Ecevit'in Dışişleri Bakanlığı’nı yapan Turan Güneş, esprili adamdı. Bir gün Meclis kulisinde, seçimi yitirdiği için bakanlık da elinden giden AP’li Ahmet Topaloğlu, Turan Güneş'e takılacak oldu:
Turan Bey, Allah versin, boyuna yurtdışına geziyorsunuz; arada bir de Türkiye'ye uğrayın... dedi.
Turan Güneş, yanıtı yapıştırdı:
Sayenizde!
1973 seçimlerini kazandıktan sonra iktidara gelmesi gereken Ecevit heyecandan ölüyordu. Gazeteler, binbir çeşit yorum yapıyor; yok Korutürk, iktidarı verecek, yok vermeyecek, diyorlardı. Çünkü sol ilk kez bir iktidar kapısını aralıyordu. Adalet Partisi, seçim kampanyası boyunca bağırıp durmuştu:
“Komünistler Moskova'ya". “Ortanın solu Moskova'nın yolu!" diye.
Sonunda Korutürk, Ecevit’in sunduğu Bakanlar Kurulu listesini onayladı. Bir öğle öncesiydi sanıyorum. Meclis'te, Ecevit'in odasında, Cumhurbaşkanı'nın onay kâğıdı elden ele dolaşıyordu. Turan Güneş, kâğıdı aldı:
İşte, dedi, bu kâğıt olmasa biz iktidar olamaz, hükümet kuramazdık!
Haydi şimdi Başbakanlığa gidelim! dediler. Cümbur cemaat Başbakanlığa gidildi...
İlk Bakanlar Kurulu toplantısını bir bakandan dinlemiştim. Ecevit:
Şu televizyonu açın da, bugünkü gelişmeleri (yani "kendimizi" demek istiyor) izleyelim! diyor...
Bin televizyonu açıyor, ı-ıh.. çalışmıyor.
Bu televizyon bozuk!
Eh, ne yapalım, diyor Ecevit, biz işimize bakalım!
Çok geçmez. Ecevit iktidardan düşer, bu kez Süleyman Bey gelir. Yine Başbakanlıktalar. Süleyman Bey:
Şu televizyonu açın da, gelişmeleri (yani kendimizi) izleyelim! Biri açar:
Aaa, bu televizyon bozuk!
Telefon edin, biri gelip onarsın! der, Süleyman Bey.
Bülent Bey'in iktidarı, muhalefeti Süleyman Bey’le didişmekle geçti. Gerçekte didiştiği kendisiydi! İsmet Paşa nasıl da haklı çıkmıştı: "Partiyi de, memleketi de batıracak!” demişti.
Son çıkışı ilginçti: Tansu Çiller’in hükümet programı Meclis'te okunmadan görmek istiyordu. Kim yapardı böyle bir şeyi? Bir CHP'li:
Bunlar olgunlaşmadan ölecekler! dedi.
Bülent Bey saçlarını, bıyıklarını boyadıktan başka kaşlarını da boyuyor muydu? Uzgöreçte (televizyonda) izleyemiyordum iyice. İsmet Solak’a bir sorsam mı, ne yapsam?
Deniz Bey'in tutarsızlıklarına ne demeli? İlk toplantıda elindeki iktidarı kaçırdı; sonra kıvırtarak, “CHP'siz iktidar olmaz. Biz 20 eylülde duruyoruz, bekleriz!’ diyor. Geçmiş ola! İçimden:
Deniz Bey, bu kafada gittiği sürece CHP elli yıl iktidar yüzü göremez! diye geçiriyorum.
Son belediye seçimlerinde uslarını başlarına toplasalardı, bugün Ankara, İstanbul, İzmir belediyeleri kimin elindeydi? Ertuğrul Günay'ın, CHP’den İstanbul belediye başkan adaylığında işi neydi? Ertuğrul Günay şimdi nerede? Ali Dinçer'in Ankara belediye başkan adaylığındaki işi, Ceyhan Mumcu’nun Çankaya belediye başkan adaylığında işi ne olaydı? Sosyal demokrat, sosyal demokrata kırdırılarak, parça parça olmadılar mı?
İktidar elden gitmiş, şimdi özür arıyorlar. Bir Konya sözü var, şöyle derler:
Haydi anan, ilik düğme diksin sayalarına!
“Saya" ayakkabının üst kısmına, bağcık bağlanan bölümüne denir. Oraya ilik düğme dikmek çok güçtür.
Sosyal demokratlar, eski SHP'lisi, yeni CHP'lisi bir özeleştiri yapmak zorundadırlar.
Biz nerede yanlış yapıyoruz! demek durumundalar.
Bir tekerleme vardı, biraz ayıpça: “Aferin su kuşu/sen
ettin bu işi/sevindirdin dervişi!" diye. Öyle mi oldu?
***
Rasih Nuri İleri’nin, 20 Eylül'de, Ruhi Su'nun gömütü başında yaptığı konuşmanın satır başlarını yayımlamıştım, TİP'in eski Hatay Milletvekili Yahya Kanbolat'tan, bu konuşma ile ilgili bir mektup aldım, şöyle diyor: ;
“Mustafa Bey Kardeşime,
24 Eylül 1995 tarihli Cumhuriyet gazetesinde çıkan 'Büyük Oğul!' adlı yazında Rasih Nuri İleri, Ruhi Su'yu anlatırken Birinci Türkiye İşçi Partisi tarihini ilgilendiren bir iddiada bulunmakta ve şöyle demektedir: ‘TKP'de bağımlı bulunduğum M. li Aybar'ın Ruhi'yi Hatay'dan kaçırmam için verdiği emir..' Rasih Nuri İleri bir çırpıda Aybar’ı ve Birinci TİP'in Hatay sorumlusu olarak beni meşruiyet dışı ilişkilerle suçlamaktadır.
Oysa, Aclan Sayılgan, devlet arşivine dayanarak yazdığı kitapta bile, M. Ali Aybar'ın TKP'li olduğunu iddia etmemiştir. Ayrıca Mihri Belli anılarında, Behice Boran'ın TKP'li olduğunu yazdı, ama Aybar için böyle bir görüş ileri sürmedi.
M. Ali Aybar'ın çok yakınında bulundum. Türkiye sosyalist hareketinin, başarı için kesinlikle meşruiyetçi olması gerektiği inanandaydı. ‘Ne Amerika, ne de Rusya, bağımsız Türkiye' sloganı Aybar'ındır.
R. Nuri İleri’nin Hatay'la ilgili ikinci iddiası ise bütünüyle bir düş ürünüdür. Çünkü, Birinci Türkiye İşçi Partisi döneminde Hatay örgütü, meşruiyetçi çizgiye sımsıkı şekilde bağlı kalmıştır. Onun için Hatay'da meşruiyet dışı bir gizli örgütün varlığını savlamak gerçek dışıdır.
R. Nuri İleri'nin yaptığı hatanın uygun şekilde düzeltilmesini rica eder ve gözlerinden öperim Mustafa Bey."
Not: Kanımca R. Nuri İleri'nin anlattıkları, I. Türkiye İşçi Partisi döneminden öncesi ile ilgili. Yahya Kanbolat’a bunu söyledim. Ancak O, mektubunun yayımlanmasını istedi. Rasih Nuri ileriyi ise, bulup konuşamadım. M.E.
8 Ekim 1995, Cumhuriyet