27 Mayıs’ı dün kutladık. Geçen yıllarda olduğu gibi yine bir avuçtuk. Olsun! 27 Mayıs’ın bayram olmaktan çıkması, 12 Eylül’cülerin cinayetlerinden biriydi. Cinayetler, saymakla biter mi? Atatürk’ün kurduğu derneğin, Türk Dil Kurumu’nun kapatılarak, oranın bir arpalık durumuna getirilmesi; din derslerinin zorunlu olarak okutulması unutulacak şeyler mi? Gencecik çocukların asılması, faşizmin kol gezmesi, yine o cinayetler kapsamında düşünülmeli.
TDK kapatıldıktan sonra, bir avuç dilsever, “Dil Derneği"™ kurdular. O da kolay kurulmadı. Mahkeme kararları sonucunda oluşabildi.
Yıllardan beri, Atatürk’ün ortadan kaldırılan kalıtını (vasiyetini) yerli yerine koymak için çırpınıyoruz. 12 Eylül’den sonra, işbaşına gelen sağcı iktidarlar, ne Hacı TÖ, ne Süleyman Bey, Atatürk'ün ortadan kaldırılan kalıtını düzeltme yoluna gittiler.
Bu kez ne oldu? İçişleri Bakanlığı, Müsteşar Yardımcısı Muharrem Göktayoğlu’nun imzasıyla, Ankara Valiliğime bir yazı göndererek. Dil Derneği'nin kamu yararına çalışan derneklerden sayılamayacağını bildirdi!
Hoppala! Ankara Valiliği'nin Dil Derneği'ne ilettiği, 17.5.1995 günlü yazıda şöyle deniyor:
“Söz konusu dernek tüzüğünün 3. ve 4. maddelerinde özetlenen amacı, bir kamu kurutuşu otan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu tarafından ilmi ve akademik kurum ve kuruluşlarla işbirliği halinde daha detaylı gerçekleştirildiğinden anılan derneğin talebi şimdilik uygun görülmemiştir..."
Dil Derneği Başkanı Prof.Şerafettin Turan, basına yaptığı açıklamada, şöyle dedi:
“22 Nisan 1987'de Ankara Valiliği'ne kuruluş için başvurusunu yapan Dil Derneği'ne, o zaman da Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 'nun varlığı belirtilerek, kurulacak yeni bir derneğin, dil konusunda sakıncalı olacağı bildirilmişti. Hatta dernek kurucuları için 'yasak dernek kurmak’ suçlaması yapılmış, Dil Derneği de kurulması yasak derneklerden sayılmıştı. Ancak, derneğin kuruculan da dernek de yasal yollara başvurarak bu savın geçersizliğini yargı yoluyla kanıtlamışlardı.
Görülüyor ki 1987 'den bu yana İçişleri Bakanlığı’nın, Dil Derneği'ne bakışında bir değişme olmamıştır. Bu nedenle Dil Derneği, kamu yararına çalışan bir dernek olduğunu kanıtlamak ve yine yasal yolları kullanarak, hakkını aramak zorunda kalacaktır.
İçişleri Bakanlığı’nın, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun varlığını öne sürerek, Dil Derneği’ni 'kamu yararına çalışan derneklerden saymaması’ düşündürücüdür. Üstelik bu gerekçe hiç de inandırıcı değildir. Çünkü Türkiye'de İçişleri Bakanlığı varken, polislerin, Milli Eğitim Bakanlığı varken eğitimcilerin; Milli Savunma Bakanlığı varken pek çok spor kulübünün; Orman Bakanlığı varken ormancıların; üniversiteler varken öğretim üyelerinin üyesi olduğu sayısız dernek ve vakıf bulunmakta, bunların çoğu da 'kamu yararına derneklerden sayılmakta 'dır.
Ülkemizde demokratikleşme yolunda yoğun çabaların harcandığı, düşünce ve düşündüğünü etkinlikleriyle aktarma özgürlüğünün gündemde olduğu bir ortamda Dil Derneği, amacı doğrultusunda, bütün ülkeye yönelik çalışmalar yapan bir dernektir. Dil Derneği’nin kamu yararına çalışmadığını düşünmekse, derneğin amacını görmezden gelmek demektir. Çünkü dil, düşünce özgüllüğünün kurumsallaşmasında, toplumsal iletişimde en temel araçlardan biridir. Herkesin, her derneğin, her kurumun bu konuda duyarlı olması, özen göstermesi, çalışması, emek harcaması gerekir. Bu nedenle dil çalışmaları, resmi TDK'nin tekelinde değildir. Kaldı ki bu düşüncemiz, Ankara 3. İdare Mahkemesi de 1987'de, Dil Derneği'nin 'kurulması yasak demeklerden sayılmayacağı' doğrultusundaki kesin kararıyla doğrulanmıştır.
Gelgelelim Dil Derneği ve amacı, hâlâ kimi kişi ve kuruluşların kafasında ‘kamu yararı'na aykırı görülmektedir.
İçişleri Bakanlığı'nın bu tavrı ve kararını içimize sindiremeyeceğimizi, dolayısıyla yargı yoluna başvuracağımızı belirtmek istiyoruz."
Prof. Şerafettin Turan'ın bu açıklamasını tüm dilseverlere. Cumhuriyet okurlarına duyurmak görevimdi. DYP-CHP ortaklığı, 12 Eylül yanlışlarına ortak olmaktan vazgeçmeli.
Bu arada, usuma takılan bir sözcüğü okurların tartışmasına sunmak istiyorum. “Anıtkabir" yerine “Anıtgömüt" sözcüğünü kullanıyordum. İmren Erşen'in Emlak Bankası Salonu'ndaki sergisinde, Atıla Sav’ın eşi Nuyan Sav, “Anıtgömüt” sözcüğüne takıldığını söyledi. Onun yerine, örneğin “Anıtkurgan" diyemez miydik? Kurgan, Ali Püsküllüoğlu’nun son “Arkadaş Türkçe Sözlük”ünde, şöyle tanımlanıyor: “Kurgan: İlkçağda gömüt üzerine toprak yığma yoluyla oluşturulan küçük tepe.”
Cahit Külebi "Anıtgömüt daha güzel!" dedi. Bakalım tutacak mı?
* ★*
Bugün saat 15.00'te, fotoğraf sanatçısı Gökhan Yalta ile eşi Evren Yalta için, Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi'nde bir sergi var. Gökhan Yalta ile eşi Evren, arabaları ile 28 Mayıs 1993’de İzmir'den Kuşadası’na giderlerken, Selçuk yakınlarında bir trafik cinayetine kurban gitmişler, arabada köpekleriyle birlikte yanarak ölmüşlerdi. İstanbul'da da Gökhan Yalta'nın sanatçı dostları, bir sergi hazırladılar. 27 Mayısçı dostum Bahtiyar Yalta'ya, onulmaz acısının yıldönümünde, sabırlar dilemek istiyorum...
28 Mayıs 1995, Cumhuriyet