Olay, 27 Mayıs 1960’lardan beri sömürülür. Şu ünlü, "Gençlerin 27 Mayıs öncesinde, öldürülüp, kıyma makinelerinde kıyma yapıldıkları" olayı. Alpaslan Türkeş, 16 Haziran 1994 günü Sabah’ta, Hulusi Turgut'a bu konuyu anlattı. Bu olayın bir bildiri ile radyoda yayımlanmasının iki albayın işi olduğunu anlatıyor, bir yerde şöyle diyordu:
"Milli Birlik Komitesi'nin ilk çalışma dönemiydi, ilk haftalardı yani. Sıcağı sıcağına. Komite içerisinde henüz tasfiye de yapılmamıştı.
Kurmay albay Ertuğrul Alatlı, benim Başbakanlık Müsteşarı olmam üzerine, Basın Yayın Genel Müdürlüğü'ne getirildi.
İşte o günlerde Kurmay albay Alatlı, Kurmay albay Mithat Ceylan’la birlikte bir bildiri kaleme alıyorlar. Bildiride, gençlerin kıyma makinelerinde kıyıldıkları, kıymaların daha sonra tavuk yemi haline getirildiği anlatılıyor.
Biz, işlerle o kadar meşgulüz ki, radyo haberlerini takip edemiyoruz. Bu haberden de, bilgimiz yok...
... Bu olay üzerine Ertuğrul Alatlı'yı görevden aldık. Ardından sıra, Milli Birlik Komitesi'ne son şeklini vermeye gelmişti. Bu sırada Alatlı ve Ceylan’ı Komite'den çıkardık...
Suphi Karaman, Türkeş'in anlattıklarına, 1 Temmuz 1994 günlü Cumhuriyetle karşılık verdi. Suphi Karaman, Tür- keş ten önce, 1972’de, yayımlanan anılarında Orhan Er- kanlı nın da aynı konuya değindiğini belirtiyordu. Erkanlı, "Anılar, Sorunlar, Sorumlular" adlı kitabının 59. sayfasında şunları yazmıştı:
Henüz komite resmen açıklanmamıştı, bir sürü insan, komite üyesi sıfatıyla kendi kendine icraat yapıyor. Bunlardan birisi albay, Et ve Balık Kurumu meselesini de kendisine iş edinmiş ve kuruma giderek araştırma yapmış Albay, yaptığı soruşturma sonunda maddi bir delil bulamadığını, ancak kurumdakilerin böyle bir olayı duyduklarını ve mümkün gördüklerini ifade etti. O olay daha önce gazetelerde de yer almış ve iyice yayılmıştı. Durumun bir bildiriyle açıkanması ve albayın bildiri taslağı hazırlayarak komiteye getirmesi kararlaştırıldı. Albay hazırladığı taslağı komitede okudu, beğenilmedi. Bazı kısımlarının değiştirilmesi ve olayın büyütülmemesi istendi. Albay, bildiriyi kendine göre düzelttikten ve ilgililere parafe ettirdikten sonra komiteye tekrar göstermeye lüzum görmeden radyoevine göndermiş. Biz toplantı halindeyken öğle ajansında haber okundu. Herkes bir anda, 'Bu ne rezalet' diyerek ayağa fırladı ve ortalık karıştı.
Suphi Karaman. Erkanlı'nın satır aralarında, "Albay, bu hatası yüzünden komite dışında bırakıldı. Halen orduda (1972) Korgeneraldir". "O anda bu gibi radyo haber ve bildirilerini Ahmet Yıldız veya Ertuğrul Alatlı imzalıyordu" dediğini belirttikten sora, kendi görüşlerini şöyle açıklıyor:
"Konuyu 27 Mayıs ihtilalinin ilk günlerinin önemli bir skandalı ve yapılan önemli yanlışlardan biri olarak üzüntüyle anımsıyorum. Sırtımızda bir kambur gibi sürüp gitti. Bu ve benzeri diğer olayları, buna benzer kamuoyu ortamının beklentileri körükleyebileceği gibi, bize karşı yıkıcı davranışların kundakçıları da sergileyebilirdi.
Basiretli davranışlar, derin düşünebilen kafalar bu gibi durumlara soğukkanlılıkla yaklaşabilmeliydiler. Bu olaya sebebiyet verenler basiret, düşünce ve soğukkanlılıktan yoksun kalmışlar, tıpkı bizden önce toplumsal olaylar karşısında Demokrat Partililerin düştükleri hataların benzerini yapmışlardır.
Tarihin 27 Mayıs dönemi üzerindeki ilk yargılaması, olasıdır ki bu olaydan başlatılacaktır. Onun için olayın, konu açılmışken kısa geçiştirilmesi uygun değildir. Sayın Türkeş'in bu konudaki anıları "İhtilalciler Et-Balık'ta İnsan Kıyması Arıyor" başlığı altında çıkmış ve fakat çok kısa, noksan ve yanlış anlatılmıştır. Konu ya hiç açılmamak ya da açılıyorsa eğer, 'Başbakan gibi müsteşar'a ya da 'İhtilalin kudretli albayı'na yaraşır bir boyutta tarih önüne serilmetiydi. Oysa Sayın Türkeş bu konuda, olay karşısında bir gözlemci gibi durmayı yeğlemiş. Sayın Orhan Erkanlı'nın anılarında ise tarihe ipucu verecek ayrıntılar, bir ölçüde var.
Bu konuda şu ayrıntılar da bilinmelidir:
Sayın Erkanlı'nın, 1972'de 'Halen orduda korgeneraldir' dediği kişi, o sıralarda MBK toplantılarına katılan kurmay albay Mithat Ceylan'dır. 'O anda bu gibi radyo haber ve bültenlerim Ahmet Yıldız veya Ertuğrul Alatlı imzalıyordu' sözünde Ahmet Yıldız'ın adı olmamalıdır. Çünkü o anda Ahmet Yıldız henüz Basın-Yayın Genel Müdürlüğü görevini üstlenmemişti.
Ertuğrul Alatlı'ya gelince: 1960 öncesi uzun kurmaylık hizmetinde tanıdığım Sayın Alatlı çok yetenekli, görevinde titiz, seçkin bir kurmay subaydı. Bildirinin talihsiz metnini görmeden imzalayacak ya da görünce benimseyecek bir kişiliğe sahip değildi. Ama yıllarca bu töhmetin altında ezildi kaldı, işin aslını en ince ayrıntılarına kadar araştırdı. Yüzlerce sayfa yazdı, belge topladı, ama duyuramadı. 12 Eylül döneminin Danışma Meclisi'nde de bulundu. Ama bu konuyu. Danışma Meclisi'ndekı görevi ile ilişkilendirecek küçük fırsatları yaratmak tenezzülünde bulunmadı.
Ayrıca bu görevdeyken sürekli 1961 Anayasasının savunmasını yaparak o mecliste silah arkadaşı Sayın Baki Cebeci'yle birlikte ayrık otu gibi kaldılar. Sayın Ertuğrul Alatlı. içine işleyen bu olayı 6 yıl sonra 3 Ocak 1966 günü Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) Genel Merkezinde Sayın Türkeş'le ayrıntılı olarak görüşüyor. Kendisi ile ilişkili ithamlara, 'Bilmiyorum, anımsamıyorum' diye yanıt alıyor. Fakat şimdi, Sayın Türkeş, ‘Bildiriyi Ertuğrul Alatlı ve Mithat Ceylan'ın yazdığını tespit ettim’ diyebiliyor..."
Suphi Karaman’ın Türkeş’e, Erkanlı'ya yanıtları özetle bunlar. Ancak, bu olaylara neden olan söylentilerin içyüzü neydi? Onu da bekleyin. Uzgörücülerin (televizyoncuların) deyişiyle, "izlemeyi sürdürün!"...