Artık Yeter Be!..

“Denktaş Peron Olmamalı..." başlıklı “Ankara Notları”nın yankılan sürüyor. Bu konuda gelen ikinci mektup, Kuzey Kıbrıslı bir okurdan. Okurun adı, açık adresi var; ancak Denktaş’ın zulmüne uğramasın diye yazmıyorum. Okur mektubunda şöyle diyor özetle:
“Sevgili Ekmekçi.
Sana merhaba demeyeceğim. Dilimizdeki Arapça sözcükleri sevmiyorum. Ellerini sıkar, gözlerinden öperim.
Benim gazete, çanak-çömlek, çamaşır tozu vermiyor. Bize Aybar’ın, Nesin 'in ekleri yeter. 21,25 tarihli yazılarınız için 'İşte gerçekler!' dedim, Manisalı’ya, Mümtaz Hoca’ya, öbürlerine ders olur belki.
Sevgili Ekmekçi, 1974 yılında, Melbourne KTC (Kıbrıs Türk Cemiyeti) Yönetim Kurulu adına 15 temmuz günü, Ecevit'e şu telgrafı çekmiştim:
'Faşist Yunan cuntası ve onun Kıbrıs’taki kuklası Nikos Samson'a gereken dersi vermenizi...'
Evet, aradan 21 yıl geçti. Oya Baydar haklı çıktı. Ecevit, Denktaş, Nikos Samson yok bunların birbirlerinden farkı. Şovendirler, diktatördürler. Hatta, bizimkinde yobazlık da var (Şeyh Nazım'ın dostu). Başımızdakinin en büyük zevki savaştır, kandır, baruttur. Onun istediği haberler: 'Kıbrıs’ta, Ege’de kahraman Mehmetçikle, Yunan piçleri arasında çıkan çarpışmalarda şu kadar Mehmetçik şehit, şu kadar Yunan piçi gebertildi...’
Ekmekçi kardeş, 1974 sonrasında neler başardığımızı kısaca yazayım: İlk günlerde bocaladık, arkasından ganimet furyası. Önce evler, arabalar, buzdolabı, TV, gazocağı, koltuk takımları vb. Arkasından tarla, bahçe... ‘Eşdeğer’ dediler, ‘tahsis’ dediler, ‘tasarrut’dediler, 'rüşvet' dediler; işgal mafyası kurdular, Rum ’un malını bir güzel paylaştılar. O kadar yediler ki Güney göçmeninin malını yutmakta zorlanmadılar.
1974 yılında The Age gazetesinde şöyle bir haber vardı: ‘Kıbrıs’ta Rumlara üzüm taneleri kaldı (Baf'ın üzümleri). Sanayi, turizm, narenciye, tarım Türklerin eline geçti!’
Gelelim 1995'e: Sanayi yok, başımızdakiler ‘Can çekişiyor’ diyorlar. Turizm iflasta. Güney Kıbrıs 3 milyon turist ağırlarken biz sinek avlarız. Bağ bahçelerin dibine darı ektik. Üretim yok, tüketim çok. Biraz ormanlarımız vardı (Yeşil ada yaptık Kıbrıs'ı). Onları her yıl az az yakıyorduk. Bu yıl çok başarılı olduk. Binlerce dönümü, milyonlarca ağacı üç günde yaktık. Lapta'dan Alev Kayası'na kadar, bu güzelim tepeler artık kel. Durum inan ki yürekler acısı. Evet, hepimiz suçluyuz. En büyük suçlu Rauf Bey'dir! 1960'tan beri egemendir Kıbrıs’ta. Türkiye’deki şahinler, buradaki komutanlarla el ele. Kıbrıs’ta makam çok, koltuk çok, tank tüfek çok; ama itfaiye yok sayılır. İtfaiyemizin elindeki araçlar 74 ganimeti. Yani, Rumlardan kalanlar. En yeni aracımız 7 yaşında. O da beğenmediğimiz BM hediyesidir. 27 haziranda bu güzelim tepeler, ormanlar cayır cayır yanarken itfaiyemiz yetersiz, organize sıfır. Benimle oğlumun elindeki çapa kürek, kızımın, hanımın elindeki dal parçası ilkel. Dumanlarla, alevlerle boğuşurken şöyle düşündüm: ‘Bu ağaçlar hepimizin, Klerides ne olur yardım et bize!' Ertesi günü öğreniyorum, Rum itfaiyesi alarmda. En modem araçlar Yeşil Hat'ta! Yardıma hazır. Denktaş’tan izin yok, yanıt yok! Şunu sormak istiyorum Mustafa Bey:
Denktaş ağacı, yeşili, insanı, Kıbrıs'ı sever mi?
Yok. Hep düşünüyorum, Rum itfaiyesine izin verselerdi, bu kadar çok ağaç yanmayacaktı!
Ekmekçi, oldukça üzdüm seni. Yüreğine biraz su serpeyim; 86 yılından beri her yıl 30 tane fide dikiyorum. Nadir Nadi, Muammer Aksoy (ölüm günü 1 Eylül!), Hıfzı Veldet (Bana yeşili, ağacı, ormanı sevdirdi.) Uğur Mumcu anısına diktiğim ağaçlar var. Görsen sevineceksin. Ne güzel büyüyorlar, toprağa kök saldılar. Evet, yangın bana geldi; ama yaktırmadım çocuklarımı. Bu yıl 60 tane dikeceğim 30'u Aziz Nesin 'in, 30 ’u da Aybar'ın anısına. (Kıbrıs’a gelirsen bana da uğra, seni konuk etmekten gurur duyacağım.) Ekmekçi, sen 4 ayaklı domuzlarla uğraşırsın, Mumcumuz 2 ayaklı domuzlarla uğraşırdı. Domuzu bana sevdirdin. Sevgilerimi, saygılarımı iletir, gözlerinden öperim.
Yaşasın Anavatan! Yaşasın Yavruvatan! Şükranlar sunarız.
Artık yeter be!..
Ekmekçi, Aziz Nesin’in teşhisi Kıbrıs’ta da geçerli. Evet, en az yüzde 60'ımız öyle. Ama, bu yüzde 60’ın büyük çoğunluğu Türkiye 'den gelen göçmenler ve işsizlerdir. Geriye kalanlar, Kıbrıslı ganimetçi ve ……lardır. Bugün, Kıbrıslı Türk Avustralya, İngiltere kapılarında. Umurunda mı Denktaş’ın!"
Kıbrıslı okurun mektubu, hem duygulandırdı hem heyecanlandırdı. Çanak-çömlekçi basınımız adına da üzüldüm. Koca koca yazarların hiçbiri, mektupta belirtilen gerçeklerin binde birim yazabildi mi? Varsa şovenlik, yoksa şovenlik!
Bu hafta, Ankara’da bir çeşit “Kıbrıs haftası" yaşandı. Çanak-çömlek basınının umurunda bile olmayan görüşmeler oldu, KKTC Başbakan Yardımcısı Özker Özgür ile kimi Türk yetkililer arasında. Özker Özgür'e, Lefkoşa Milletvekili Ahmet Derya, Magosa Milletvekili Hüseyin Celal, CTP Parti Meclisi üyesi Kutlay Erk eşlik ediyorlardı.
CTP’li Başbakan Yardımcısı Özker Özgür ile arkadaşlan, “Kıbrıs'ta önce çözüm "dediler. Hikmet Çetin, Erdal İnönü, İrfan Gürpınar, Mehmet Keçeciler, Cem Boyner, Şinasi Altınel ile öbür görüşülen kişiler, “Sizin gibi düşünüyoruz" dediler. Tansu Hanım'la, Bülent Bey’le, Hacı Başbuğ'la görüşemeden Türkiye'den ayrıldılar. Görüşemedikleri Denktaşçı şahinler miydi ne bileyim?