4 Aralık 1945, Tan gazetesinin yıkılıp yerle bir edilmesine ilişkin faşist girişimle ilgili gazete haberlerini inceliyordum. Bu arada, başta "Tan”ın sayılarını karıştırıyordum. Aziz Nesin Tan'da 2 aralık gününe değin yazmış. Anladığım kadarıyla, Marko Paşa, Tan’ın yıkılışından sonra düşünülmeye başlar. Aziz Nesin, Tan'da zaman zaman bir günde iki yazı yazmış, olacak şey mi? Böylesine çalışkan bir adam.
O'nun 14 ekim günlü Tan'da çıkan '‘Haftanın Şakalan" köşesinde yayımlanmış “atasözleri"nden kimilerini yazmak istiyorum. Yıl 1945, İkinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkılmış; Türkiye'de karaborsa almış yürümüş. Muhalefet partileri arasında Milli Kalkınma Partisi, Demokrat Parti kurulmuşlar sosyalist partiler de var. İşte atasözlerinden Aziz Nesin'ce kimileri:
"Ak akça karaborsa içindir", "Fare deliğe sığmamış, ofis ambarına dolmuş". "Peyami'yi (Peyami Safa) kırağı çalmaz ", "Aç ayı oynamaz, aç insan oynar", "Aç tavuk kendini ofis ambarında sanır", "Afyonun keyfini tiryakiden sormalı, riyasetin (başkanlığın) keyfini Hakkı Tarık'tan" (Hakkı Tarık Us, yıllarca Gazeteciler Derneği başkanlığını yapmış. O'nu iğneliyor). "Ağaç yaşken eğilir, birçokları kartken", “Ağlamayan çocuğa meme vermezler, ağlayan İstanbullu’ya su vermezler", "Peyami yuvarlanmış Tasvir'i bulmuş”. "Arayan Mevlasını da bulur, partisini de". "Muhtekir (vurguncu) bal alacak çiçeği bilir", "Altın anahtar her apartmanı açar". "Karaborsacının malı, memurun çenesini yorar", "Faşistin başını küçükken ezmeli". "Yavuz kiracı ev sahibini bastırır", “Ya bu partiye girmeli, ya bu diyardan gitmeli', "Ummadığın parti baş yarar", “Talih Rıfkı (Atay) açın halinden anlamaz" (Falih Rıfkı, o zaman iktidar partisi CHP'nin organı Ulus gazetesinde yazıyor). "Partiyi bekleyen çorbayı içer", "Paranın dönüp dolaşıp geleceği yer muhtekirin (vurguncunun) dükkânıdır". "Su uyur, faşizm uyumaz", "Sabreden derviş, mebus (milletvekili) oluvermiş". "Lafla peynir gemisi yürümez. İstanbul tramvayları yürür". "Mahkeme kadıya mülk olmaz, koltuk oturana yük olmaz", "Kaz gelen yerden rey (oy) esirgenmez". "Nazizm samur kürk olsa, şimdi kimse sırtına almaz", "İğne ile kuyu kazılmaz, topluiğne ile stadyum yapılır". “Demokrat(!) çok olduğu yerde, demokrasi geç olur", "Horoz ölmüş gözü çöplükte kalmış, mebus çekilmiş gözü sandalyede kalmış", "Her mebusun gönlünde bir arslan yatar", "Her muharrir (yazar) kendi gazetesinde öter", "Güneş girmeyen eve kiracı girer", "Doğru söyleyen dokuz partiden kovulur", "Muhtekir (vurguncu) yer, halk bakar, hep kıyamet bundan kopar..."
20 aralıkta (yarın) Aziz Nesin 81 yaşına basıyor. Aziz’in yaş günü, 20 aralık akşamı Ankara da Şinasi Sahnesi’nde Aziz Nesin için "Azizname 95 "in galası var. Oyunu eski Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Yücel Erten sahneye koydu.
1 aralık cuma akşamı, ODTÜ'de, "Uluslararası Gençlik Topluluğu”, Aziz Nesin'le ilgili bir toplantı düzenledi. Burada, Ali Nesin, Aziz Nesin'in savunmanı Veli Devecioğlu, Lütfü Kaleli, Varlık Özmenek, Mahmut Tali Öngören konuştular Toplantıyı Uluslararası Gençlik Topluluğu'ndan Görkem Hanım yönetti.
Aziz Nesin, "Türk halkı domuz eti yemediği, iyi beslenmediği için aptaldır" gibi bir söz söylemişti. Bu söz üzerine kıyamet koptu. Herkes, “domuz eti yemediği için”. “beslenmediği için" tümcelerini görmezden gelip aptaldır" sözcüğünü alıp sömürmeye kalktı. Aziz Nesin, mahkemelere verildi. Savunman Veli Devecioğlu, konuşmasında bu mahkeme olaylarından birini anlattı. Bir yerde şöyle dedi:
'‘Bunların ilki ve sanırım en önemlisi İstanbul'da 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılmış olanıydı. Türklüğü tahkir ve tezyif etmekten 'Ceza Yasası'nın 159. maddesine göre 6 yıla dek ağır hapisle cezalandırılması istenen dava. Savunma olarak Aziz Bey neler söyledi? Biz neler dedik, uzun. Mahkeme başkanı eskiden tanıdığım iyi bir yargıçtı. Biraz da buna güvenerek;
Ben müvekkilim Aziz Nesin’in düşüncelerine katılmıyorum.. diyerek söze başladım. Yargıçlar, savcı, basın mensupları, dinleyiciler yüzüme baktı, Böyle bir sözden dolayı savcı bile dava aşabildiğine göre bu oran, yüzde 60 değil, çok daha yüksek olmalı dedim. Hepsi gülüştü. Başkan yüzündeki tebessümü pek de belli etmemek için önündeki dosyaya eğildi. Ve ‘Gereği düşünüldü' deyip şu kararı verdi;
Bir babanın evladını severken, bir büyüğün ailesini korurken, bir yöneticinin ulusunun çıkarlarını savunurken içinde sevgi dolu, özünde korumaya, savunmaya, yüceltmeye yönelik olduğu düşünülürse. Aziz Nesin de geldiği toplumun içinde bulunduğu sıkıntılarını bu şekilde kendine özgü üslubu ile dile getirdiğinden BERAATİNE.'
Aziz Nesin, halkın içinden gelen bir halk adamıdır, ulusumuzun onuru ve yüz akıdır. Halkımızın dünya ölçeğinde dev yazandır. O'nun mutluluğu için yalnız gönül değil, koca bir ömür vermiştir. Ama halk dalkavuğu hiç olmamıştır.
Aziz Nesin, aptal dediği halkına karşı bu sözü söylemesinden tam on yıl önce, Aralık 1982 'de, ABD 'deki oğlu Ali Nesin'e yazarken bakınız neler demişti:"... Torunum Türkçeyi çok güzel bilmelidir. Yoksa anlatamayacağım kadar çok üzülürüm. Bu bir ulusal bencillik değil, bir borç. Bizim, halkımıza, Türk halkına olan borcumuz. Çok borçluyuz bu halka. Bize çok şeyler verdi. Ödenmez şeyler bunlar ama ödeyebildiğimizce ödemeye çalışmalıyız. HALKIMIZI ÇOK SEVİYORUM. İyi olduğu için değil salt kaba, bilinçsiz, zavallı, aldatılmış, içlerinde hayını, kurnazı, kötüsü olsa da özünde iyi ve en önemlisi, benim halkım, benim saydığım her şeyi vermiş olan halk. Beni hiç yalnız bırakmamış olan halk.. Halkın verdikleriyle okudunuz, yetiştiniz. Bu bilinci çocuğuna da vermelisin."(Aziz Nesin-Ali Nesin Mektuplaşmaları C/3, S/117).
Bu toplantıda bulunamadım. Bursa'da, ÇGD'nin. "ödül töreni” vardı. Metin Aksoy'la birlikte Bursa'ya gittik...
19 Aralık 1995, Cumhuriyet