Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin Bodrum’da düzenlediği, "Uğur Mumcu’yu Birlikte Analım" izlencesinde, emekli yazın öğretmeni, Bodrum Özel Yalı Dershanesinden, ÇYDD üyesi İsmail Hakkı Bayram ilgi çekici bir konuşma yaptı. Bayram, özetle şunları söyledi:
Sevgili Uğur Mumcu dostları, değerli konuklar, sevgili öğrencilerim!
Bugün gözyaşı dökmeyeceğiz. Yani, gözyaşı anma dönemi Türkiye’de kapandı. Evet, Uğur Mumcu gibi, düşünceleri uğruna yaşamım tehlikeye atabilen, her parçası, bugün milyonlarca insanımızda Uğur Mumcu olarak, gericiliğin, yozluğun ve yobazlığın karşısına dikilen kişilerin anılmasında hiç gözyaşı dökülmez, dökülmemeli.
Sizler, bizler ve bir davaya inanmış olan Türkiye ’de bizim gibi düşünen binlerce insan bugün Uğur Mumcu ile bütünleşiyor.
Ben olayın bir yanma değineceğim, şiddet, tarihte şiddet ve şiddetin getirdikleri, götürdükleri... Özellikle ülkemizde şiddetin kısa bir geçmişine gidelim, bunlara değinelim ve yaşadığımız olayları doğru yorumlayalım.
Bazı gerçekler, öfkeyle kinle karışık söylendiği zaman, belki o an için rahatlıyoruz; ama onu bilince çıkarmak, bilinç haline dönüştürmek, kitlelerin malı yapmak ve ondan sonra da. o dava uğrunda eğitmek, onu yaşama geçirmek...
Bilinç, doğru bilinen bilginin yaşama geçirilmesidir doğru bildiğimiz şeyleri yaşama geçirmiyor, geçiremiyor isek, bilgi olarak beyinlerimizde depo etmenin pek de bir anlamı yok.
Evet, şimdi şiddet olayı tarihte... Tarih tekerleğini hızlı çevirmek isteyen kimi kişiler:
Efendim, bu tekerlek ağır dönüyor! diyorlar.
Tarih tekerleği ne hızlı dönüyor, ne yavaş dönüyor, o dönüyor! Bizim toplumumuzda, insanoğlunun insan haline dönüşünden günümüze değin, şiddetin olumlu olumsuz yanları. ..Bunu yaşadı toplumlar; şiddetin olumlu yanları var mıdır diye bir soru olabilir; şiddetin olumlu yanları, işte az önce söylediğim, tarihin tekerleğini hızlandırabilirsek, haksızlığa uğramış insanların son tahlilde şiddete başvurduğunu görüyoruz. Yani, insan doğasında. canlıların doğasında da bu var, savunma refleksi, şiddet araçlarına gereksinimi var. İnsanların, bakıyoruz, 'yıkıcı akım' dediğimiz akım şiddet araçlarını öyle geliştirmiş ki adeta teknolojiyle atbaşı beraber geliştirmiş. Bu araçları, tarih içinde sınıflı toplumlarda iktidarı elinde tutan egemen güçler bu araçtan kullanmakta beis görmüyorlar. Engelsin (1820-1895) bir sözü usuma geldi, diyor ki:
Bir ülkede siyasal iktidar ile halk istekleri çatışırsa, siyasal erki elinde bulunduran iktidarlar şiddete başvururlar! Ama. diyor Engels, onların yenilmesi de kaçınılmazdır!
Bir şiddet olgusunu sınıfsal açıdan göremedikçe yolumuzu aydınlatamayız. Demek ki şiddet, egemen sınıfların, varlıklarını sürdürebilmek için, iktidarda kalmak uğruna başvurdukları bir araçtır. Sonra bu aracı, bireysel olarak, mantığı budur, kişiden kişiye, kişilere uyguluyorlar. Biz Türkiye'de. Osmanlı’da, bu şiddet olaylarını çok gördük, yaşadık. Osmanlı’nın sarayda bir şiddeti vardır uyguladığı; şehzadeleri değiştirirken öldürüyordu, kesiyordu. (Fatih Kanunnamesi). Padişah hal'lennde, boğulan padişahlar vardı, öldürüyorlardı. Ve asıl üzerinde durmamız gereken, 1960'lardan sonra. Türkiye'de şiddet olayları... 1960’larda, bugünkü duruma gelişimizin tohumlan atılmıştı.
Efendim, Türkiye’de şiddete başvuran sağ iktidarlar. 50 yıldır bu memleketi onlar yönetiyorlar. 50 yıldır da şiddeti, onlar araç olarak kullanıyorlar. Kime karşı kullanıyorlar? Sömürdükleri sınıflara karşı, yoksul kesim, halka karşı...
196027 Mayıs devriminden sonra, biliyorsunuz. Türkiye'de bir gerçek Türkiye İşçi Partisi gerçeği vardı. O güne değin, yasaklanmış sosyalist görüşler, ilk kez legal olarak öne çıkıyor ve çalışıyor.
İşte o günlerde birtakım faili meçhul cinayetler işlenmeye başlandı. Kimliği belirsiz bazı kişiler, kimliği belirli bazı kişileri öldürmeye başladı. Egemen sınıfın söylemi buydu. Tabii bu arada, tek tük duymaya başladık; işte, cinayet işlendi, kimi kişiler cinayet işledi, öldürülenin kimliği belli, kimdi öldürülen? Öldürülenler gerçek yurtseverler, halk için çalışan insanlar, halk çocukları.
Egemen sınıfın savunması da şuydu: Türkiye'de şiddeti kendilerine göre (yorumluyorlardı): ’Bu olaylar komünistlerin uzantılarıdır. Komünizm tehlikesine karşı önlem almamız gerekir'. Mantık budur. Kim alıyor önlemi? Yasalar almıyor, yasadışı birtakım güçler alıyor, insanla- n öldürerek alıyor. Yıllar belleklerimizde canlanırsa, gelişmeler şöyle oldu: Türkiye'de şiddetin ıç kaynaklan vardı, dış kaynaklan vardı, iç kaynak demin anlattığım biçimde, asıl şiddeti uygulayan güçler, komünizm tehlikesini bahane ederek, ülkede gerçekten tam bir demokrasi isteyen, halktan yana birtakım önlemler alınmasını isteyen kişilere yöneltilmiş şiddet. Onların gerekçesi buydu ama, onlar bu gerekçeyi birtakım 'vatan-millet-Sakarya' edebiyatı ile yapıyorlardı.
Öldürülen insanlar bu gerekçeye bağlandı. Sonuç:
Efendim, bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz! diyordu binleri.
Tespih çeken elle, tetik çeken el bir olur mu? diyordu birisi. Başka birisi:
Eee bu çocuklar, bu tosunlar devletten yana, bunları koruyalım! diyordu. Bütün bunlar, us, mantık süzgecinden geçirildikten sonra, ortaya şöyle bir gerçek çıkıyor: Devletin en üst kesiminden, en alt kesimine değin, belli kişiler, güçler bugünkü durumu elbirliğiyle yarattılar... (Alkışlar)
(I. H. Bayram’ın konuşmasının arkası, salı günü yayımlanacak.)