Beybaba'nın Şiir Günü...

"Cumartesi Arkadaşları” Ceyhun Atuf Kansu’ya neden "Beybaba" derlerdi bilmiyorum. Belki, arkadaşlarından yaşça biraz büyük oluşundan, belki de ona arkadaşlarının saygısındandı. Cumartesi toplantılarının kurucularındandı. Mülkiyeliler arasında da "baba" sözcüğü yaygındır. Birine "baba" dendi mi o artık babadır. Her yerde, her şeyde babadır. Ondan babalık beklenir. Bizim bir Baba Refik'imiz vardı vali yardımcılığından emekli oldu; devletin yaptığını, babalığına yakıştıramadı, kahretti.
Cumartesi akşamüstü, Beybaba’nın "Şiir Ödül Törenine giderken önce Tunus Caddesi’nde yol üstündeki "Ortak Hukuk Bürosu'na uğradık. Bu büro, beş savunmanın ortak "tüze" yeriydi. Beş savunmanın adları şöyle Ceyhan Mumcu, Sermin Gündüz, Murat Mecit, Tayfun Bülbül, Taner Kaygusuz. Ceyhan en yaşlıları deneyimlileri. Başı o çekiyor belli (Adresleri Tunus Caddesi 14/4, Telefon-419 55 47)
Beybaba’nın şiir ödül töreninin yapılacağı TÜBİTAK Mustafa İnan Salonu’na vardığımızda, toplantı başlamak üzereydi. Toplantıyı önce, bir küçük salonda yapmak istemişler, bakmışlar gelen kalabalık yoğun, daha büyükçe olan 'Feza Gürsey Salonu'na almışlar…
En arkalarda bir yere geçip oturduk. Az sonra, Haldun Özen de geldi, birlikte oturup töreni izledik. Kısa açış konuşmasını Işık Kansu yapıyordu. Bu yıl Kansu Şiir ödülü'nü "Taşı Sula" adlı şiir dosyasıyla Gültekin Emre kazanmıştı. Gültekin, soyadı Özkan’ı kullanmıyordu, artık Gültekin Emre diye tanınmıştı, öyle gidiyordu. Gültekin’i, ağabeyi Hasan Özkan yetiştirdi, okuttu. Hasan benim arkadaşım, ikisi de Almanya da Berlin'de yaşıyorlar. Ekmeklerini orada çıkarıyorlar. Gültekin Emre, yaptığı konuşmada, daha bir on beş yıl Almanyalarda kalacağım vurguladı. Ne yapalım, insan doğduğu yerde değil, doyduğu yerdeymiş. Güle güle yaşasınlar. Kutladım Gültekin Emre’yi...
Gültekin Emre Ceyhun Atuf Kansu öldüğünde yazdığı şiiri okudu; şiir şöyleydi:
“Günü müydü/ Ağaçlardan süzülmenin / Yağmur olup yağmanın / ve / ‘Bağımsızlık Gülü' / Baharı bırakıp da /’Çocuklar Gemisi ne binmenin."
Toplantıyı, konuşmaları izlerken Ceyhun Atuf Kansu'yla yan yana oturuyormuşum gibi geçmiş konuşmaları, olayları da yaşıyordum. O, Köy Enstitüleri’nin yılmaz bir savunucusuydu. Açıkoturumlarda, Türkiye'ye öncelikle gerekli sağınların (hekimlerin). Balzac’ın "Köy hekimi”ne benzer bir türde yetiştirilmelerini söylüyordu. Daha galiba tıp fakültesini bitirmeden, arkadaşı, yakını Engin Tonguç'la birlikte, Samanpazarı, Altındağ gibi yoksul yörelerde, parasız, sayrılara bakmaya başlamışlar. Siz misiniz, parasız, pulsuz sayrılara bakan, polis düşmüş arkalarına, rahat bırakmamış. “Bu komünistlik mi ne?" diye düşünmüşler, ne bileyim?
1970'lerin başlarında Eylem’le Özlem’i ilk aşılarını yaptırmaya götürmüştük eşim Aldoğan’la Ceyhun Atuf Kansu'ya, çalıştığı Şeker Şirketi’ne. Belki param da yoktu, belki işsizdim; sordum
Ceyhun Bey, borcumuz?
Çok ayıp bir şey yapmışım gibi başını salladı:
Haydi, dedi, gidin, güle güle büyütün çocuklarınızı.
Utangaçla ayrılmıştık oradan. Bir başka kez Dr. Refet Erten’e gittik. O da para almazdı. Refet Erten, Akşehirliydi. Konya Lisesi’nden tanışırdık.
Ceyhun Atuf Kansu gecesinde torunu Ilgın Gökler dedesinin şiirlerini okudu; 8 nisan pazartesi günkü Cumhuriyet'te, Ece Temelkuran ayrıntılı biçimde yazdı ödül törenini, okumadıysanız, bulup okuyun. Behçet Aysan’ın kızı Eren şiir okumuş. Opera sanatçısı iki genç, beni çok etkiledi. Tuncer Tercan ile Ömer Yılmaz. İkisi de Karadenizliymişler. Tuncer’ın sesi bariton. Ömer Yılmaz, sazının tellerine vururken öncümüz Ruhi Su! dedi
Öyle sevindim ki. Ruhi Su’yu, ilk 1950’de, Opera Salonunda dinlemiştim. Orhan Veli’nin "Pireli Şiir"ini çalıp söylemişti. Çok geçmedi tutuklandı (Ünlü 1951 tutuklaması).
Toplantıyı izlerken keyfimden kahkahalar atıyor, sanatçıları "Bravo" diye alkışlıyordum.
Gültekin Emre, ödülünü, Ceyhun Atuf'un eşi Muzaffer Hanım’dan aldı. Ankara'da bulunan, daha önceki yıllarda Ceyhun Atuf Ödülü kazanmış olan ozanlar, sırasıyla şiirlerini okudular. Şükrü Erbaş, Salih Bolat, Abdülkadir Budak, Ali Cengizkan şiirlerini okuyup içten konuşmalar yaptılar. 1986'da Ceyhun Atuf Kansu Ödülü'nü alan Behçet Aysan. Sivas’ta yakılmıştı ya hani, onun şiirim de, kızı Eren Aysan dillendirdi Eren Aysan. DTCF Tiyatro Bölümü’nde okuyor. Eren’in okuduğu dizeler şöyleydi.
“Bir geceyarısı / Yabancı bir şehirde / Bir geceyansı treninde/ Senin yüzün yansıyordu..
…On derdim vardı, şimdi elloldu / Ecel fermanı boynuma takıldı "
Ozan Emirhan Oğuz bir şiirinde. "Yazılmamış şeyler vardır / Ben acıyla eğiliyorum size / Susmayın.'" diyordu. Emirhan Oğuz Müslüm Çelik, Ahmet Ada, Hüseyin Yurttaş ile Hidayet Karakuş daha önceleri Kansu Şiir Ödülünü kazananlar arasındaydılar. O gece onlar gelememişlerdi. Onların yapıtlarından örnekleri, genç tiyatro sanatçısı Nilbanu Engindeniz sundu.
Işık Kansu, toplantının bittiğini açıkladığında "Oooo” dedim, "bu denli çabuk mu bitecekti?" Böyle bir şöleni izlemedim desem yeri Ayla Kutlu, Remzi İnanç, Erhan Karaesmen, Ahmet Özer, Naci Ünver, Selçuk Altan, Hasan Uysal oradaydı. "Cumartesi Arkadaşları"ndan Şinasi Yavuzer ile eşi Sema Hanım Yüksel Onaran da vardı. Selçuk Altan;
Senin burada olduğunu kahkahandan anladım! dedi.
Ahmet Özer, bende eksik olduğunu söylediğim "Kıyı" dergilerini getirmiş. Çok sevindim
Ceyhun Bey'in yapıtlarını “Bilgi" yayımlıyor. Kitapları Işık Kansu göndermiş, kitabın içine Ahmet Küflü de kartını koymuş. Bilgi, eskiden tüm çıkan kitaplarını gönderirdi. Şimdi, imzalı olanlar geliyor. Ahmet Küflü’nün canı sağ olsun. Ceyhun Bey’in kitaplarını basıma Muzaffer Uyguner hazırlıyor. Şimdiye değin, şiirlerinden üç kitap çıktı, dört kitabı basılmayı bekliyor. İki denemesi yeni çıktı. Tam başucu olacak yapıtlar (Cevdet Kudret m Necdet Uğur’un yapıtları gibi). Düz yazılarının toplamı 21 cilt tutuyormuş, düz yazıların yirmisi beklemede. İyi mi? Sen çok yaşa Beybaba!