Bir Garip Ülke...

14 kasım salı akşamüstü Almanya Büyükelçisi Dr. Hans Joachim Vergau Ankara'ya yeni atanan Basın Müsteşarı Matthias Sonn’u, basına tanıttı. Basın müsteşarının eşi Mei-Ling Sonn’dan söz ederken:
O, İngiliz deyince, elimde olmadan “Ooo” çektim. Mei-Ling Sonn, Londra'da doğmuştu, belki Alman uyruğuna da geçmemişti. Ana bir yerden, baba bir yerdendi. Biri Singapurlu, biri Danimarkalı. Ne güzel!
Alman büyükelçisinin kokteyline, eski Muş Milletvekili Tekin İleri Dikmen’le gittik. Tekin İleri Dikmen çok sevdiğim bir kişi. Onunla söyleşinin tadına doyulmaz. Büyükelçi Erzurum’a gidip, orada konuşma yapmış, sonra Diyarbakır'a gitti. Alman Basın Müsteşarı Matthias Sonn, seçimlerde belki Güneydoğuya giderek gözlemci olarak bulunacak. Bilmiyorum, belki de yardımcısı gider. Almanlar, Türk konuklardan yaklaşan seçimlerle ilgili bilgi almaya çalışırken gazeteciler de Almanya'nın gümrük birliği konusunda eğilimini saptamaya uğraşıyorlardı. Kokteylde viski içtik, domuz sosisleri nefisti.
Tekin İleri Dikmen'le kendi aramızda konuşuyorduk. Tekin Bey, Türkiye’deki siyasal gelişmelerden dolayı karamsardı. Giderek ortada parti marti de kalmıyordu. Liderler, her şeyi ayarlıyorlardı.
En iyisi, bir zamanlar uygulanmış olan 'ulusal artık" (milli bakiye) sistemiydi, dedi Tekin Bey.
“Ulusal artık" sistemini de ortadan Süleyman Bey’le Bülent Bey kaldırdılar. 1969 seçimlerine giderken Neymiş? Doğu Perinçek de girermiş o zaman. Girsin efendim. Demokrasi budur! Süleyman Bey'in de Bülent Bey’in de -bu yaşlarına karşın- hâlâ ayakları yere değmiyor. Yurttaşın verdiği oy, neden yerine gitmiyor? Süleyman Bey kafasındakiler, o zamanlar:
Efendim, koalisyonlar olur memleket yönetilmez duruma gelir derlerdi. Oysa, Süleyman Bey, kaç kez ortaklık kurdu, kıyamet koptu mu? Aslında, demokrasiyi kavrayamamanın sonucudur bunlar.
Anayasa Mahkemesi de kendi içinde ayrı yönlere gitti. Anayasa Mahkemesi, 1968 de "Barajlı d'Hondt sistemi anayasaya aykırıdır" diye karar aldı. 1987'de Kenan Bey Anayasa Mahkemesi’ne gitti mahkeme bu kez:
Hayır, makul ölçüler içinde düzenlenirse, gizli oy açık oy ayrımı, yargıç gözetimi, denetimi ortadan kaldırılmadıkça, öbürleri mahkemeyi ilgilendirmez, bu Meclis’in görevidir, dedi. Şimdi merak konusu şu: Anayasa Mahkemesi, 1968'lerin mantığı ile mi hareket edecek, yoksa 1987'lerin mantığı ile mi?
Herkes birbirine soruyor:
Nereye oy vereceğiz? Verdiğim oy, yerini bulacak mı diye.
***
Kavaklıdere Şarapları, Ankara Hilton-SA'da konuklarına şaraplarını tattırdı. Biz de tattık! Çağrı eşliydi. Aldoğan la birlikte gittik, bizimle birlikte Köy Enstitülü Dursun Kut da geldi. Konukları Sevgi Başman-Mehmet Başman karşıladılar. Kırmızı beyaz şaraplar, iki aylık şaraplardı. Üzümler, Nevşehir, Diyarbakır. Elazığ'dan getirilmiş, fabrikada şarap yapılmıştı. Son bağbozumunun ürünleriydi. Salonda 600 kişiden çok kalabalık vardı. Altışar belki onar kişilik masaların çevresinde yerlerini almışlar ayakta atıştırıyorlardı. Her tabağın yanında üç bardak vardı; birinci bardak su bardağı, ikincisi kırmızı şarap için, üçüncüsü beyaz! Bardaklar boşalınca, görevliler gelip dolduruyorlardı. Tekin İleri Dikmen anlatmıştı: Erzurumlu, böyle bir şarap tadım toplantısına gitmiş. Şöyle demiş:
O tökir, ben içirem, o tökir ben içirem!
Masada, çeşitli peynirler, üzümler, meyveler vardı. Bir de ekmeklerin üzerinde. Mehmet Başman'ın Viyana'dan getirttiği İtalyan "Parma domuzu" vardı. Bu kurutulmuş jambondu. Kırmızı şarapla mideye indiriyordum! Fakat sosis yok muydu ne? Ceviz, fındık fıstık, çerez vardı. Bakıyordum, ak ak şeyler vardı, uçları kırmızı bunlar bir çeşit sosis olabilirdi. Çatalı batırmak istedim. l-ıh, çatal batmıyor. Elime aldım, baktım, şişe mantarı çıktı! Açılan şarapların mantarlarını da masalara yaymışlar, iyi mi? Çevreme baktım, kimse bana bakmıyor. Usulca mantarı masaya koydum!
Moldavya Başbakan Yardımcısı A. Gunef ile Gagavuzyeri Başkanvekili V. Uzun oradaydılar. Uzun, Hıristiyan Türklerdendi. Türkçe konuşuyordu. Kavaklıdere Şarapları AŞ ile ortaklaşa iş yapmaları olanağını araştırıyorlardı. Çok sayıda büyükelçi oradaydı. İtalya, Avusturya, Filipinler, Malezya, Grek elçileri ile Fransa’nın bayan ikinci elçisi orada. Pek az tanıdık görüyordum: Emre Kongar, Gülşen Karakadıoğlu, Dinçer Sümer, İffet Aslan, Ayten Gökçer, Cüneyt Gökçer, Ziya Gökalp Mülayim ile eşi Esin Mülayim eski bakanlardan Orhan Alp ile eşi Mualla Alp, eski Türk Tarih Kurumu Başkanlarından Ord. Prof. Dr. Sedat Alp ile eşi, maden yüksek mühendisi Celal Kurtuluş. Avusturyalı Peter Victor Plicka ile eşi Sumru Açıl Plicka -Sumru Plıcka sayrı bir Cumhuriyet okuru, ressam Orhan Çetinkaya'nın yakın arkadaşı çok sıcak bir hava yaratıyorlardı Sumru Plicka elimi öpmeye kalkmaz mı?
Yok, dedim, en iyisi yanaklarımızdan öpelim! Öyle yaptık... (Sumru Plicka Balıkesir'den DYP aday adayı)
Prof. Mahmut Şakiroğlu takıldı:
Şimdi, buradan ne yazacaksınız? "Kompradorlar ziyafette'' diye mi?
Gerçekten usuma, Aziz Nesin’in "Kazan Töreni” gelmedi değil. Kimi bayanlar paltolarıyla girmişlerdi salona. Arkadaşları:
Kız, gidin de vestireye bırakıp gelin şunları dedi.
***
Haluk Gerger, 16 ay hapis yatıp, 208 milyon lira da ödeyerek çıktı ya Haymana Cezaevi’nden; İstanbul'dan dönünce DGM'den çağrıldı. Gitti, yatıp çıktığı cezadan bir daha yargılandı. Yeni Terörle Mücadele Yasasını değiştiren yasa böyleydi. Haluk Gerger anlatıyor:
Acayip bir şey oldu. Beni önce bir yıl hapis  100 milyon lira para cezasına çarptırdı. Sonra, o bir yılı 10 aya indirdi. 100 milyon lirayı 84 milyona indirdi. Sonra o 10 ayı, günlüğü 5 bin liradan paraya çevirdi 15 milyon liraya. Toplam 85 milyon lira oldu. Sonra hepsini erteledi. Eee, bizim yattığımız ne oldu? Ödediğimiz 208 milyon ne oldu? Bunları bilmiyoruz!
Bir garip ülke!