SHP’de Siyasal Eğitim...

6 Eylül 1987 günlü Cumhuriyet’te, ‘Nâzım’a Kimler Yardım Etti?' başlıklı Ankara Notları'nda bir yerde şöyle yazmıştım:
23 Ağustos 1987 günlü ‘Ankara Notları’nda, Nâzım'ın nasıl kaçtığını anlatmıştım. Nâzım'ı kaçıran Refik Erduran'ın 'Gülerek' adlı yapıtını da anmıştım. İstanbul'dan Cumhuriyet okuru Necla Coşkun, 26.8.1987 günlü mektubunda, Nâzım'ın kaçışında kimlerin yardıma olduklarını anlatıyor, özetle şöyle diyor:
"Sayın Mustafa Ekmekçi,
Kendimi bildim bileli bizim aile Cumhuriyet okur. Sizin yazılarınızın hayranlarındanım. Hele o domuz konuları.. Geçen gün Nâzım Hikmet hakkındaki yazınız bu mektubu yazmama vesile oldu.
Yıl 1950, ben yirmilerde kolej mezunu. İngiliz filolojisi öğrencisi kuş beyinli bir tazeyim. Babam Şehir Tiyatrosu Müdürü Zeki Coşkun, amcam devrin meşhur bir gazetecisi Nusret Safa Coşkun, ben onların nazarında ailenin zeki, akil, aydın kızı. Film sansüründe ve İpekçiler'in FİTAŞ firmasında tercüman olarak çalışıyorum. Nâzım Hikmet'in ‘Vatan’ gazetesinde tahliye kampanyasıyla Nâzım hapisten çıkmış. Babam, Nâzım Hikmet'in gençlik arkadaşı, bizim evde Nâzım'ın eski Türkçe baskılı babama ithaf ettiği şiir kitaptan, Maarif Vekâleti tercümeleri kitap dolu, kitaplar yakılmıyor, kitaba saygı var, hiç değilse bizim evde. Babam, Atatürkçü bürokrat, komünist kelimesinden bile ürkmekte...
Bir gün FİTAŞ firmasında çalışırken iri kıyım, sarı kıvırcık saçlı, mavi gözlü -bu gözler hep gülerdi- çok sevimli, biraz mahcup, ama kendinden emin bir bey geldi. İsmail Cem İpekçi'nin merhum babası (patronlarımızdan biri) İhsan İpekçi ile öpüştüler ve bir odaya çekildiler. Nâzım Hikmet’ti bu. O günden sonra çok sık büromuza uğradı; bu sevimli, hoş sohbet ve şakacı, hepimiz hayranız. Senelerce hapiste yatmasına hepimiz üzülüyoruz, ama kendi dünyamızda pek de bir şeylere aldırmıyoruz. Ama nedense büro dışında onun gelişinden hiç söz etmiyoruz. İhsan Bey, edebiyata meraklı, romantik bir kişi, ama Nâzım hakkında bir tek kelime konuşmuyor bizimle. Nâzım'a o ara kimse iş vermiyor, ama İpek Film hesabına senaryolar yazmakta, başka ad altında geçimini temin etmekte, belki de tam hakkını alamamakta. Ama ne de olsa para kazanabiliyor.
Bir gün Nâzım Bey çok heyecanlı geldi. İhsan Bey de heyecanlı, arka odaya geçtiler. Ben o odanın yanında bir iş yapmaktayım. Benim farkıma varmadan konuştular. Kapı aralık, ben konuşulanları duyuyorum. Nâzım Hikmet para alarak ayrıldı.
İhsan Bey'e:
Ona yardım ediyorsunuz! dedim. Bana şu karşılığı verdi:
Ona ne yapsam azdır. Daha gençsin, onun değerini bilecek kapasitede değilsin, benim yaşıma gel, o zaman belki anlarsın, bütün dünya zaten kısa zamanda anlayacak. Sen yan odada bir şey duymadın! Bunu unutma. Bana söz ver, hiçbir şey duymadın, oldu mu? Bir daha da bu konuyu ne benle ne de başkasıyla konuş olur mu?
İki gün sonra ‘Nâzım kaçtı' dendi. Ben ona söz verdim ve kızlarım Nâzım Hikmet'e hayran oluncaya kadar da kimseye anlatmadım; ama bu güzel bir anıydı ve onlara, gençlere anlatmamazlık edemedim. Beni, Nâzım'ı tanıdığım için şanslı sayıyor gençlik.
1987 ağustosunun son haftasında, Hinthorozu Erdal Bey'in Karadeniz gezisine katılmıştım. Bir ara, Erdal Bey'in otobüsüne, bir yerden İsmail Cem İpekçi de bindi. İsmail Cem İpekçi'ye, Necla Çoşkun’un mektubundan söz ettim:
Babanız İhsan İpekçi, Nâzım Türkiye'den ayrılırken para yardımında bulunmuş; o yönden sizi kutluyorum! dedim...
* * *
Çanakkale eski Milletvekili Hasan Sever anlatmıştı; Turan Güneş'le ilgili bir anısını. Yıl, 1976, aylardan ekim, şimdi Muammer Aksoy Alanı olan yerde CHP'nin açıkhava toplantısı var. Ankara'dan Turan Güneş, Süleyman Mutlu, Hasan Sever'in oğlu Ertuğrul Sever çıkıyorlar Çanakkale’ye yola. Arabayı Hasan Sever kullanıyor. Turan Güneş, 1946'dan beri, kendisinin de içinde bulunduğu siyasal savaşımı anlatıyor. Deniz Baykal, o zaman içten içe Ecevit’le kapışmakta. Turan Güneş, Deniz Baykal'a şöyle demiştir:
Sende hiç akıl yok mu?
Neden?
Sen, bu savaşıma 60 yaşından önce girme. Ecevit, bu ortamda 12 yıl bu işi götürür. Sen daha gençsin. Deneyimin az, dayanamazsın! Çekil kenara, kendini iyi yetiştir. Ama görüyorum ki, kenara çekilmek niyetinde değilsin. Bu davranış sende yok!
Deniz Baykal'ın sabırsızlığının bir örneğini de Torbalı Belediye Başkanı Ertan Ünver anlatmıştı. Ertan Ünver’le konuşan, Gümrük Tekel eski bakanlarından Baykalcı Mahmut Türkmenoğlu. 5 Ocak 1978 günü Bülent Ecevit’in Deniz Baykal'la bir konuşmalarını şöyle anlatır:
Dün patronun (Deniz Baykal'ın) yanındaydım. Bülent Bey, bizim ekipten kabineye adam alacakmış. Deniz’le konuşmuş, Deniz de 'Evet' demiş, "İstediğiniz adamı alabilirsiniz” Fakat, beni (Mahmut Türkmenoğlu'nu) kesinlikle almayacak, bunu biliyoruz. Olsun. Kimi alırsa alsın. Bir ay kadar bekleyeceğiz; sonra Ecevit’in anasından emdiği sütü burnundan getireceğiz!
Ecevit, eski Enerji Bakanı'nın, birçok olayda kendisini arkadan hançerlemesini hiç unutmayacak, sık sık yineleyecektir. Kamuoyundaki yaygın kanı o ki, Deniz Baykal'ın kazanması, Bülent Bey'le arayı daha çok açacaktır. Buna karşılık Hinthorozu Erdal Bey'in istediği Parti Meclisi'ni oluşturması sonucunda, sosyal demokratların birleşmeleri daha da kolaylaşacaktır. Birleşmeseler bite, o zaman Bülent Bey'in olayları yeniden eski durumuna düşecektir. Bu arada Deniz Bey de olgunlaşacaktır, olgunlaşmalıdır...
Hasan Çelebi, dörtlüğünü Deniz Baykal üstüne yazdı, şöyle:
"Geçen gün Deniz Baykal güzel bir söz söyledi / 'Partimde bir er gibi çalışacağım’ dedi / Eh, beklemeden başka işlerin bitimini / Bitirse iyi olur, erlik eğitimini.”