Aziz Nesin, Çeşme'ye gitmeden önce, İstanbul’daki evinde, bir bölük arkadaş konuşuyorduk. Oralp Basım, Güralp Basım, Yıldız Sertel, savunman Hilmi Durudoğan da vardı. Aziz Nesin ile Ayben Kop, akşam yemeğini yemişler, sofradan kalkmışlardı.
Gerçekte, Aziz Nesin, Foça'dan Bodrum'a geçecekti. Arkadaşlar önerilerde bulunuyorlar:
Air-condition'ı, soğutması olmayan otellerde kalmamasını öğütlüyorlardı. Aziz Nesin:
Kalmam zaten, diyordu, bakın sorun, otelde soğutma yoksa gitmem! (Sonradan Bodrum'un iptal edildiğini öğrendim.)
Çeşme'den Necip Yanmaz adında bir okur aradı. Aziz Nesin’in son günleri ile ilgili bilgi vereceğini söyledi. Aziz Nesin, Çeşme’ye, Kardiya Oteli’ne gelince Necip Yanmaz'dan, Cumhuriyet Gazetesini istemiş. Necip Yanmaz, şöyle anlatıyordu.
O gün imza gününe gidecektik, öğleden sonra 3-4 dolayları. Neyse, eve gittim Cumhuriyet'! arayıp buldum. Sizin "Aziz Nesin'in Çağrısı" yazınız vardı. Aldı, yazıyı okuyacaktı. Yorgundu, okuyamadı. "Neyse dönünce okurum" dedi, ekledi: "Galiba bu yazıyı hiç okuyamayacağım."
Hadi yav!
Yani, çok uğraştı; çünkü daha önce de denemişti. Sonra odaya göndertti, öylesine gitti. Sonra da akşam olanı biliyorsunuz. Yazıyı okuyamadı!
Allah Allah! Peki, bu Kulüp Kardiya’da air-condition var değil mı?
O da onu rahatsız etti tabii.
Evet, bizim o kadar rahatsa olduğundan haberimiz yoktu. Kendisi de hiç umursamıyordu. Geldiler buraya..
Siz ne iş yapıyorsunuz?
Ben burada acente sorumlusuyum. Fransız turistleri organize eden acente. "Paşa Tur' buraya turist getiriyor, ben de onlarla ilgileniyorum. Aziz Nesin'in gelişinde de ben yardımcı oldum.
Evet, geldiler... diyordunuz...
Geldi akşam, ertesi gün denize girdi, hatta geldiği akşam bir şişe rakı içtiler birlikte ..
Ayben (Kop) Hanım'la?
Evet, yani ben anlam veremedim, böyle...
Bir şişe dediniz, küçük şişe mi?
Büyük şişe aldılar, ama ne kadar içtiler bilmiyorum.
Keyiflendi de belki!
Keyiflendi! Denize nazır oturdular. O akşam tas kebabı, salata, meyve yedi. Hatta, ben içkiyi filan düşünmediğimden teraslarına güzel yemek servisi yaptırdım. Aziz Bey, bana "Necip, rakı var mı?" dedi Ben bir şaşırdım. Tabii o da şaşırdığımı görünce "Merak etme, ben içerim!" dedi. "İyi hocam!" dedim, hatta eşine baktım. O anda o da "olur" işareti yapınca "Peki hocam!” dedim, rakıyı getirttim. Güzeldi o akşam, ama bence asıl onu yoran deniz oldu. Çok denize girdi. Sıcak altında sabah girdi, öğleden sonra girdi; sürekli denize giriyordu. Yani asıl bence, onu yoran o oldu Rakıyı içmekten filan pek de etkilendiğini sanmıyorum. Çünkü, zaten alışıktı herhalde, ama denize çok girdi. Sonra, odasından lobiye kadar yürüdük, akşamüstü 4.30 civan; 200 metre yürüdük, imza gününe gidecek, yarım saat oturup dinlendi. Çok yorulmuştu. Pek de keyfi yoktu aslında, yazınızı da o zaman istetti. Aziz Bey’e, "İsterseniz hocam, geç saatte çıkalım!” dedim. Hanımefendi “İyi olur” dedi. Ama, Aziz Bey itiraz etti; "Hayır, şimdi okuyucular gelmiştir, beklerler beni, bekletemem!" Onun üzerine gittik? Buradan Alaçatı'ya gittik birlikte. Bizim otelimiz, Alaçatı'ya 15 km... Ayben Hanım, "Nasıl, sıcak mı orası” diye sordu... Orası, ağaçların altı serin bir yerdi. Orada oturdu, imzalamaya başladı. Ben de arkadaşımın satışları artsın diye altmış tane kitap aldım. Aziz Nesin, "Yorgunum, yarın imzalarım!” dedi.
İmzalayamadı!
İmzalayamadı tabii. Ahmet Piriştina gelip onu aldı, giderken çok rahattı. Beş saate yakın otele dönmediler Yani. İstanbul'da olsaydı, bu şekilde olmazdı. Biz kendisiyle, son iki gün yan yana iki-üç saat geçirdik. Şimdi birçok şey aklıma gelmiyor ama...
İmza sırasında Sadun Aren ile Munise Aren de gelmişler
Ben götürdüm, yarım saat sonra ayrıldım, bilmiyorum.
Kalabalık mıydı okurlar?
Kalabalıktı çok, "Hocam, dedim, arzu ettiğiniz zaman çağırın beni", Tamam, dedi, Ahmet (Piriştina) gelecek, gerek yok, akşam geliriz". Hatta ilk gün rakı isteyince, "Hocam, dedim, bu akşam sizi baş başa bırakalım, yarın Çeşme'ye gidelim, birlikte rakı içelim! Balık yiyelim”, "Tamam, memnun olurum!” dedi, "Arkadaşım Ahmet davet etmiş oraya gitmek zorundayım, kusura bakmayın!" dedi. Birçoklarından Aziz Nesin'in kaprislı olduğunu duymuştum ben, ama kesinlikle öyle, en ufak bir şeyle karşılaşmadım. Mesela, geldiğinde birçok konuda Ayben Hanım, özellikle onu korumak için, bazı şeyleri beğenmezken, o, "Her şey çok güzel, teşekkür ederiz" diyor, defalarca teşekkür ediyordu.
Evet ama, air-condition yok otelde!
O kadar sıcak yoktu, 30 derece filandı. Bir hafta önce kırk dereceydi. Onun kalabileceği tek otel vardı, Altınyunus! Akşam kendisine vantilatör filan verdik, ama bu klimanın yerim tutamaz. Denize girip güneş altında kalması çok etkiledi onu Çeşme'ye gelirken de “Ben deniz kıyısında bir otel istiyorum, denize gireceğim "demiş... (Necip Yanmaz'a teşekkür ettim. Konuşmamız burada bitti.)
Nesin Vakfı, Aziz Nesin'in vasiyetine uyarak, yakılmasını istediği mektupların yakılmasını kararlaştırdı, önceki akşam da uzun tartışmalar sonucunda yaktı. Yönetim kurulu üyelerinden Oralp Basım, toplantıyı terk etti. Yönetim kurulu üyeleri şöyle: Şinasi Acar (Başkan). Fırat Aykut, Gülten Dayıoğlu, Ali Nesin, Arman Onaran (savunman), Nüzhet Ak (Mimar, sayrı olduğundan katılamadı). Toplantıya, üye olmayan Ahmet Nesin de katıldı.
Yakılacak olanları, neden Aziz Nesin yakmamıştı da vakıf yönetimine bırakmıştı? Mektuplar saklansa olmaz mıydı?
11 Temmuz 1995, Cumhuriyet