Ayaküstü Konuşmalar...

Taşlama ustası Mustafa Eşref, 12 Eylül'ün civcivli günlerinde "dörtlükler" yazar, bunları "Ankara Notları"nda aktarmaya çalışırdım. Yayımlandığı biçimiyle biri şöyleydi:
"Evren Paşa, Evren Paşa!/Değişir bu devran Paşa,/Böyle böyle bu iş olmaz,/Oku biraz öğren Paşa!”
Üçüncü dize, gerçekte “Cahillikle bu iş olmaz" biçimindeydi, ben onu. "böyle böyle bu iş olmaz” biçiminde değiştirir, değiştirmeden öncede taşlamacının iznini alırdım. Sonra, cumartesi arkadaşlarıma sorardım:
Böyle böyle'den ne anlıyorsunuz?
Bunu anlamayacak ne var? Suç işlememek için, "cahillikle" yerine, "böyle böyle" demişsin! Okurlar, takılırlardı:
Böyle böyleliğin gereği yok!
Bir dörtlük de şöyleydi;
"Hiç güvenim kalmadı atasözlerimize,/Pekala yayılıyor, birlikte kurtla kuzu;/Bir de 'Akıllı domuz çok yaşamaz!' demişler, /Yetmiş yaşına bastı …….. domuzu!"
Buradaki nokta noktayla geçen son dize biraz kapalıydı; gazetelerde çıkan “Doğramacı 70 yaşında!" haberlerini okumamış olanlar kolay çıkaramazlardı!
İhsan Doğramacı'yı son olarak Alman Elçiliği bahçesinde, konuk Alman Dışişleri Bakanı Kinkel'in, Hikmet Çetin onuruna verdiği kokteylde gördüm. Şapkamı, çantamı aldım, çıkıyordum:
Aaa, Doğramacı! dedim içimden, yanından geçerken sordum:
İhsan Bey, rektör seçimleri ile ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?
Ben seçimlerden yana değilim, atamalardan yanayım!
Peki, seçilecek altı adaydan en az oy alan atanabilecek mi? Bu nasıl olacak?
Hiç ilgilenmedim, ilgilenmiyorum!
Lafı değiştirmeliydim:
Emel Hanım nasıl?
O da burada!
Yanımdan ayrılıp, kardeşi Emel Doğramacı'nın yanına gitti. İhsan Bey'in hiç keyfi yoktu; Hacettepe bahçesine dikilen anıtını soracaktım, onu da soramadım. Büroya gelince çocuklara söyledim:
Böyle böyle, dedim, Doğramacı'nın suratı asık, "Ben seçimden değil, atamadan yanayım!" dedi. İstanbul'dan Füsun Özbilgen'le konuşuyordum, ona da anlattım. Heyecanlandı, "Çok ilginç" dedi. Sesini duyuyordum, "Çocuklar, Doğramacı, Ekmekçi'ye Ben atamadan yanayım!' demiş. Haberi geldi mi?.."
Doğramacı bir ara, Prof, İlber Ortaylı’yla konuştu, onu gördüm. İçimden:
Ortaylı’yı arar sorarım! diye geçirdim.
Doğramacı’nın istifa edebileceğini düşünmek neden usuma gelmedi? Buna hâlâ şaşıyorum. Yoksa, kendi istifa etmedi de istifa ettirildi mi? Çünkü o akşam geç vakit Süleyman Bey, Doğramacı’nın istifa ettiğini açıklıyordu. Kokteylde yüzünün bozukluğu bundandı demek...
Kokteylden tam çıkarken Altan Öymen’i gördüm. Pazartesi günkü yazısının sonunda, okurlara "kişisel" bir açıklama yapıyor, bir yerde şöyle diyordu:
"(9 eylüle dek) Milliyet'in, CHP'yle ilgili haberleri dahil olmak üzere, haber ve yayın politikasıyla ilgili değilim. Gazeteme olan katkım, yazılarımla sınırlı kalacak. Yazılarımı zaman zaman aralıklı olarak yazmak zorunda kalacağım..."
Altan Öymen'e:
Yazı, bir veda yazısı mıydı? diye sordum.
Yok canım, öyle mi yorumluyorsun?
Öyle yorumlayanlar var...
Altan Öymen'in demek, eli gibi ağzı da sıkıydı! Bir “Ankara Notları”nda, CHP'nin geçici genel başkan adayları arasında adını anmış, boşuna çabaladıklarını yazmıştım satır arasında.
Tabanda neler olup bittiğini öğrenmek istiyordum, eski CHP'nin tabanında; bugün CHP'yi yeniden oluşturmaya çalışanların CHP tabanıyla bir ilgileri olduğunu sanmak çok güç. Aradan 12 yıl geçmiş; CHP tabanı SHP ile DSP'de toplanmış. SHP'deki taban Hinthorozu’nun elinde, DSP'deki ise Ecevit’in... Milletvekilliğine seçilemeyip ortada kalanların tabanları nerede? Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver, bu konularda sık sık başvurduğum önemli bir kaynak. Ertan Ünver
Ben, diyor, her gün on eski CHP'liyle konuşuyorum, nabız yokluyorum. Herkes, Erdal Bey'in genel başkanlığını kabule hazır! DSP tabanının yüzde sekseni buna "evet” diyor. Erdal Bey'in soğukkanlılığı, partide, tabanda ve ülkede çok büyük prim yapıyor. Şimdi, o primlerin zamanı geldi. Deniz Baykal’ın, Bülent Bey'in kavgacılığı, 'illallah' dedirtir sosyal demokrat sade vatandaşa, tabana. Bu çok önemli. Tabandan çok büyük bir güç gelecek Erdal Bey'in genel başkanlığı için...
Ertan Ünver, olayın olumlu olumsuz yanlarını sıralıyor; bunlar belki bir başka yazının konusudur. Ertan Ünver'in ilginç önerileri var. Önerileri sıraladıktan sonra şöyle diyor:
Bu somut öneriler, yaklaşım ve yorumlar nesnel doğrulan içeriyor ise gidişin ana çizgilerini de oluşturuyorlar demektir. Güçlendirilmesi gereğine inandığımız bu çizgilerin dayattığı nesnel kural ve koşullara uyulmadan CHP açılsa ne olur, açılmasa ne olur... Sosyal demokrasi Türkiye'de bir partili olsa ne olur, üç partili olsa ne olur.. Sol ülkede bulunsa ne olur, bulunmasa ne olur.. O lider olsa ne olur, bu lider olsa ne olur!..