Bodrum'da, Mumcu Günü'nde (1)

Uğur Mumcu öldürüldüğünde Avustralya'daydım. “Nâzım Hikmet 90 Yaşında" izlenceleri için gitmiştim. Daha sonraki yıllar, 24 Ocaklarda, Mersin’de, Antal­ya'da geçti.

Bu yıl, daha geçen, yıl sonundan, telefonlarla Çağ­daş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Bodrum Şu­besi, bu 24 Ocak'ta kendileriyle birlikte olmamı istedi­ler. İlk, Ankara'dan oraya göçen arkadaşım İsmail Hakkı Bayram telefon etmişti. Hiç nazlanmadım, an­cak gazetecinin durumu belli mi olur, bir engel çıkıverir, uygulayanlasınız izlencenizi, gönlünüzden geçeni. Sanki bilmişim gibi. 23 Ocak günü çıkan “Suudi Ara­bistan'a. Yallah!" başlıklı "Ankara Notları'nın sonuna eklediğim notta. "... bir engel çıkmazsa, Bodrum'da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin düzenleye­ceği toplantıda konuşacağım. Cumartesi günü de kitaplarımı imzalayacağım" diye yazmıştım. Bu eki, bir bakıma duyurmak için de yazdım. O gün gazeteler. Uğur Mumcu izlenceleriyle dolardı. Kim netsin, Ekmekçi'nin nerede konuşacağını; kendi kendime:

-Ekmekçi, kendi göbeğini kendin kes! dedim.

Başım da nasıl telaşlı, kafam karman çorman. Kız kardeşim, ablam Ankara'da sayrıevinde yatıyor, ben de bir yandan öksürüyorum, ilaçlar alıyorum.

24 Ocak sabahı, saat 07.00'de uçağa binip. İstan­bul üzerinden Bodrum a vardım. Havaalanında, ÇYDD Başkanı Nurten Şeneldir ile arkadaşları, bir de yılla­rın dostu, ÇYDD üyesi Beyhan Beştepe karşıladılar. Havaalanı Komutanı Astsubay Yücel Serdarla evle­nen yeğenim Çuna Hatipoğlu, buraya gelin gelmiş, havaalanına yakın oturuyorlardı. Onları da görmek is­tediğimi söyledim. Olumlu karşıladılar. Onları da gör­dükten sonra Bodrum'a yola çıktık!

Okurların. “Gel artık Bodrum'a, uzatma!" diye geçir­diklerini biliyorum. Ankara'nın soğuğundan sonra, Bodrum’un limon gibi havası içimi açtı, Güneş yakıyor desem yeri. Önce radyoya gidip beş dakikalık bir ko­nuşma yapacağım, izlence öyle. Ondan sonra, saat 13.00'te kent içinde "Uğur Mumcu yürüyüşü "var.

-Siz yorgunsunuz, isterseniz yürüyüşe katılma­yın dedi Nurten Şeneldir.

-Olmaz, bütün etkinliklere katılmak istiyorum!

-Öyleyse dinlenin, yürüyüş saatinde sizi alacağız.

Bir öksürük nöbeti, haydi dinlen de görelim!

Kaldığım Marina Vista Oteli’nin penceresinden aşa­ğıya bakıyorum, kalabalıklar yürümeye başladılar bile. Saat 12’de, yok 13'te derken saat 12.30'da anlaşmış­lar, erken davranmaları bundanmış. Yürüyüşe kimler mi katılmış? CHP. ÖDP, Pır Sultan Abdal Derneği, İHD, ADD. ÇYDD, çevreciler... Belki başkaları da vardır. Slo­ganlar önceden belirlenmişti: “Uğur Mumcular Ölmez", “Susma sustukça sıra sana gelecek", "Şeriata geçit yok", “Mafya-tarikat-siyaset, bu ne biçim rezalet". “Fa­şizme karşı omuz omuza". Cumhuriyet Alanı'nda yü­rüyüş sona erdi. Konuşmalar yapıldı. Nurten Hanım:

-Haydi gidip Sakallı 'da yemek yiyelim, güzel ev ye­mekleri yapar.. dedi.

Sakallı, Halikarnas Balıkçısı’nın diktiği okaliptüsle­rin altında güzel bir yer. Bamya, pilav istedim. Bir de börek yedim!

Oraya yakın yerde, belediye meclis salonunda ko­nuşmam vardı Uğur Mumcu üstüne. 2000 kişiye yakın kalabalık, dinlemeye de gelirse, salon almaz diye dü­şünüyordum. Yanılmışım. Büyük kalabalık, yürüyüş­ten sonra dağılmıştı. Saat 15.00’te salon yine de do­luydu ama, yürüyüşe katılan büyük kalabalık neredey­di?

-Sloganlarımızı attık, dağıldık. Ekmekçi ne söyleye­cek?

Söyleyeceğim şu: Bu filmleri biz çok eskilerden gör­dük, biliriz, geçmişlerden bir ders çıkarıp, geleceğe bi­çim verebilmek, uslarını kullanarak düşünebilenlerin işidir. Duygularıyla yaşayarak değil...

Belki heyecanımdan, konuşma sırasında hiç öksür­medim. Unuttum gitti belki de.

Benden önce. ÇYDD Bodrum Şube Başkanı Nurten Şeneldir konuştu. Uğur Mumcumun:

Atatürkçüyüm! Cumhuriyetçiyim! Bağımsız Türki­ye'den yanayım! Özgürlükçüyüm! İnsan hakları savunucusuyum! Terörün karşısındayım! Yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların karşısındayım!

söz­lerini andı. Konuşmasını şöyle sürdürdü:

1993 pazar saat 13.35. Yukarıdaki sözleri yazan bir yazar susturuldu. 

Nurten Şeneldir, başta Mustafa Kemal Atatürk ol­mak üzere, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulma­sında, korunmasında emeği geçen, bu uğurda canlarını vermiş nice değerlerimiz için, konukları bir dakika­lık saygı duruşuna çağırdı. “Demokrasi, laiklik adına yitirilen yaşam, ölümlerin en onurlusudur" diye ekledi. Şöyle dedi:

Bugün biz. Mumcu'nun kimliğinde katledilen Ata­türkçü, yazar, düşünce insanlarını anıyoruz. Prof. Cavit Orhan Tütengil, Ümit Doğanay, Muammer Ak- soy, Bahriye Üçok, Bedri Karafakioğlu, Doç. Bed­rettin Cömert, Orhan Yavuz, Necdet Bulut;, yazarlarımız Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ali İhsan Özgür, Tu­ran Dursun, İlhan Darendelioğlu, Musa Anter sayabildiklerim... Bu değerlerin yaşamlarından olduğu kadar, ölümlerinden de alacağımız dersler var Aslın­da öldürülen, ortadan kaldırılan Mumcular değil, bizim geleceğimiz. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşları oynatılıyor. Bugün Uğur Mumcu yok. Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi: 'Bir bombayla canına kıyılan/Çoğalmasını bilen biriydi/daha az Uğur Mumcu'yduk dün/Daha çok Uğur Mumcuyuz şimdi’ sözleriyle bitirmek istiyorum: Öfkeyi ve isyanı dönüştürerek yaşamak gerek. İsyanı dirence, öfkeyi sorgulamaya dönüştürmek ve yarınlara iletmek gerek.