Bana çoktan beri “Aslan hemşerim!" demiyordu. Zorunlu karşılaşmalarda, yine el sıkıyor, hatta şap şup öpüyordu. Hemşeriler için neler yaptığını anlatıyordu. Dinlemediğimi, yanından bir an önce uzaklaşmaktan başka bir düşüncemin olmadığını seziyordu sanıyorum. Uzaklaşınca belki derinden bir "ohhh" çekiyordu da ne bileyim?
Her dönemin adamı bir bürokrattı, ama işin kötüsü ben de her dönemde gazeteciydim. Yazıp çiziyordum, karşılaşmamamız olanaksızdı. Aslan hemşerimin işi çetindi anlayacağınız.
Onu 1960'lı yıllarda tanımıştım. O yıllar, Milliyet te çalışıyorum. O da "mektupla öğretim” mi ne öyle bir yerde. Bir yerde karşılaşıp, tanıştık. "Mektupla öğretim" bir gazeteci olarak bana ilginç geldi. Şimdiki "açık öğretim''in başlangıcı olabilir. Bir haber yazdım. Resim öğretmeni miydi, neydi asıl. Sergi açtı, sergisinden de söz ettim. Bir köylü çocuğunun sergisi filan olacak...
Aradan yıllar geçti, onu bir yerlerde genel müdür olarak gördüm. Eh, iyi. Bir hemşerimiz genel müdür olmuş, kötü mü? Doğup büyüdüğüm ilçenin bir köyünden o da. Gerçekten hemşeri sayılırız.
Her dönemin adamı olduğunu, iktidarlar değişince anladım. Adalet Partisi mi iktidarda. Olsun, Konyalı kim var? Faruk Sükan var! Faruk Sükan değil o artık. "Faruk Abi!"
Aslan hemşerimin bir huyu var; işbaşından gidenleri arayıp, sormaz. Hatta selamı, sabahı keseri
Onu, Faruk Sükan’a sordum. Şöyle dedi:
-1978-79’da atıyorlardı, ben araya girdim. Yerinde bırakmaya razı ettim bakanı. Ben ayrıldıktan sonra, bir gün arayıp sormadı. Çeşme'de birçok usulsüzlükler mi ne yapmış? Bilmiyorum, duydum...
Yine, 1980 öncesi 1970’li yıllardı. Cumhuriyet’te çalışıyorum. Telefon çaldı, bu...
-Sizden bir randevu rica ediyorum!
Ne randevusu kardeşim, burası bakanlık mı? Atla gel, görüşelim!
Cumhuriyetin "Ankara Havası”na benzer bir köşesinde, bir haber çıkmış; hemşerimle ilgili. Artık görevini bırakması gerektiği yazılıyor orada. Onu da benim yazdırdığımı sanıyor, onun için randevu istiyor "Aslan hemşerim!''
Peki, atla gel, haydi şimdi bekliyorum!
Geldi, Dediği şu:
Bana üç ay izin verin, emekliliğimi bekliyorum. Emekli olayım, ayrılacağım!
Ayrılırsanız, onurunuzu kurtarırsınız hemşerim. siz bilirsiniz? Ben hemşeri olduğumuz için söylüyorum. Yazılanlar doğrudur, siz ayrılın...
Gitti, ayrılmadı! Yeni şeylerin arkasında koştu. Fahri Korutürk cumhurbaşkanıydı. Emel Korutürk, sanatı seviyor, sanatçıları koruyordu. Emel Korutürk, onun bir yakınının nikah tanığı mı ne oldu? Aslan hemşerim, yine dört ayağının üstündeydi!
Eeee, artık 12 Eylül gelmeliydi, geldi! "Aslan hemşerim" görevinin başında, askerlerin yanıbaşındaydı! Kenan Bey'in sergileri açıldı; Yaşar Çallı portrelerini yapıyor, Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyordu. Oralarda kime yanaştı bilmiyorum, 12 Eylül döneminde "sessiz, derinden" gitti!
Şimdi, Kenan Bey'i, ötekileri arayıp soruyor mudur?
CHP-MSP ortaklığı sırasında mıydı neydi, bir ara hacca da gitti eşiyle: "hacı" olup döndüler. Eşi, dönüşte başını örttü. Şimdilerde örtmüyor galiba!
DYP-SHP iktidara gelince, "aslan hemşerim”in işi çetinleşmeye yüz tutuyordu az kalsın. Kültür Bakanlığında, görevinden alınması için hazırlıklar yapıldı; dosyalar hazırlandı. "Hoca Ali Rıza'nın tablolarının yok olduğu" haberleri, savları ileri sürüldü; gazetelerde çıktı.
Artık bu kez, "aslan hemşerim" gider! diye düşünüyordum ı-ıhh. Hayır gitmeyecekti!
Onu, “Türki" ülkelerden birine elçi mi ne yapmayı, öyle kurtulmayı denediler. Galiba, kısa bir süre gitti de. Dönmüş:
Ben oradan hoşlanmadım! demiş.
Bir düşündüm, galiba Türkiye'de şimdi en uzun dönem genel müdürlük yapan "aslan hemşerim” oluyor. Daha önceleri, Cüneyt Gökçer vardı, onu anardık, "Ne denli uzun dönem kaldı?” diye. Cüneyt Gökçer solda sıfır kaldı!
İktidarlarla, bürokratların gelip gitmeleri mi gerekir? Yoo, bana sorarsanız "Hayır” derim. Onlar, partilerin değil, devletin memurlarıdır. Bakanlar gelir gider. Onların görevlerini sürdürebilmeleri gerekir.
"Aslan hemşerim"in son başarılı çalışması şu oldu:
Kurtuluş Savaşı’yla ilgili otuz-kırk kilo gelen bir dev "albüm” hazırlattı. Fikri Sağlar, albüm için önsöz yazdı. Tümü yüzlerce kilo tutan bu albümü Azerbaycan'da Türk cumhuriyetlerinin kültür bakanlarına armağan edildiğinde görmüştüm. Ne olduğunu bilmiyordum, Ankara’da yazarlara da gönderilince anladım. Buna da bir şey diyemezdim ya! Aslan hemşerim, arkasına şehitleri almıştı.
Fikri Sağlar, onu ne yapar eder görevinden alırdı, ama işin içine Hinthorozu Erdal Bey mi girmişti bu kez? "Aslan hemşerim'in “İnönü Vakfı”yla da bir bağı mı vardı ne?
★★★
Düzeltme: Pazar günü çıkan "Ankara Notları'nda, Y. Kadri Karaosmanoğlu'nun emekli aylığı 3-4 milyon olacakken, 3-4 bin yazılmış; yanlış benimdir, düzeltirim...
15 Aralık 1992, Cumhuriyet