Rıfat Ilgaz'ın "Hababam Sınıfı" yapıtından TV'ye uyarlanan filmi sunarken, TV yalnız Rıfat Ilgaz’ın adını vermedi. Bu konuda Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Aziz Nesin’le konuştum. Ne diyeceğini sordum. Şöyle dedi:
Bugünkü televizyonda, Rıfat Ilgaz'ın yapıtı oynandığı halde, adının geçmemesi, Rıfat Ilgaz için onurdur. Aynı zamanda, TRT’nin, televizyonun, karşıtı olduğu yazarlara bile ne çok gereksindiğini gösterir. Bugünkü bayağılıktan, düzeysizlikten kurtulamayacaktır. Sanki, yetkili yöneticiler, dünyaya gelirlerken iyi bir şey yapmamaya yemin etmiş gibidirler...
TV'de Rıfat Ilgaz'a yapılan haksızlık tepkisiz kalmadı, kalamazdı. Turhan Selçuk "Milliyet’te, “Söz Çizginin'’ kösesinde, bunu çizgi arasında eleştirdi, İlhan Selçuk, perşembe günkü "Kırk Yıl Önce, Kırk Yıl Sonra..." başlıklı "Pencere”sinde vurguladı. İlhan Selçuk, yazısının bir yerinde şöyle diyordu:
"... Sen adamı 1980lerde haksız yere gözaltına al, hayatıyla oyna; ardından bunca emek döktüğü yapıtını TV'de oynat: ama adını anmak dürüstlüğünü, ahlakını, hukukunu bir yana itele.."
Münir Özkul ve Ertem Eğilmez, TRT’nin bu sansür oyununa katılıyorlar mı diye düşünürken film başladı; on dakika ya geçti ya geçmedi. Rıfat:
Şu TV’yi kapatalım.
Rıfat Ilgaz, canımın sıkıldığını anlamıştı:
Boş ver, dedi. Bak sana yeni şiirimi okuyayım, daha çok taze, 7 ocak salı günü yazdım...'’
Sonra Rıfat Ilgaz, "Her Dilde” başlıklı şiirini okuyor.
TV'nın etkili bir yayın aracı olduğuna kuşku yok. Milyonlarca kişi izliyor, dinliyor. Orada gördüklerimizi anımsarız, belleğimizden çıkmazlar. Çok kişi TV'de görünmeye can atar, ben atmam! O görüntü, aldatıcı bir görüntüdür çünkü. Gerçeği yansıtmaz kanımca .
TY’ye çıkacaksın! deyince, koşup gidenlere de şaşarım. Örneğin TRT, TV haberlerini vermiyorsa, bir açıkoturum var diye koşulup gidilir mi? Olayı olay, haberi haber olarak değerlendirinceye dek, basın ahlak kurallarına uyuncaya dek, protesto etmeli TV'yi, TRT’yi. Bir yayın aracı olduğu için basınla var ilgisi. İlgisi olunca da basının kurallarına uyma zorunluluğu, sorumluluğu var. Hem bunlara uymayacak, hem de eleştirilmeyecek, hoş görülecek, öyle mi? Öyle yağma yok! (Kimi gazeteler, son liderlerle yapılan toplantıyı eleştirdiler, liderler arasında ayrım gözetildiğini, örneğin DYP liderinin çağrılmadığını belirttiler. Haklıydılar. Tekdal’da çağrılmalıydı) TRT için, TRT'ciler için yıllar önce; en ağır yazıları yazdım. TRT’yi ele geçirip yönetenler için "naylon gazeteciler" dedim, öyleydiler de ondan. Basında olsalar, hiçbir zaman dikiş tutturamayacak olanlar, mikrofonları ellerine geçirince, olmadık partizanlığı yaparlardı. Gazetecilik ilkelerini uygulamak isteyenlere dayanamadılar, aralarından attılar. Günlerce basın bu olayla çalkalandı. Sonra unutuldu gitti .
Naylon basının, kötü yanlarını alırsa bit TV, ya da radyo, "naylon”laşır. Kurtulamaz bundan. Emil Galip Sandalcılar 1960'ların sonlarında az savaşım vermediler..
TRT'yi yalnız eleştirip, kınamadım. Doğru bir yanını gördüğüm zaman övmekten, hakkını vermekten kaçınmadım.
Aziz Nesin'in dediği gibi, "Bugünkü TV'de, Rıfat Ilgaz'ın yapıtı oynadığı halde adının geçmemesi, Rıfat Ilgaz için onurdur". Gönlümden Rıfat Ilgaz'ı bir daha kutladım. TV’de adı geçmeyecek denli büyük adammış. Ruhi Su’nun türküleri çalınabiliyor mu orada? Adları, sanları, yapıtları TV'de geçmeyenlerin bir listesini yapmayı çok isterdim doğrusu..
Olayla ilgili olarak TV Daire Başkanı Mehmet Akköprülüler'le konuştum. Şöyle dedi önce:
Şerefimle temin ederim, ben farkında değilim...
Öbür telefondan, Faruk adında bir arkadaşına sordu. Şunları söyledi:
Biz filmi "Arzu Film”den almışız. Olduğu gibi de yayımlamışız.
Olsun, yine de gözlerinden kaçırmamaları gerekirdi .
“Nokta"nın bu haftaki kapak konusu CIA. Böylesine güncelleşmişken, Aziz Nesin’le ilgili bir olayı aktarmak istedim. Yıllar önce MİT Müsteşarı Fuat Doğu, yanında özel kalem müdürü ile birlikte Amerika'ya gider, Amerika'da ClA'yı gezerler. Orada bir daireye gelirler ki, ilginç bir yerdir. Bilgisayarla çalışıyor olmalı!
Siz derler, ülkenizde ya da dünyada, kamuoyunca tanınmış herhangi bir kişinin adını soyadını şuraya yazın, o kişiyle ilgili bilgiler hemen çıkacaktır..
Oldukça eğlenceli bir şey de! Fuat Doğu bir ad yazar, bilgiler akmaya başlar. Bilip tükenmez gelen bilgi, yazılır ha babam yazılır.
Özel kalem müdürü de bir ad yazar, gelen bilgi oldukça kısadır. Kimdir, necidir, nerede çalışmaktadır, son görevi nedir o kadar.
Oradan çıkarlarken özel kalem müdürü. Fuat Doğu'ya sorar :
Siz kimi yazdınız da böyle uzun bilgi geldi efendim?
Aziz Nesin'i yazdım, der Fuat Doğu. Bakalım Amerikalılar biliyorlar mı diye!
Fuat Doğu yaşıyor, olayı anımsar sanırım. Özel kalem müdürü de kendini yazmış, "bakalım beni biliyorlar mı?" diye. Kısa bilgiler onunkiymiş.
Rıfat Ilgaz'ı da yazsalardı, diye düşündüm, epeyce geniş bilgi çıkardı. Çıkardı da bizim TV'den gık çıkmazdı!
Geçen hafta, Aziz Nesin Ankara'daydı. "İlhan İlhan”da imza günleri vardı. İkinci günü gidebildim. O akşam da Muzaffer Erdost'un, Aziz Nesin onuruna verdiği yemeğe katıldım. Orada yeni insanlar, okurlar tanıdım. Eski tanıdıklarımla söyleştim. Şerafettin Elçi, Talip Apaydın, Tahsin Saraç, Vecihi Timuroğlu, Gül Erdost, Akın Birdal’da oradaydılar. Uğur Bilge, ‘Ankara Savaşı" adlı dörtlüğünü yazdı, şöyle;
"Tarih dersinde sorar öğretmen / N'oldu 1402’de bilen kim? / Ürkek bir parmak kalkar arkadan / Babam işinden oldu öğretmenim!"
Uğur Bilge karikatürümü yaptı. Aziz Nesin'in karikatür çizdiğini bilmiyordum. Bir ara Nesin:
Ekmekçi kımıldama! dedi; o da çizdi. İkisi de benzetti!
Aziz Nesin’in imza günleri de TV’lik olaydı, verirler mi hiç?
Mengü Ertel'le, Galeri Nev’de Arif Dino'nun çizgilerini gördük. Galeri Nev, Gaziosmanpaşa'da Horasan Sokak 14 numarada, sergi ise 23 ocağa değin açık. Gidip göremeyenler, görsünler. Altmış yıl öncesinin çizgileri, nasıl da yeni, düşündürücü .. TV bunlara da kör, sağır kalmayı yeğliyor.
Fransız Büyükelçisi Fernand Rouillon, Ankara'dan ayrılıyor. Elçilikte çarşamba akşamı bu nedenle bir kokteyl verdi. Nasıl da kalabalıktı elçilik. Vahit Halefoğlu, bir gün önce Fernand Rouillon onuruna yemek vermişti. Elçiliğe ise, müsteşar düzeyinde Dışişleri yetkilileri gelmişlerdi. Fernand Rouillon, iki ülke arasındaki buzları eritmek için çok uğraşan bir kişiydi. Yakından izliyordum. Okay Gönensin’in Paris'ten verdiği haber de, buzların erimesini sağlayıcı nitelikteydi. Büyükelçi Rouillon, ozan yapılı olduğu için ozanları da çağırmıştı kokteyline. Tahsin Saraç da oradaydı. Resme meraklıydı, bunu Erhan Karaesmen Cumhuriyet’teki yazısıyla bir kez daha vurguladı. Karaesmen de kokteyldeydi. İhsan Sabri Çağlayangil, İhsan Doğramacı, Mümtaz Soysal, Işık Yenersu, Yaşar Çallı, Adnan Turani, Veysel Günay, Bulgar Elçisi Arguir Konstantinov, Arnavutluk Elçisi Shehu, görüp konuşabildiklerim arasındaydılar...
18 Ocak 1986, Cumhuriyet