Kaşkariko...

Ferhat Aslantaş’la konuşuyorduk. Onun anlatacağı Zincirbozan'ı merak ediyordum. Zincirbozan'da Deniz Baykal'la birlikte kalmışlardı. Yıllar geçtikten sonra olaylar daha açık gözler önüne geliveriyor. Ferhat Aslantaş, Köy Enstitülü bir Anadolu çocuğu. CHP döneminde İzmir milletvekilliği yaptı. Onlar Zincirbozan'dayken SODEP kuruluyor. Ferhat Aslantaş anlatıyor şimdi, ben sadece dinliyorum:
Hiçbir gün Deniz Baykal. Zincirbozan'da SODEP'e sahip çıkmadı. SODEP kurucularını kuşkuyla, kaygıyla izledi. Ve onların, devletin ya da polisin ajanı olabileceklerini söyledi. Çünkü, elinden ipler gidiyordu. Asıl temel kuşkusu, “Bu partiyi, başkaları alır götürür de ben kenarda kalırım!" korkusuydu. Bundan dolayı, çok ağır biçimde SODEP'i ve SODEP’lileri eleştirdi. SODEP'e katılmayı da istemedi. Ankara’ya dönüşümüzde, Hasan Fehmi Güneş'i, Metin Tüzün'ü kendisine gönderdik partiye katılması için. Rahmetli Sırrı Atalay:
Partiye katılmamız gerekiyor, CHP'yi günümüzün koşullarında gündeme getirmek gerekiyor; toplumun sorunlarını bu partide, partiyi büyüterek çözmek gerekiyor, bu CHP’nin devamıdır... dedi. Bizi ikna etti. Biz partiye katılmaya karar verdik. Karar verdiğimizde de Hasan Fehmi Güneş'e rica ettik, görevlendirdik:
Git Deniz Baykal'a söyle, birlikte katılalım, dedik.
Gitti, Deniz Baykal SODEP'e katılmayı reddetti!
Ben katılırsam, dedi. Anadolu'daki bütün arkadaşlarımla birlikte katılırım!
Biz, o zaman partiye katıldık, o katılmadı. Sonradan da gitti Erdal Bey'e:
Ben, taraftarlarımla birlikte katılmak istiyorum, dedi.
Erdal Bey de kibarca, "kendisi Ankara'daki arkadaşlarıyla partiye katılırsa giriş beyannamelerini imzalamaktan büyük mutluluk duyacağını" söyledi. Böyle bir kitle gösterisine razı olmadı. Deniz Baykal’ın o günden bugüne hıncı var. Önce partinin genel başkanlığını kuruluşta kaçırdı. İkincisi de bu muameleyle karşı karşıya kaldı.
(Deniz Baykal'ın SODEP'e giriş gününü çok iyi anımsıyorum. Bir çeşit arka kapıdan girmiş gibiydi. Gazeteci olarak Teoman Erel’le birlikle oradaydık. Erol Çevikçe'yle birlikte girdiler. Giriş belgesini Erdal Bey bile imzalamadı. Erdal Bey’le bir görüşmesinde Erdal Bey “Siz genel başkanlık peşindesiniz, sizinle kurultayda görüşelim!" deyivermişti. Deniz Bey'e sormuştum "Ne dedi?” diye, "Kovdu!” yanıtını verdiydi. Erdal Bey'e o zaman kızmıştım, bu denli ileriyi göreceğini düşünememiştim.)
Ferhat Aslantaş, Deniz Baykal'ın takımını anlatıyordu. Konuşmasını şöyle sürdürdü:
Şimdi, siz tespit etmişsiniz, Deniz Baykal genel başkan olursa yandaşları belediye başkanı olacaklar; Deniz Baykal genel başkan olursa, milletvekili olacaklar. Ve genel sekreterliğinde denedi, bir kesim kentlerde önseçim yapmak istemedi. Zorlandı. Dayattık bez İzmir’de, zorla önseçim yaptırdık. Deniz Baykal'ın şimdi “demokrasi havarisi" falan geçinmesi yanlış. Deniz Baykal şunu çok iyi biliyor; parti (CHP) onun ellerinin içindeydi, onundu. Ecevit CHP Genel Başkanlığı dan ayrıldığında çok sevinmişti. Bülent Bey olmadığına göre asıl varis oydu, İsmet Paşa'nın oğlu geldi, bunu elinden aldi. Bunu bir türlü hazmedemiyor. Adamları onsuz bir yere gidebileceklerini kabul etmiyorlar. Ve partide gereksiz bir kaos yaratıyor bu durum. Temel mesele bu. Konuyu şöyle önüne sermeye çalıştım, olay bu. Deniz Baykal ve arkadaşları, bu propagandayı bir başka nedenle de yapıyorlar; şimdi bunlar, geçen kurultayda delegenin yüzde seksenine egemendiler. Ama kamuoyu baskısı vardı. SHP’lilerin, ilericilerin, demokratların Türkiye'de Erdal Bey lehine çok ciddi bir baskısı vardı. Onlar, o baskıya yenildiklerinin farkındalar. Şimdi, suni olarak Erdal Bey'in üzerinde yeni bir baskı yaratmak istiyorlar; aslında kamuoyunu şaşılaştırıyorlar ve saptırıyorlar. Türkiye'deki sosyal demokrat çizgideki insanları, Ecevit'i, Abdullah Baştürk'ü dışarıda tutmadan, Türkiye’nin bütün demokratlarına seslenecek, haysiyetli bir "uzlaşma", "hoşgörü", "sevgi" uzantısı varken bunlar Erdal Bey'le ilgili Erdal Bey'i bertaraf edecek bir tezgâhın içindeler. Buna Türkiye'de tezgâh derler, kaşkariko derler. Rumcadır, kaşkariko!..
(Ferhat Aslantaş, çok heyecanlı, anlatıyor;)
Deniz Baykal, çok ciddi bir gerici, çok ciddi bir sağcı. Çevresi de o. (Güler gibi) Gel şimdi, yani Turgut Özal bugün Amerika'yla hangi ilişkiyi kuruyorsa, ondan farklı bir ilişki kuracağı kanaatinde değilim. Sıkıntımın nedeni budur, rahatsızlığımın nedeni budur. Anadolu'da olanları görüyorum, Sevr'i görüyorum, Kurtuluş Savaşı'nı da biliyorum, Lozan’ı da biliyorum ve bu iş bitsin istiyorum. Çok sıkılıyorum, bu olmaz!
Erdal Bey, karşı çıkıyor bunlara.
O konularda çok iyi. Ama yetersiz! Ama dürüst, açık yürekli, net. Ve kâfi derecede de olgunlaştı. Beklemediğimiz ölçüde de kendini geliştirdi. Şimdi yapacağı bir şey var; hiç gerici, merici demeden alacak deneyimli arkadaşlarını yanına. Bak, başka bir şey daha konuşalım, hep ben konuşuyorum, bağışla. Ama ben konuşmaya geldim.
Tamam, tamam konuş!
Ankara Savaşı’ndan sonra "Fetret Devri"nde Çelebi Mehmet, geçmiş güçlerini topladı, Osmanlı devletini yeniden kurdu. Tarihin her döneminde belli inkıraz (çöküş) dönemlerinden sonra geçmiş güçlerini toplamayan hiçbir siyasal hareket yukarıya çıkamamıştır. Erdal Bey, biraz toplayarak bakacak etrafına, SODEP’in kurucularından layık olanları arkalayacak, CHP'nin layık olanlarını arkalayacak, 12 Eylül döneminde, basında, üniversitede savaşım verenleri alacak. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak. Çünkü biz kendisine “Şunları Parti Meclisine yaz!" demeyeceğiz. Yazdığı listeye oy vereceğiz! Zulme uğramış, işkenceden geçmiş, vatandaşlık hakkını yitirmiş, ama çok onurlu olduğundan emin olduğumuz bir aydını yazacak listesine, kıyamet kopmaz. Tanilli'yi alsın listesine yani, ne olur? Erdal Bey’in adını da İzmir'de milletvekilliğine ben önerdim. Erdal Bey'in seçilmesini biz sağladık. Sonra anlatacağım, Deniz Baykal, Zincirbozan’da 12 Eylül militarizmiyle ayrı düşmedi kafa yapısı itibarıyla. Faşizan yapının dolaylı değil, direkt adamıydı. Çok ilginç bir şey söyleyeyim Zincirbozan'la ilgili, istersen onu yaz!
Söyle...