Batan Geminin Malları...

8 ekim pazar günü çıkan "Aferin Su Kuşu...” başlıklı “Ankara Notları'nın sonunda, eski TİP milletvekillerinden Yahya Kanbolat'ın, Ruhi Su ile ilgili olarak Rasih Nuri İleri'ye verdiği yanıtı yayımlamıştım. Bu kez, Rasih Nuri İleri'den bir faks-mektup aldım. Şöyle diyor:
“Sevgili Ekmekçi,
Senin sütünü yine işgal edeceğim galiba. ‘Aferin Su Kuşu...’ yazında, Yahya Kanbolat arkadaşımın mektubuna eklediğin not aslında yeterli. Ruhi Su, 14 Kasım 1952 günü tutuklandı; kaçırılma girişimi elbette ki bundan öncedir, Kanbolat ise 1960'ların TİP’inden söz ediyor. Ancak mektubunun yayımlanmasını yine de istediğine göre, herhalde bildiği bir şey var.
Birinci TİP'in Hatay sorumlusu bendim, diyor; TİP'te sorumlu değil, il başkanı ve yönetim kurulu vardır, herhalde belleğinde başka bir parti ile karıştırmış. 1951 TKP (Türkiye Komünist Partisi) tutuklamaları ile ilişkili Adanalı Oruç Ali Tütenkesen vardı, kızkardeşi Erem Esen konuşur diye, Hatay'dan Suriye'ye kaçırıldı; oysa konuşan ağabeyi oldu. ‘Hatay sorumlusundan' bu konuda bilgi istense faydalı olabilir.
Ben ise Adana ili ile ilişkili idim. Sekreterimiz Ahmet Arifer idi; 1946 TEKSP (Şefik Hüsnü’nün Türkiye Emekçi Köylü Sosyalist Partisi) Adana sekreteri oldu; sonra Orhan Kemal yerine geçti. Aybar'ın emriyle Ruhi Su'yu Hatay'dan kaçırmayı planlamıştık; Osman Yoltaş bunu örgütledi. Ancak geç kaldık, Yahya'nın bu yüzden haberi yok.
Aybar'la benim bağlı bulunduğumuz grup 'Aydınlar’ grubuydu. Bu gruptan önemli kişilerin ‘Bizim Radyo’nun başına geçmesi planlanmıştı; sıra ile Sabiha Sertel, Nâzım Hikmet, Abidin Dino, tahliyesinden sonra Zeki Baştımar bu görevi aldılar. Oysa Aybar yurtdışına çıkmayı kabul etmedi, iyi yaptı. Zeki Baştımar’ın ‘Aydınlar’ grubunu gizleyebilmesi. Aybar’ı, beni ve daha birçoğumuzu kurtardı.
Baştımar, 23 Mart 1952 ilk tahkikat ifadesinde M. Ali Aybar’la dostluk ilişkilerini, Nâzım’la buluşmalarını anlatıp partiye katılmadıklarını söyledi. 18 Mayıs 1953 ifadesinde ise Emin Sekün ile Dr. Hulusi Dosdoğru’yu aklayabildi. Aleyhinde ağır suçlamalar bulunan Sadun Aren’i, Behice Boran’ı da kurtarabildi. Boran 1954’te, Aren 1957’de beraat ettiler. Bu, 1951 tevkifatının başarılı yanlarındandır. Ben TİP'teki savunmamda ise 'Aybar’la çok eski bağlarımız bulunmaktaydı' demekten kendimi alamadım (Bak… TİP'te Oportünist Merkeziyetçilik). Aybar’ın TKP ile ilişkilerini herhalde Nihat Sargın ve Dündar Baştımar da bilebilirler.
Bize bağlı bulunup 'demoske' olmamış kişilerden bahsetmek ise kurallarımıza uymamaktadır. O kadar ki Reşat Fuat Baraner partinin Piyade Atış Okulu grubundan ve kendisini yargılayan dürüst albaydan bile hiç söz etmemiştir. Bunları yazmama vesile olan Hatay TİP (?) sorumlusu dostum Yahya Kanbolat’a ve sana sevgilerimle.
Rasih Nuri İleri."
Son olaylar, hızlı çekilmiş bir film gibi, gözlerimin önünden geçerken. Cumhuriyet'in eski usta çizerlerinden İsmail Gülgeç’in çizgilerini düşünüyordum. O, işçileri başlarında kasklarıyla, koyun biçiminde çiziyordu. “İşçi koyun'' diyordu. Şimdi olsa nasıl çizerdi acaba? Herhalde, memeleri sarkmış akbabayı, ayakları altına almış öfkeli bir koç! Gülgeç, memurları da kravatlı solucan biçiminde çizerdi. Türk-İş'in Kızılay eylemlerinde, kravatlı solucanlar pek gözükmedi mi ne? İsmail Gülgeç, böyle kravatlı solucan çizdiği bir sıra, çok tepki alacağını, mektuplar geleceğini sanmış; oysa memurlardan kutlamalar gelmiş!
12 Eylül'ün civcivli günleriydi Bülent Ulusu başbakandı. Beni de sever, kurnazdı. Bir gün İsmail Gülgeç’i, Bülent Ulusu'ya, Başbakanlığa götürdüm. Önce randevu aldım:
Efendim, size bir çizerimizi, İsmail Gülgeç’i tanıştırmak istiyorum!
“Hangi sütunda yazıyor? demez mi? Neyse, “Buyurun" dedi, gittik. Karşısında, koltuklara oturduk. Ulusu, bize hep dış politikadan söz ediyor Rusya'nın tutumundan, İran'dan yakınıyor. Ne yapsam etsem de İsmail'in “hayvanlar'' konusuna bir girsem diye ter döküyorum. Yaradana sığınıp “Efendim, arkadaşımızın sütun başlığı Hayvanlar" derken. Ulusu'nun biraz uzağındaki telefon çaldı. Ulusu, parmağıyla “bir dakika" işareti yaptı, telefona gitti, derin bir soluk almıştım. Yerine gelip oturunca:
Biz dedi, evcek hayvanları çok severiz. Bir köpeğimiz vardı, gidince bir yere sorun oluyor, bakamıyoruz. O nedenle başkasına vermek zorunda kaldık!
İsmail o zaman bir şey çizdi mi, şimdi anımsamıyorum. İşçi şapkalı koyunun işi, hükümet güvenoyu alamayınca iyice güçleşti mi ne? Tansu Çiller’in azınlık hükümeti, DDY işçileri ile şeker işçilerinin grevlerini üç ay erteledi. Kararnamelerin imzası, sabaha karşı 03.00'lere dek sürdü.
Tansu Çiller'in azınlık hükümeti güvenoyu alamadığı sırada, Gölbaşı'nda “Atatürkçü Düşünce Derneği" (ADD) Şubesi’nin bir toplantısındaydım. Gürbüz Tüfekçi ile gitmiştik ADD Genel Başkanı Suphi Gürsoytrak da oradaydı. ADD’nin Gölbaşı Başkanı Gülay Baytaş ile yardımcısı Dr. Nükhet Berk, Köy Enstitülü Remzi Özel, Cemal Kaman, Selami Seler Prof. Nejdet Çeliker, Sadık Aldoğan Öztürk derneğin yükünü üstlenmiş gibiydiler. Dr. Nükhet Berk’in eşi Ertuğrul Berk ile kızı Gizem Berk de oradaydı. Gizem Berk, Uğur Mumcu’ya yakılmış, Selda Bağcan'ın türkülerinden söyledi. Azınlık hükümeti güvenoyu alamamıştı. İş karakolda mı bitecekti? Azınlık hükümetlerini içlerine sindiremeyen ülkeler, kuşkusuz geri kalmış ülkelerdir. Bunlar, yalnız azınlık hükümetlerini değil, “ortaklık”ları da içlerine sindiremezler. Ama artık o geçti, ona alışılacak. Başka yolu yok bunun. Milletvekilliği, hele bakanlık dendi mi, çok kişinin yüreği hopluyor. Ne olmuş bakan olmuşsa diyebilen kimse görmedim şimdiye dek. İsveç başbakanı limon için kuyruğa giriyor. Birde kendimize bakalım. Bakan olmak için ölüyorlar. Alın işte, ne olacak şimdi, batan geminin mallarına döndü çoğu. Bir de ANAP’la kimi DYP'liler arasında eski “Demokratik Parti" denemesine girişiliyor, tutmaz. Bir Celal Bayar nerede. Görülen, DYP-CHP ortaklığı kaçınılmaz!
Fıkrayı Fikret Ünlü, Erdal Bey'den dinlemiş.
Erdal Bey, Karadeniz fıkrası anlatırken, çoğunu ayırırmış. Örneğin. “Sovyet Karadenizlisi" dermiş. Şöyle anlatmış fıkrayı:
“Sovyet Karadenizlisi baba oğul, tarlada çalışırlarken oğlu:
Baba, demiş, uçak geçiyor, arkasından dumanlar çıkıyor; herhalde uçakta önemli biri var!
Yok, demiş babası, önemli birisi olsa, arkasında motosikletliler olur!"