Harita-Kadastro profesörü Tahsin Tokmanoğlu İstanbul’dan yolladığı mektubunda, "domuz yetiştirme" konusuna değiniyor özetle şöyle diyor:
Sayın Mustafa Ekmekçi
2.1.1997 günlü Cumhuriyet’te çıkan ‘Müzik Devrimiyle Domuz Eti' adlı yazınızı, öbür yazılarınız gibi büyük bir zevkle okudum Yazınızda adı geçen İsmail Zengingönül, samimi arkadaşım, meslektaşımda Bende 1953 yılında ABD 'ye gittim, Zengingönül’ün gördüklerini yakından görerek yurda döndüm. 1955 yılında İU Orman Fakültesi ne asistan olarak girdim.
Zengingönül'ün söylediklerine aynen katılmaktayım, yaşadığı olayların benzerlerini ben de yaşadım ABD’ye olduğu gibi, bizde de domuz yetiştirilmelidir, kendiniz yemesek de dışarıya satmalıyız. Aynen salyangozdaki gibi.
Yazınızda, 'Kanımca, domuzun, domuz etinin yaygınlaşıp yenmesinden, benim çok sevdiğim, yaşamları dağlarda geçen ormancılarımız da sorumludurlar. Keçiyi yok etmeyi gönülden istiyorlar. Onun yerine domuzu koymaya bir türlü yanaşamıyorlar' diyorsunuz. Bu konuyla ilgili düşüncemi size yazmayı gerekli buldum.
Birçok kimse, özellikle politikacılar, orman köylerindeki keçilerin toplatılmasını, yerine koyun verilmesini önermektedirler. Sizin önerilerinizle politikacıların düşünceleri arasında büyük bir benzerlik bulunmaktadır. Aradaki fark sadece domuzun koyundan çok daha hızlı çoğalmasıdır.
Orman köylüsü, koyun etinin keçi etinden çok daha lezzetli olduğunu biliyor, olanak bulduğu yerde koyun yetiştiriyor, keçi yetiştirmiyor. Koyun yetiştirme olanağı bulamayınca, keçi yetiştirmek zorunda kalıyor. Bunun nedeni şudur: Keçi, çok engebeli, kayalık arazide kolaylıkla geziyor, yiyeceğini bulabiliyor. Sivri kayaların üzerine çıkabildiği gibi, ağaçların tepesine kadarda çıkabiliyor. Keçinin kolaylıkla beslenebileceği bir alanda koyun aç kalıyor, ölüyor. (Tokmanoğlu, keçilerin ağaçların filizlerini yiyip, ormanı yok etmesini görmezden mi geliyor? M.E.)
Ehli domuz da koyun gibi hareket yeteneği az olan bir hayvandır, koyun kadar dahi gezinemez. Bu nedenle orman köylüsüne domuz beslemeyi önermek doğru olmaz. Ehli domuzlar da, koyunlar gibi aç kalarak ölürler (Almanlar domuz için ‘orman bahçıvanı’ derler. O, ormanı sürer, yeni filizler yaratır. Türk köylüsü, kendisini saçma sapan bağnazlık içinde bırakanları bir gün taşlarla kovalayacaktır. Domuz, zenginlik demektir, bu unutulmamalı. Prof. Fehmi Yavuz'un dediği gibi, ‘Birkaç çift domuz besleyen bir köylü ailesi, çok değil, üç-beş yıl sonra çocuklarını kolejlerde okutacak duruma gelecektir.’ M.E.)
Ahır hayvancılığının herhangi bir çeşidim yapabilmek için, önce beslenecek hayvanların yiyeceğinin nasıl elde edileceğinin saptanması gerekmektedir. Yem uzaklardan taşınacaksa, yapılacak ahır hayvancılığı ekonomik olmaz. (Prof. Tokmanoğlu daha sonra, uğraşı olan haritacılıkla, kadastroculukla ilgili olarak başından geçenleri anlatıyor. Konu yine bağnazlıkla ilgili.)
... İşimin gereği olarak, İnebolu yalanındaki bir sivri tepeye, bir nirengi işareti diktim. Tepenin üstünde bir yatır, üzerinde de büyük bir ağaç vardı. Yaz sonunda özel bir uçak gelerek, arazinin tamamının fotoğraflarını çekecekti. Nirenginin bu fotoğraflarda görünmesi şarttı. Bu işin gerçekleşebilmesi için de tepedeki ağacın kesilmesi gerekiyordu. Yanımdaki işçiler, 'ağacı kesemeyeceklerini, aksi halde yatırın kendilerini çarpacağım' söylediler Ne kadar rica ettiysem de yaptıramadım, fazla para verme önerilerim de yarar sağlamadı. Ağacı ben kesmek zorunda kaldım, geç vakte kadar balta sallamama karşın işi tamamlayamadım. Ertesi gün yakın köylerde ağacı kesecek adam aradım, bulamadım. Hepsi, benim yakında çarpılacağımı düşünerek, yüzüme bakıyorlardı. Daha sonraki günlerde de aynı yere gittim ve balta sallayarak ağacı kestim. O yıllarda zincirli testere bulunmadığı için, ağacı baltayla kesmekten başka çare yoktu. Köylüler, 'benim o günlerde çarpılmadığımı, fakat daha sonraki günlerde kesinlikle çarpılacağımı' söylüyorlardı.
Harita için gerekli olan bir ağaç kesme işini yaptıramadığım bu insanlara, domuz beslemekten bahsetsen, beni hemen o gün kovarlardı...
Domuz yetiştirmek için gerekli olan kültür düzeyine sahip olmadıktan gibi, domuz yiyeceği yetiştirme olanağına da sahip değiller. Kendi yiyeceklerini dahi zor yetiştiriyorlar.
Acaba devlet üretme çiftliklerinde niçin domuz yetiştirilmiyor? Bunu yapmaya kalkışanın da büyük güçlüklerle karşılaşacağı kanısındayım. Fakat bu güçlükler zamanla yenilebilir ve çevre halkı yavaş yavaş bu işe alıştırılabilir.
Türkiye 'de, ABD de gördüklerimi, ‘Yeşil Elmas' adlı bir kitapta yayımladım. Orman Bakanlığı’nın 1996 yılında yayımladığı bu kitaptan bana çok az gönderdiği için size bir tane gönderemiyorum. Sayın Sami Karaören’e bir tane göndermiştim, alıp bakabilirsiniz.
ABD'de haritacılıkla ilgili eğitim gördüm, sonra da fakültemize haritacılık-kadastro hocası oldum. Sizinle çok daha uzun görüşmek isterim. Selam, sevgiler.
***
148, Türk halkının gözünde giderek düştüğünü gördükten sonra, sakallı tarikat şeyhlerine sığınmak zorunda kaldı. Başbakanlık Konutu’ndaki "iftar"ın anlamı budur. 148'e artık kimsecikler inanmıyor. Oy deposu diye camileri, zavallı yoksul halkın inançlarını mı buldu sömürmek için? Köylü bilgesi anam, oruç ayı geldiğinde, bunu çıkarları için kullananlara ne güzel söylerdi:
- Onun tuttuğu oruç mu? Eşeği de bağla, su ot ver me, aç bırak. O da oruç mu tutmuş olacak?
İnsanların ciğerini okurdu anam. Bilge kadındı! Kendi kendine kaldığında, uyaklı dizeler söylerdi.