan diye. Diyorlar ki: "Onun disiplin cezası var, onun için ne zaman tahliye olacağı belli değil!" Benim hiç haberim yok, onlar salıveriliyor, ama İstanbul'daki arkadaşlarım da hep böyle pencere altına geliyorlar, bana sesleniyorlar: "Arkadaşlar çıkıyor, sen de çıkacaksın” filan diyorlar. Sonra dediler ki: "Adana Cezaevi'ndekilerin hepsi çıktı!", merak ettim. "Ben niye çıkmıyorum?" diye. Cezaevi müdürü ile görüşmek istedim, müdür dedi ki: "Sizin disiplin cezanız var. Harbiye Cezaevi'nde, ama ne zaman çıkacaksınız bilmiyorum. Üç disiplin cezası olanlar hemen tahliye olmuyorlar". Fakat Ruhi, -birlikte tahliye olduğu arkadaşlarından öğrendim, kendisi de anlatmıştı zaten- Adana'dan otobüse biniyorlar, doğru Ankara'ya. Ankara'dan Konya'ya. Konya'dan Çumra'ya gidecek Ruhi. Ama, Ankara'ya gelince. Ankara da iniyor, gitmiyor Çumra 'ya. İşte o sırada doğru Cezaevleri Genel Müdürü 'ne gidiyor, benim durumumu öğreniyor, diyor ki: "Nedir bu böyle yani? Bu kadar yıl yattıktan sonra, ne demek ceza?" filan. Orada o sorunu çözüyor. Diyorlar ki: "Bakalım, işte bir disiplin suçu cezası var, hücre cezası var”. Bu. böylece kapanıyor. Ruhi'nin uğraşması üzerine, ayın kaçına geliyorsa Ruhi'den 2-3 gün sonra çıktım. Beni cumartesi salıverdiler; fakat tam serbest bırakmadılar; "Mevcutlu olarak göndereceğiz, sizi Ankara'ya!" dediler...