1939 yılının aralık ayı; doğup büyüdüğüm Hadim ilçesine. 'Haydar' adında bir ‘zabıt kâtibi' atanır. Haydar Efendi, 18 yaşındadır, kardeşlerine bakmak için çalışmak zorundadır. Bu nedenle o genç yaşında, Amasyalardan kalkıp, küçük bir memurluğu. Hadim'de mahkeme 'zabıt kâtipliğini' üstlenmiş, yollara düşmüştür. Savaş yılları o yıllar; babam Mehmet Usta, Hadim'de fırıncıdır. Bir de küçük lokantası vardı. Aslında, babamın ilçede çok işi vardı. Bir yandan da berberlik yapardı! Nalbantlık da yaptığını, eşeklere, atlara nal çaktığını duyardım. Fırının bitişiğinde birde kahvesi vardı, üzüm küfeleri o kahvede dururdu. İlçede başka berber, başka kahve, başka lokanta yoktu. Bir gün ilçeye vali gelmiş, yemek istemiş, babam götürmüş. Tıraş olmak istemiş, takımım aldığı gibi babam koşmuş! Vali, ilçeyi denetlemeye çıkmış. Kaymakam:
Efendim, buyurun fırınımızı da görün! demiş. Vali orada da babamı görünce, çok şaşırmış:
Fırınla, lokanta iyi de, onların yanında berberlik, nalbantlık iyi değil, özellikle temizlik açısından sakıncalı! demiş.
İlçede üç-beş memur var, yok. Bütün çalışmalar hemen hemen onlar için. Köylüler, evlerinde yiyip içiyorlar. Babamın çıkardığı ekmeğe 'çarşı ekmeği' diyorlar ve onu katıksız yiyorlar! Konya’dan gelip, Taşkent'e geçen kamyon sürücüleri, "Kürt Ali","Karagütle”nin otobüslerinin kimi sürücüleriyle, yolcuları bir çeşit gel-geç müşterileri. Ben, o yıllar öğrenciydim ama evdekilerin o savaş yıllarında açlık çekmediklerini bilirim. Paramız yoktu. Anam:
Yiyip içtiğinizi hesap etmiyorsunuz? derdi.
Doğan Avcıoğlu'na, ‘Yön’ü çıkarırken yardım eder, dergiye "Hasır Şapkalı" imzasıyla yazılar yazardım. Avcıoğlu, "Türklerin Tarihi’ni yazarken, Konya yöresine de eğilmiş, Konya'da esnafların gücünü incelemiş. Bana takılırdı:
Ekmekçi, senin baban da burjuvaymış ha! derdi.
Bekir Semerci, Trabzon'da çıkan "Kıyı" dergisinin kasım sayısında "Tanıdıklarım" başlıklı yazılarından birinde “Ekmekçi Mehmet Usta"yı yazmıştı. Semerci, benim de bilmediğim ilginç şeyler anlatıyordu. Bir yerde şöyle diyordu:
"Ekmekçi Mehmet Usta babamın dostuydu. İlçeye işi düştüğünde onun katırlarının semerlerini onarıverirdi. Kendi aralarında yaptıktan söyleşilerde hep kahkaha atarlardı. Babam çok şakacıydı. Ekmekçi gibi elinden iş gelen bir adamdı. O dönemlerde köylüler hayvanlarıyla yolculuk yaptıklarından konuk odamız hiç konuksuz kalmazdı. Ekmekçi de çok cömertti. Garipleri, düşkünleri doyurmadan taşlanırdı..."
Mahkeme Zabıt Kâtibi Haydar Elendi, ilçeye geldiğinde bayram öncesiymiş. Ekmekçi Mehmet Usta, ona:
Haydar Efendi, demiş. Hoş geldin! Yarın bayram. Bayramda üç gün ekmek çıkmaz. Lokanta da kapalıdır. Ben senin üç günlük ekmeğini, yemeğim hazırladım. Böylece aç kalmazsın! Haydar Efendi'nin kalacağı yer de yok. Bir ay kadar otelciğin soğuk odasında kaldıktan sonra Ekmekçi Mehmet Usta, onu evinde konuk etmiş. Fırında, Ekmekçi Mehmet Usta'yla söyleşir, yemeğini yermiş. Mehmet Usta:
Haydar Efendi sen doymadın!
Doydum amca!
Yok, yok doymadın! Der, tabağına biraz daha yemek koyarmış.
Haydar Efendi, oradan şubat sonunda başka yere atanıp ayrılmış. Ben, Haydar Efendi’yi 1980'den sonra, sanıyorum SODEP Genel Yazmanı Hicri Fişek’le yaptığımız bir Karadeniz gezisinde Amasya'ya uğradığımızda tanıdım Hicri Fişek'in başkanlık ettiği toplantıya, bir genç geldi, kendini tanıttı:
Benim adım Tahir, dedi. Babam, babanızın arkadaşıymış, yıllar önce Hadim’de zabıt kâtibi olarak bulunmuş. Ağabeyinizi tanıyor. Sizinle de tanışmak istiyor.
Haydar Efendi, Amasya'da noterlik yapıyormuş. Noter olduğu için politikacıların arasına karışmaktan çekinmiş. Onun için beni oğluyla çağırtmış.
Hay hay! dedim Hicri Fişek'lerden ayrıldım. Haydar Bey’le konuşmaya gittim. Babamla ilgili anılarını anlattı. Oğlu Tahir'i övdü. Tahir politikacı olacaktı. Hacı TÖ Cumhuriyet için 'Pravda' dediydi ya, Haydar Bey, bizlere yöneltilen böyle şeylere karşı çıkar:
Benim tanıdığım Ekmekçi Mehmet Usta'nın çocukları komünist olamazlar! Olamaz yahu, ben bir ay evlerinde kaldım, analarının yüzünü görmedim! dermiş.
Amasya'ya daha sonra da gittim, bu kez Hinthorozu Erdal Bey'le gitmiştim. Her gidişte, Amasya'daki baba dostu Haydar Bey’i aradım. Haydar Bey in oğlu, politikaya girdi, milletvekili, sonra Sanayi ve Ticaret Bakanı oldu. Tahir Köse!
Babam borç içinde öldü. Babamdan söz ettim diye gömüt taşlarıyla övünmek istediğimi sanmayın. Seha Meray'ın ölüm yatağında bir arkadaşımla bana dediği gibi:
Biz de çağımızın bir dönemini yaşıyoruz!
Ankara'da SHP kulislerinin konusu, eski CHP’lilerin CHP'yi yeniden oluşturma çabaları. Bu, iktidara gelen ancak her adımında içeriden tökezletmeye çalışılan SHP'yi parçalamayı mı amaçlıyor? Eski CHP'lilere yeni yollanan bir mektupta, özetle şöyle deniyor:
"CHP'nin kapatılma kararının kaldırılması konusundaki girişimlerimi, destek ve güveninize dayanarak devam ediyor. Bu girişimlerimizin verimli ve sonuç alıcı olması, çalışmaların CHP törelerine yaraşır bir hiyerarşik yapıda.
Devamı eklenecek…….