Erken seçimlere karar verilmezden önceydi; SBP Genel Başkanı Prof. Sadun Aren, iki arkadaşıyla birlikte SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'ye gitmiş, SBP'nin de seçimlere girmesinin sağlanması için çalışılmasını istemişti. Sadun Aren:
Bu seçim sistemi kesinlikle değiştirilmelidir dedi. Erdal Bey:
Evet, çok kötü, karşılığını verdi. Hinthorozu Erdal Bey, sonra bir anısını anlattı, şöyle dedi:
Birkaç yıl önce Norveç'e gitmiştim. Orada sosyal demokratlara. "Sizin seçim yasanız son ne zaman değişti?" diye sordum; hiçbiri anımsayanı adı. Değişiklik tarihini kimse bilmiyordu...
Seçim Yasası değişikliği o derdi eskiymiş ki kimse anımsayamıyor. Anayasa gibi bir şey. Türkiye’deyse özellikle ANAP döneminde her seçimde yasa değiştirildi!
"Seçim Sisteminin Oyunları'nı günlerdir yazmaya çalışıyorum. Bununla dördüncü oldu. Aslında her yazı bağımsız biçimde okunabilir, öyle hazırlamaya çalıştım. Şimdi içinden çıkılamayan bu seçim sisteminin nasıl hazırlandığını, Hacı TÖ'nün kafasında nelerin olduğunu -satır arasında- izlemenizi diliyorum. Hacı TÖ, birçok konu gibi hukuku da, anayasayı da bir araç olarak gördü. Fırsat buldukça, onları bozmak için elinden geleni ardına koymadı. “Anayasayı bir ke2 ihlal etmekle bir şey çıkmaz" diyen o değil miydi? Hukuku kendi amaçlarına hep uydurmaya mı çalıştı ne? Örneğin kuralına göre oyun oynanmaya başlanmıştır, hemen o kuralı değiştirmeye başladı. 1983'te askerler -giderayak- Seçim Yasası’nı değiştirmişlerdi: elbette o zaman Hacı TÖ, olayın dışındaydı. 1983 seçimlerinde epeyce oy aldı, ama 212 milletvekili çıkarabildi. Bundan da hep yakınıp durdu mu? Daha sonra Seçim Yasası'nda ufak tefek değişiklikler yapmaya başladı. Bu konuda en yakın çalışma arkadaşı Mehmet Keçeciler miydi? Onunla mı oturup bu arapsaçını ortaya çıkarmıştı Hacı TÖ?
Bizim partimizin durumuna uygun şekilde Seçim Kanunu’nu gözden geçirelim mi diyordu?
1987 seçimlerine gelindiğinde bu sistem ileri sürüldü. Bir arkadaşı itiraz etti, şöyle dedi:
Bu sistemde çok az oy oranıyla çok büyük iktidarlar elde edilebilir!
Hacı TÖ, yüzde 40'lar dolayında bir oy bekliyordu. Arkadaşı şöyle dedi:
Hesapladınız mı yüzde 40'la ne kazanılacağını? Yüzde 40’ı bulursak hele 1-2 puan geçersek korkarım 450 milletvekilinin 400 küsurunu alırız!
Hacı TÖ, kahkahalarla güldü:
Ben de aynı hesabı yaptım! dedi.
Siz bundan endişe etmiyor musunuz? Bu güzel bir şey değil, kötü bir şey. Bu, vaktiyle Demokrat Parti'nin de başına geldi. Çok küçük oranlarla, çok büyük milletvekili çıkar, muhalefetin sesi kalmaz parlamento içinde; sistemi, rejimi oynatacak problemler çıkar.
(Bu sözleri söyleyenin adını saklı tutacağım.) Bunu duyunca Hacı TÖ'nün kafası kanşır gibi oldu:
Doğru yav! diye mırıldandı.
Bereket ANAP’ın o seçimde aldığı oy, yüzde 43’lerden yüzde 43'e düştü de, korkulan başa gelmedi mi? 1983'te ANAP yüzde 43 oy almasına karşın 212 milletvekili çıkarmıştı. Bu, -o zaman milletvekili sayısı 400'dü- yandan biraz fazlaydı. Oysa 1987’de seçim sistemini değiştirerek çok daha düşük oy oranıyla bu kez 292 milletvekili çıkardı. Hacı TÖ, sekiz milletvekili daha çıkarsa 300'ü bulacak. Anayasayı istediği gibi değiştirebilecekti. Buna hep yandı durdu:
Sekiz milletvekili daha çıkarsaydık, anayasayı istediğimiz gibi değiştirirdik dedi.
Hacı TÖ, ne gibi bir seçim sistemi düşünmekteydi? önce’ "dar bölge"yi düşündü. Her milletvekilinin bir bölgesi olacaktı. Sonra o işe girmedi nedense. Kontenjan sistemi, bölge engelleri (barajlar), bunların da oranlarını yüksek tutacak bir sistemi geliştirdi Mehmet Keçecilerle birlikte. Bu sistemin temelini aslında 1983'te askerler atmışlardı. Onların kafasındaki, küçük partilere yer vermeyen, daha çok Amerika'dakine benzer iki partili bir sistemdi. “Biri sosyal demokrat, öteki de merkez sağ parti olsun” diyorlardı.
Hacı TÖ, bunun iyice tadını kaçırdı! Kendisinin ileride olduğunu düşündü; ancak daha önceki seçime göre yıpranmakta olduğunu da görüyor, bitiyordu. 1986 ara seçimlerinde ANAP 11 ilden yüzde 32 almıştı. Zaten 1986'dan başlayarak gerilemeye başlamıştı ANAP; Hacı TÖ’de şafak attı! 1987’ye gelindiğinde artık 1983'teki, 1984 yerel seçimlerindeki ANAP olmadığını biliyordu. İçinde biraz da bu kuşku vardı. Ama yine de birinci partiydi 1987 öncesinde.
Birinci parti olarak avantaj nasıl sağlanır?
Bunu mu düşündü? Buna göre bir "model" bulmalıydı; askerlerin "ülke" engeline (barajına), ek olarak "bölge engellerini" şiddetlendirdi.
Bunun için seçim bölgelerini parçalamak gerekiyordu, onu yaptılar. Yüksek Seçim Kurulu, bu parçalamaya karşı çıkabilirdi, çıkmadı. YSK bölgeleri parçalarken hükümetten gelene uymayabilir, kendisi "coğrafi" parçalamayı gerçekleştirebilirdi. Bunu yapmadı. Bölgeler; "ucube"ye döndü. ANAP. ANAP içinde, Keçeciler, parçalamayı “coğrafi” olarak değil, ANAP'ın oy durumuna göre ayarladı. Böylece ANAP, “3'lü bölgelerde, yani küçük bölgelerde 3-0 aldı! 1987'de 292 çıkarmasının nedeni bu oldu!
Hacı TÖ, bu sistemde “dar bölge"ye geçişi denedi. Böylece, “4"lü, “3'lü bölgelerde ANAP önde bitirdi. Oysa “6"lı bölgelerde 6-0 almak öyle pek olası değildi. Çok zordu. Orada bölge engeli (barajı) biraz daha düşer, yüzde 20'lere dek inerdi. Tek partinin egemenliği olanaksızlaşırdı. Hacı TÖ bunu biliyordu. İstanbul gibi yerlerde, düşündüklerini yapamazdı. Bu sistemde bu kez engel biraz daha indirildi, fazla oynayamadılar; yüzde 33, yüzde 25’e, o da yüzde 20'ye indi. Bu ciddi bir inişti. "4"lü bölgenin bir bölümünde yüzde 20 olduğu gibi kaldı "6"lı yerlerde. Bunu böyle yapması da daha adaletli bir sistemi arayışından mıydı, yoo... Kendi hesapları sonucuydu. Artık önce bitiremeyeceğini görmüştü. Sonuncuyu Mesut Bey yaptı, ama Hacı TÖ'nün etkisi yok muydu bunda? Öyle bir nalıncı keseri olmak ki önde olursan ona göre, ikinci olursan ona göre değiştireceksin. Yapılan buydu...
Hacı TÖ, arkadaşlarına;
DSP'ye biraz para verin, dedi. Paraları yok! DSP'yi güçlendirmek lazım.
Meclis'te ne grubu ne üyeleri olmasına karşın DSP'ye Hazine’den para yardımı yapıldı. Yüzde 7 oy alan partiye veriliyordu. Bundan "Refah" da yararlanmış oldu. Ama asıl Ecevit’in DSP'si için mi çıktı Hazine yardımı? SHP'nin oylarını o bölecekti çünkü. Meclis’te grubu yokken HEP'e bile Hazine yardımı yapılacaktı. Sonunda bu oyun bozulacak, HEP’liler SHP ile birlikte seçime gireceklerdi.
6 Ekim 1991, Cumhuriyet