DSP'nin İstanbul 1. bölge. 2. sıra adayı Ahmet Tan’ın, bir Özal hayranı olduğunu Uğur Mumcu'nun yazısından öğrendim. O günlerde, Avustralya yollarındaydım. 17 Ocak 1993 günlü Sabah’ta, eski Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Ahmet Tan, neler mi yazmış? Yazının bir paragrafını alayım, şöyle diyor
"... Özal en özel, en sudan konudan, en genel en ciddi konuya dek her alanda çarpıcı, iddiacı üslubunu bir kez daha sergiledi. Konumunu, durumunu bir saniye bile dikkate almadı. Olduğu gibi, düşündüğü gibi, hissettiği gibi davrandı, konuştu. Bu özelliğine bakıp bir kez daha hayret edenler de oldu. Kendisini yeniden takdirle baştacı edenler de. Bu sonuncuların örgütlenme gücü Özal'ın kurduracağı yeni partinin harcını oluşturacak...”
DSP adayı Ahmet Tan, aynı yazıda Semra Hanım için neler mi yazmış? Onu da Uğur Mumcu’dan okuyun. 18 Ocak 1993 günü, Uğur Mumcu, Cumhuriyet'te “Gözlem" köşesinde, o geceye, bu arada Ahmet Tan’ın yazısına değinir, şöyle der (Yazının başlığı: “Özal CD-Rom"}:
“Cumhurbaşkanı Özal, yılbaşı nedeniyle Çankaya Köşkü'nde verdiği ‘yeni yıl resmi kabul'ünde oğlu Ahmet Özal'ın 'Kanal-6' televizyonunda ‘CD-Rom'lar' dağıtacağını söyleyerek 'promosyon' konusunda sorulan sorulara karşı şu ilginç açıklamayı yapmış: Bir gazeteci soruyor. ‘Bu kadar televizyon istasyonu yaşayacak mı?' Özal yanıt veriyor:
Ansiklopedi yerine bilgisayar verirler ve yaşarlar... Daha sonra soru ve yanıtlar şöyle gelişiyor: Gazeteci:
Kuponu nasıl yayımlayacaklar? Özal:
Kupon yayımlamalarına gerek yok. CD-Rom dağıtırlar, bizim çocuklar öyle yapacak . Gazeteci hayretle soruyor:
Nasıl? Cumhurbaşkanı açıklıyor:
Ana Britannica'nın CD-Rom'unu 200 dolara satacağız. Çocuklara bunu ben önerdim... Gazeteciler, hayretle yeniden soruyorlar:
Nasıl, nerede? Özal:
Bizim çocukların kanalında. Gazeteciler üsteliyor:
Kanal-6 da nasıl pazarlanacak? Özal, Kanal6'nın gerçek sahibinin kendisi olduğunu şu sözleriyle açıkça itiraf ediyor:
Pazarlama kanalında (Kanal Market) satacağız.
CD-Rom, bilgisayarda kullanılan birçok bilginin yüklendiği disket demek. Bu disketlere ansiklopedilerdeki bütün bilgiler yükleniyor.
Özal ailesi, bu disketten ‘promosyon' olarak vermeyi planlıyor. Öyle anlaşılıyor ki Özal, siyasal geleceği için şimdiden parasal kaynak buluyor ve bu paralarla televizyon kanalını kurup işletiyor.
‘Biz' diyor, 'satacağız' diyor.
Basındaki ‘özalperver takımı' akıl almaz övgülerle bu anayasa ve yasadışı oluşumu destekliyor.
Sabah gazetesinde Ahmet Tan, bakın Özal ailesini, gelmiş-geçmiş bütün ‘yağdanlıkları' sollayarak nasıl da övüyor:
... Kutlamadan sonra Semra Hanım, eşinden ayrılıp salonun çapraz köşesine yöneldi. Siyah seten tuvaletine, pırlanta gerdanlığına, elmas kupelerine, pürüzsüz cildine yöneltilen iltifatları alıp kabul etti.
Gençliğini hiçbir biçimde gerdirme veya operatif bir katkı ile sağlamadığının altını çizdi.
Bunlar, Semra Özal'ın, gerdirmediğim söylediği cildinin, Ahmet Tan'ın da dedikodu yazarlarını kıskandıracak düzey ve ölçüdeki 'kozmetik saptaması' ile belirlenen resmi övgüsüdür.
Böylece devletin ‘manevi şahsiyeti' ile basın özgürlüğü arasındaki resmi nitelikteki ‘kozmetik yağcılık' doruk noktasına ulaşıyor.
Tan'ın şu övgüleri, özalperver familyası’nın seçkin üyesi Mehmet Barlas’ı da çok geride bırakıyor:
Özal, öylesine açık sözlü, öylesine içten geldiği gibi ki sanki ‘Cumhurbaşkanı' değil. Ama öylesine de gözü pek, öylesine dobra dobra ki pek çok kişi, 'İşte Cumhurbaşkanı dediğin böyle olur' diyor.
Ahmet Tan'ın uzunca bir süre Cumhuriyet gazetesinde çalıştığı ve gazetenin Ankara temsilciliğim yaptığı düşünülürse, bu satırları okumak insanın içine, inanın 'acı ve hüzün' veriyor.
Ahmet Tan'ı yakında Kanal-6' kadrosunda görürseniz şaşırmayın.
İslamcı kadro ile yola koyulan ve 12 Eylül generallerince siyaset sahnesine çıkarılan ve 12 Eylül siyaset yasaklarını meydan meydan dolaşarak savunan Özal, 'başkanlık sistemi' için kolları sıvayarak nerede dönek Marksist varsa bunları çevresinde topluyor.
Çevresinde toplanan kimi Filistin dağlarından, kimi TUSİAD salonlarından, kimi de Erdal İnönü'nün danışmanlığından gelen bu yeni 'Mc Carthyci', sözde sivil toplumcu. ‘2. cumhuriyetçi’ ve ‘Friedmanist-Özalist’ kadroya soralım:
Fransa'da ve ABD’de hangi başkanlar özel televizyon kanallarına sahiplerdi?
Hiçbiri!
Özal’ın istediği 'başkanlık sistemi’ değil, başkancı sistem’dir. Bir Cumhurbaşkanı, oturduğu yerden nasıl olur da televizyon kanalı yönetir? Nasıl olur da bir pazarlama uzmanı gibi 'promosyon' planları yapar?
Böyle yağcı basın, böyle belkemiksiz eski Marksist ve böylesine ürkek ve ilkesiz sosyal demokratın yaşadığı ülkede, Özal’ın yalnızca yaptıklarına değil, bundan sonra yapacaklarına da hiç, ama hiç şaşırmamak gerekir. "
Uğur Mumcu, bu yazıyı öldürülüşünden 6 gün önce yazmış. Uğur sağ olaydı, şimdi ne yazardı acaba? Belki de:
Aferin oğlum Ahmet, bu yolda devam et! derdi.
7 Aralık 1995, Cumhuriyet