Avrupa Parlamentosu’nun, Türkiye'deki yönetimi kınayan kararı, öyle az buz ağırlıkta değildi. Kullanılan sözcükler öyleydi ki, hani "Dirhemini yiyen kudurur" derler ya, öyle. Elbet anlayan için, "toplantısını izlediğim Avrupa Parlamentosu'nun kararını vermek istiyorum. Belki bunlardan bir ders alan çıkar. Karar şöyle:
“a) Avrupa Parlamentosu, iki siyasal tutuklu Mehmet Yalçınkaya ile Hüseyin Eroğlu'nun ölümünden alabildiğine heyecanlanmış olarak;
b) Açlık grevi yapan tutukluların apar topar nakli, bu nakil sırasında iki tutuklunun susuzluktan ölmüş olması, çok ağırlarına gitmiş olarak;
c) Türkiye'nin Avrupa Topluluğu’na katılmak istemesini göz önünde tutarak;
d) İnsan hakları'na ilişkin 1966 Birleşmiş Milletler Antlaşması'na ve Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi'ne saygıyı sağlamada Türk hükümetince gösterilmiş kötü niyeti göz önünde tutarak;
e) Türkiye işkenceyi yasaklayan sözleşmeye katılmış da otsa, bu ülkenin makamlarının, buna rağmen siyasal hükümlülerin istencini kırmak ya da onlardan bilgi almak yoluna sapmasından derin şaşkınlık içinde kalarak;
f) Topluluk üyeleriyle Türkiye arasında var olan çeşitli ilişkileri göz önünde tutarak;
1- Türk hükümetinin açlık grevi yapan tutuktular karşısındaki davranışını, siyasal hükümlülere uygun görülen insanlık dışı işlemi ağır biçimde mahkûm eder.
2- Hükümlülere kokmuş, bozulmuş maddelerden yapılmış yiyecek rejiminin, onlara ayrılan yerin sağlık yönünden baştan aşağıya yetersizliği, aileleri ya da bir savunmanla görüşebilmelerinin olanaksızlığı, hükümlüleri yıldırmak amacıyla vurucu birliklerin harekete geçirilmesi, bütün bunların insan haklarının ağır sakatlanması olduğunu görerek;
3- Siyasal hükümlülere verdiği sözleri tutmaya, bütün bunlardan ayrı olarak, insancıl tutukluluk koşullarını sağlamaya, Türk hükümetini çağırır.
4- Siyasal hükümlüler karşısında işkenceye, kötü işlemlere başvurmayı yasaklamaya, bu davranışlarda sorumluluk taşıyan kişilerden hesap sormaya, onları mahkemeye verip cezalandırmaya Türk hükümetini çağırır..."
Avrupa Parlamentosu'nda, Yeşiller’in verdikleri öneride geçen 7 maddeden dördü yukarıdaki biçimiyle benimsendi. Kalan üç maddeden biri reddedildi. Bu, beşinci maddeydi. Reddedilen beşinci madde de aynen şöyleydi:
‘Türkiye’de insan hakları konusundaki duruma bakıp, her yılın ilkbaharında, Avrupa Parlamentosu'nun tartışacağı yıllık bir raporun hazırlanmasına, komisyonu çağırır; bu raporun sonuçları üzerine, Türkiye karşısında politikalarını gözden geçirmeye Avrupa topluluğu’nu ve kurumlarını çağırır..."
Yeşiller’in karar tasarısının altıncı maddesi, değiştirilerek benimsenmişti. Maddenin aslında, özetle “komisyonu, topluluk Bakanlar Konseyi ve topluluk üye devletler hükümetlerini, Türkiye'ye hiçbir iktisadi, askeri, siyasi ve polisiye konuda hiçbir yardım yapmamaya çağırır..." deniyordu. Bu, tartışmalardan sonra değiştirildi; Türkiye'ye yapılacak ekonomik yardımın, Karma Parlamento Komisyonu'nun ve Bakanlar Konseyi'nin değerlendirmesine bırakıldığı belirtildi; madde o biçimde benimsendi.
Türkiye'deki yönetimi kınama kararının yedinci maddesi, Yeşillerin verdiği gibi benimsendi. 7. madde de şöyle:
"Bu kararı, komisyona, konseye, üye devletler hükümetlerine. Türk hükümetine, Birleşmiş Milletler'e göndermeye başkanı görevlendirir."
Karar, işte bu! Kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin. Kimileri:
Evet, Avrupa Parlamentosu'ndan kınama karan çıktı, ama ezici çoğunlukla çıkmadı. 32'ye karşı 64 oyla çıktı, 94 üye çekimser kaldı; önemli bir karar değil, diyebilir.
Avrupa Parlamentosu'nda kınama konusu gündeme alınınca, Özal iktidarı nasıl telaşlandı anlatmak güç. Yok, Meclisteki ölüm cezaları ölesiye hapis cezasına çevrilecekmiş de; artık 141‘den idam olmayacakmış da talan filan... Mecliste dosyası bulunanlardan hiçbiri, 141'den ölüm cezasına çarptırılmış değiller ki, cezaları ölesiye hapis cezasına çevrilsin! Getirilen öbür maddeler de öyle..
Cezaevlerinde durumun değiştiği ya da değişeceği, ben Strasbourg’dayken, gelen beylik haberler içindeydi. Ali Bozer, Bülent Akarcalıca Özel notlar gönderiyordu, cezaevlerindeki durumlarla ilgili. Türkiye'ye dönünce izledim haberleri, cezaevlerinde hiçbir şey değişmiş değil. Aydın'dan yakınmalar geliyor, İnsan Hakları Derneği Aydın Şubesi Başkanı açıklamalar yapıyor; cezaevlerindeki koşullar üstüne. Değişen bir şey yok!
Yeşiller'in karar tasarısı reddedilseydi iyi olacaktı, Deniz Baykal'la, başkanı Bülent Akarcalı'nın kulis çabaları boşa gitmeyecekti. Ama boşa gitti!
Sosyalistler aslında 180 kişiler, ancak 94 çekimser var. Sosyalistlerin ötekileri neredeler? Daha da var bir sürü üye, onlar nerede?
Belli ki, Türk hükümetini kınama kararına candan bir karşı çıkan yok ki, toplantıya girip ret oyu verseler, bu iş bitecek; kınanmayacak. Özal iktidarı, Yeşiller de boylarının ölçüsünü alacaklar! Ama girmiyorlar, bir bildikleri var kim bilir?
Yeşiller'den basın sözcüsü Ali Yurttagül, o Türk, şöyle dedi:
Türk hükümeti, asıl sosyalistlerden korksun, 'Çekimser” kalmalarına karşın, Türkiye'de pek bir şeyin değişmediğini gördüklerinde ne yapacaklar? Onlar o zaman Yeşiller'den de hızlı olacaklar! Bekleyin...
Yahu kardeşim, "kol kırılır yen içinde kalır” diye düşünüyordu kimi. Biri atıldı:
Kol kırılır yen içinde kalır, tamam da hep bizim kol kınlıyor, canına yandığımının...
Dünya küçüldü giderek iyicene. Dünyanın bir ucundaki olay, öbür ucundan duyuluyor, el konuyor anında. Orada kol kırılmıyor yen içinde! Niye kollar kırılsınmış? Kırılmasa olmuyor mu?
26 Eylül 1989, Cumhuriyet