Bir Sendikacının Anlattıkları: (4) Sorguda Neler Sordular?..

DİSK yöneticisi Demirhan Tuncay, 11 Eylül 1980 günü olup bitenleri anlatıyordu. Fehmi Işıklar, DİSK Genel Sekreteri’dir. Bir ara, ona da haber verip DİSK'e çağırmayı düşünürler, haber verirler de. Ancak, o gün Fehmi Işıklar’ın oğlunun sünneti vardır. “Sen git, yine çocuğunun sünnetiyle ilgilen'' derler; ancak, DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk'e durum bildirilmelidir. Abdullah Baştürk, Ören’de, Genel-İş'in eğitim tesislerinde bulunur. Rıza Güven telefonla Baştürk’e: —Çok önemli konular var; ivedi İstanbul'a dön! der. Telefonda da  “Yarın darbe olacak!” diyemez ya... Baştürk:
Çok önemliyse siz gelin, burada görüşelim! yanıtını verince, Rıza Güven kızar, kapar telefonu.
Demirhan Tuncay, Ankara'ya, CHP Genel Merkezi’ne telefon etmiş. Mustafa Üstündağ'la görüşmüştür. Üstündağ, “Böyle bir kuşkumuz yok, bilgimiz de yok!” yanıtını vermiştir.
Bu telefon konuşmasından sonra da DİSK'ten çıkarlar. Demirhan Tuncay anlatmayı sürdürüyor:
O gün Kartal’a, Başkan Yardımcımız Mehmet Mıhlacı’nın evine gidecektik. O saate dek, bizim sayman Gökalp'ı bırakmamış, çalıştırmıştık. Gökalp Bey:
Beni bu saate dek tuttunuz, bari beni de alın, evime bırakın! dedi. Gökalp Bey de, Fehmi Işıklarla aynı apartmanda duruyormuş. Onların sokağına girince gördük. Fehmi Işıklar karşıdan geliyordu. Mehmet Mıhlacı:
Yahu, şu Fehmi'yi bir korkutayım! dedi. Fehmi Işıklar da telaşlandı bizi görünce; oraya hiç gitmeyen insanlarız; "Niye geldiler?" diye telaşlandı. Mıhlacı:
Yâhu, Fehmi Bey, darbe oldu! DİSK'i bastılar, biz kaçtık! Fehmi Işıklar, bayağı bozuldu. Çocuğu sünnet olmuş, neşeli gününde olması gerek, böyle haber verilir mi? Ben dayanamadım:
Yok yav, öyle bir şey yok! Ben CHP Genel Merkezi'yle konuştum biraz önce. Bu konuda bir istihbaratları yok. Kuşkuları yok, sen işine bak!
Daha sonra, 12 Eylül’den sonra içerideyken, sorguda bu telefon konuşmasını sordular:
Eee, niye CHP Genel Merkezi'ni aradın? Niye “darbe olacak!" diye, Ecevit'e, Üstündağ'a bilgi verdin? Ve bu haberi kimden aldın?
Karşılık verdim:
Haberi kimin getirdiğini bilmiyorum. Çok kalabalıktı. Birisi böyle bir haber getirmiş. Güvenilir insanmış, bilemiyorum. Ama ben, CHP Genel Merkezi'ne gerçekten telefon ettim, Ecevit'i aradım, bulamadım. Üstündağ'la görüştüm. Telefon ederken, telefonların dinlenebileceğini düşünüyordum.
Gerçi sonradan öğrendim. Telefonlarımız dinlendiği için o bilgi ulaşmamış onlara; Fehmi Işıklar’dan ulaşmış. Fehmi Işıklar'ı bizden ayrı tuttular uzun süre. Sorgu yapmışlar, ona demişler ki:
Otur, 10 eylülden başlayarak gün gün, saat saat, nereye gittin, kimlerle konuştun, ne yaptın? Bunları yaz! Eğer eksik bir şey görürsek, döve döve öldürürüz!
Fehmi Işıklar’ın ifadesine göre işkence de yapmışlar! Fehmi Bey, 11 Eylül 1980 günü, bizimle görüşmesini de yazmış o nota. Bu haberi bana Fehmi Işıklar gönderdi. Fehmi Bey'le, Abdullah Baştürk, Mukbil Zırtıloğlu’nu mahkemede bir araya getirdiler bir davada, işkence olaylarından önce Selimiye'ye götürdüler. Hatta biz o ara, Fehmi'ye biraz buruktuk, hani “Otelde yakalandı, bir hanımla” falan meselesi var ya, biz de gazetelerden okumuşuz, işin içyüzünü bilmiyoruz. Biz, Metris'teyiz taburda. Fehmi Bey'in bizimle birlikte teslim olmayışına, öyle bir skandala yol açmasına da dehşetli bozuluyoruz. Canımız sıkıldı. Baştürk falan da bozuluyor tabii o işe. Gerçi, orada bizden çok ayrı tutuyorlar, konuşturmuyorlardı. O gün Baştürk'le de dolaylı olarak bir araya gelmiş olduk. Bir ara Fehmi Işıklar, Mukbil Zırtıloğlu'na, konuşma fırsatı bulmuş da:
Aman, demiş, Demirhan'a söyle: CHP Genel Merkezi’ne telefon ettiği biliniyor! İnkâr etmesin, kendini ezdirmesin bu konuda!
Mukbil Zırtıloğlu da haberi getirmişti bana. Sorguda da ben, o haberin gelişi nedeniyle, hem de hiçbir kötü niyete dayanmadığı için söyledim;
Ben CHP Genel Merkezi'ne telefon ettim! Darbe yapılacağını söyledim! Bağırıp, çağırıyorlardı:
Niye telefon ettin? İhtilali haber verdin!..
Vallahi, ne Sofya’ya, ne Moskova'ya telefon ettim; CHP'yi yıllarca yönetmiş, başbakanlık yapmış bir insanı aradım. Ülke kana bulanabilir, Genelkurmay Başkanı'na o ulaşabilir, ben ulaşamam ki...
Neyse, fazla gelmediler üstüme. Bülent Bey'e de kırılıyorum; böyle bir olayı da biliyor, daha doğrusu ben bildiğini sanıyorum. O nedenle de "Niye bir aramaz, geçmiş olsun demez" diye kahroluyorum. Yıl 1984'e gelmiş, DSP'nin kurulması gündemde. CHP'liler;
Bülent Bey'le görüş, bu parti kurma işinin çok yanlış olduğunu ona anlat! diyorlar. 1984'ün haziranı. Ben SODEP- HP birleşmesinden sonra. Ankara ilinde görev aldım. Bülent Bey'e gittiğim zaman, böyle bir görevim yoktu. Randevu istedim. Karakol kurmuşlar, polise telefon ediliyor. İki saat sonra, beni karakoldan aradılar:
Yarın saat 10.00'da gel! dediler. Gittim, polis kapının zilini çaldı. Bülent Bey kapıyı açtı. Kucaklaştık. "Geçmiş olsun" dedi. Oturduk. Rahşan Hanım da sağ olsunlar, çay ikram ettiler. Ben dertlerimizi, başımıza gelenleri anlattım. Bülent Bey de Avrupa’nın bu işe bakışının artık gevşediğini, ilginin azaldığını söyledi. O gün gördüm ki Bülent Bey herkese küs, herkesi suçluyor. Kimseye güvenmiyor. Parti kurma işini hiç açmadı. Niye açmadı... Eee, bana güvenmiyordu da ondan açmadı! Ben de hiç açmadım. O gün çok garibime giden bir durum da şuydu: Kıbrıs çıkarmasının yıldönümüydü o gün. O sorumluluğu yüklenmiş insanın evi, in cin, top oynar durumdaydı! O sıra, ülkeyi yönetenler, Kıbrıs'ta, burada bayramlar yapıyorlardı. "Allahaısmarladık" deyip ayrılfdım. Daha sonra, anneleri rahmetli oldu. Hacıbayram Camisi önünde başsağlığı diledim; bir daha da Bülent Bey'le görüşmek kısmet olmadı!
***
Bugün bayram; 20 Ekim'den beri bayram; kutlu olsun!