Aziz Nesin’in Çağrısı...

İstanbul’da. Yunus Nadi 1995 Ödül töreni, görkemli oldu. Orada, pek çok dost, tanıdıkla karşılaştım. İçmeden sarhoş gibiydim. Ödül dağıtımından sonra dans müziğine uyarak Yıldız Sertel'le dans ettim. Bizi gören Necdet Uğur, kollarını açmış geliyor:
Kıyamet kopacak, kıyamet diyordu.
Ödül töreninin yapıldığı İbrahim Paşa Sarayı, nasıl da kalabalıktı. İstanbul’dan Güralp-Oralp Basım kardeşler, Ali Kaymak, Ahmet Aşıcı, Fakir Baykurt, ressam Tiraje Dikmen, savunman Hilmi Durudoğan, Sabahattin Dikmen, Yıldız Sertel’le, ödül töreninde buluşacaktık. Bir bölük arkadaş gazeteden gittik. Ankara’dan gelenler arasında Müşerref Hekimoğlu ile Güldal Mumcu da vardı. Kırklareli'nde, Sabahattin Ali haftasını düzenleyenlerden Köy-Koop Başkanı Erdoğan Kantürer ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Kırklareli Başkanı Ünal Başkur gelememişlerdi. Nurcan Esmer ile Mete Akyol da gelemeyenler arasındaydılar. Ben de bir bakıma konuk sayılırdım. Berin Nadi'nin çağrılısıydım ya, tüm çağrıları ben yapmışım gibi koşturuyor, keyifleniyordum. Ayda yılda bir görüştüğümüz Lale Tokuş'la, Şevket Tokuş:
Alanya'ya, Alaattin Otel’e bekliyoruz, diyorlardı, kefirini al gel!
Set Otel hazırlıklarını iyi yapmıştı. Törende yok yoktu...
Gece, dostlarımda, Durudoğan'larda kaldım. Ertesi akşam da İstanbul'dan Bonn'da bir göreve atanan Alman Konsolosluğu Basın Ataşesi Bayan Monika Iversen’in kokteyline gittim. Orada Başkonsolos Bayan Christiane Geisslerkuss'la, Konsolosluk Ataşesi Monika Mohaving’le, Basın Ataşe Yardımcısı Ermeni kızı Lüsyen Keklik le tanıştım. Gazetecilerden yıllardır görüşmediğim Sami Kohen'le karşılaşıverdim. İkimiz de öyle sevindik ki. Rona Aybay’la eşi de oradaydı. Özlem giderdik. Alman Konsolosluğu, yüz yıllık bir yapı. Buraya eskiden "Kuşlu Köşk" derlermiş; dört yanında Alman kartalı olduğu için. Konsolosluk, 2. Dünya Savaşı’nda, galiba, kapalı kalmış bir süre...
      ★★★
30 haziran cuma günü, Aziz Nesin’in, “Basın Müzesi”ndeki toplantısındaydım. Aziz Nesin, köktendinciliğe (fundamentalizme) karşı tüm aydınları, kuruluşlar göreve çağırıyordu. Aziz Nesin şöyle diyordu:
“Dinsel gericilik, bağnazlık ve yobazlık anlamına gelen fundamentalizm çağımızda salt Türkiye'nin değil dünyanın başat sorunudur. Avrupa'nın her ülkesinde Amerika'da olduğu gibi Japonya'da tarikatlar yoluyla, İsviçre gibi bir ülkede 60 kişinin toplu intiharı olan yeni çıkmış bir din aracılığıyla dinsel gericilik dünyamızda sürmektedir. Körfez Savaşı'nın USA'nın önderliğinde birkaç gün içinde bitirilmesine karşın Bosna Hersek savaşının 10 yıldan beri sürmesi, gizli bir Hıristiyanlık köktendinciliği (fundamentalizmi) olarak görülmektedir. Filistin-İsrail arasındaki bitmeyen düşmanlık ve savaş da zaman zaman Musevi köktendinciliğinin açık belirtilendir. Hindistan'da Budistlerin İslam camilerini yakmış olmaları ve daha bunun gibi davranışlar göze batıcı fundamentalist hareketlerdir. Dünyanın hemen her yerinde görülmekte olan bu fundamentalist hareketlerin en amansızı İslam ülkelerinde görülmektedir. Son yıllarda İslam bağnazlığı (fanatizm) ve köktendincilik bir dünya tehlikesi halini almışlardır. Mısır, Cezayir, Sudan, Bengladeş sürekli olarak köktendinciliğe savaşım vermek zorunda olan tehlikeli olan bölgelerdir..."
Aziz Nesin, “fundamentalizm" sözcüğüne henüz Türkçe bir karşılık bulamadığını söyledi. Oysa, bu sözcüğün karşılığı olan “köktendinci" sözcüğü tutunmuş bir sözcüktü.
Aziz Nesin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çok daha ilginç olanı şudur: Görüştüğüm AvrupalI aydınlar, kuruluşundan beri İslam fundamentalizmi hegemonyası altında bulunan Suudi Arabistan'ı fundamentalistler arasında saymayıp salt İran'ı fundamentalist rejim altında görmektedirler. Bunun nedeni elbette bellidir. Dünyanın kısaca çizmeye çalıştığım bu çok tehlikeli durumun içinde Türkiye'nin yeri en tehlikeli noktalardan birindedir. Türkiye'de İslami fundamentalizm günden güne azgınlaşmaktadır. Açıkça ve korkusuzca gerçeklen söylemek gerekirse yıllardan ben parlamentolar fundamentalizmin daha da azgınlaşmasına uygun yasalar çıkarmakta, yasatan çıkaramadıktan zamanlarda böyle bir ortamı hazırlamak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Her hükümet bu yobazlık ve bağnazlık yolunda kendisinden öncekinden geri kalmamak için bağnazca yöntemleri uygulamayı sürdürmektedir. Bütün amaçlan halkı bağnazlığı özler durumlara düşürüp, sonra da geri bıraktırdıktan halkın oylarına demokrasi diyerek sarılmak yoluyla tam köktendinci (fundamentalist) iktidarı elde etmektir.
Türkiye'nin gerçekçi, ilerici, demokrat aydınlan, her geçen gün, yitirilmiş bir gün olacaktır. Halkımıza olan borçlarımızı yerine getirmek zorundayız. Bu arada, bir önlem olarak İstanbul'da bir uluslararası antifundamentalist konferans düzenlemeyi tasarımlıyorum. Bu konferansı uluslararası düzeyde kurabilmek için şimdiye dek İsviçre'de, İsveç'te, Almanya'da, Avusturya'da ve Amerika'da ilişkilerde bulundum ve her ilişkiden son kertede olumlu yanıtlar aldım. Bu ilişkilerin daha d....a genişletilerek yürütülebilmesi için böyle bir uluslararası örgütlenmeye hazır olduklarını bana bildirdiler..."
Aziz Nesin’in konuşması buncağız değildi. Ayrıca, önerileri vardı. 2 Temmuz'da Türkiye'de on binler yürüdü. Bir daha Sıvas'ların olmaması, Madımak Oteli'nde aydınların yanmaması için köktendinciliğin kökünün kurutulması gerekiyordu. Bu açıdan Aziz Nesin’in çağrısı çok önemliydi...