Hacı İĞ, şu Sıralar çok sıkıntılı gözüküyor; Hacı SÖ desen öyle. Bir şeylerin kayıp gitmekte olduğunu seziyorlar da ondan mı ne? Hacı TÖ, bir koyup yirmi almaya meraklıdır. Ama, nedense işler hep tersine tersine gitmeye başlıyor. Seçim sistemi konusunda da öyle mi oluyor ne? Tezgâh kurulmuşken tersine dönüveriyor; her şey ortalıklara dökülüveriyor.
Hacı TÖ'ye ne olduysa, 1987 seçimleri öncesinde oldu. Eski politikacıların yasaklarının kaldırılması olayından ilk yarayı aldı. Eski politikacıların yasaklarının kalkması için kamuoyu bastırıyordu, dış dünya ağırlığını koyuyordu. Hacı TÖ, bir gün -o sıralar- birlikte çalıştığı bir arkadaşına:
Sen DYP'lilere yakınsın, DYP'liler de seni sever. Hüsamettin (Cindoruk) ile Mehmet'le (Dülger) sen temas et... dedi; bu bir çeşit görevlendirmeydi.
Cindoruk, DYP'nin başındaydı o zaman, Mehmet Dülger de DYP Genel Başkan Yardımcısı olarak toplantılara katılmaktaydı. ANAP ya da Hacı TÖ adına da, adını şimdi açıklamayacağım bir yetkili bulunmaktaydı. Üç kişi oturup bir bir yasa tasarısı hazırladılar. Bu, yasakların kalkmasına ilişkin kısa bir yasa taslağıydı. Öyle, sonradan ortaya çıkacak olan “halkoylaması", yani "referandum” filan ortada yoktu; uslarının köşesinden geçmiyordu. Yasakların nasıl kalkacağına ilişkin taslağı Hacı TÖ'ye götürdüler, Hacı TÖ, görevlendirdiği arkadaşına:
Çocuklar, çok iyiydi ama, Evren Paşa istemiyor! diyecekti.
Efendim, siz hiç merak etmeyin, Evren Paşa'yı ben hallederim!
Canım, nasıl halledeceksin? Bana söyledi, istemiyor!
Arkadaşı, ona bir şey söylemedi. Kenan Bey’den randevu aldı, gitti; konuyu açtı:
Siz istemiyor musunuz bunu?
Kenan Bey, çok kızdı:
Kim diyor yav bunu?
Turgut Bey diyor!
Yalan! Benim katiyen buna karşı bir itirazım yok. Olan olmuş, geçen geçmiştir. Şu anda, hâlâ bu şekilde bir yasağın manası yoktur. Gönderin kanunu, ben razıyım!
Kenan Bey'den bu yanıtı alınca, Hacı TÖ’ye gitti; büyük bir saflıkla:
Efendim, Evren Paşa kabul etti! Ben size demedim mi? Onun zaten itirazı yokmuş! dedi.
Hacı TÖ suratını astı, yanıt vermedi. Arkadaşı o zaman anladı ki, Hacı TÖ, içinden yasakların kalkmasını geçirmiyor; Kenan Bey bahane! Mehmet Dülgerle, Hüsamettin Cindoruk da boşuna seviniyorlar.
Hacı TÖ, burada ilk yanlışı yaptı, “halkoyu"na gitti! Onun da beynine, Cahit Aral mı girmişti? Cahit Beyi Clark Gable’a benzetirlerdi. Saçlarını tarayış biçimi, bıyık tıraşı aynı Clark'tı! Aynaya bakar bakar, çok keyiflenir miydi ne? Clark Gable (1901-1960), çocukluğumuzun ünlü aktörüydü. Hele kızlara bir “Clark çekmesi" vardı, kaşını kaldırarak, üfff!
Hacı TÖ arkadaşına şöyle diyecekti:
Biz, Cahit Bey'le bunu düşündük. Yasakların kalkması bizim lehimize olmayacak. Biz bunu referanduma koyacağız!
Efendim referanduma falan koymak yanlış olur, antidemokratik olur, siyaseten de yanlış olur.
Elimizdeki bir hakkı niye karşımızdakine verelim? Rakiplerimizin affını sağlayarak, kendiliğimizden niye başımıza dert çıkaralım?
Efendim...
Sen çok idealist düşünüyorsun, teorik düşünüyorsun!
Efendim, bu böyle değil; biz daha geniş düşünelim. Siz, basit kasaba entrikacısı politikacıların lafına aldırmayın. Gelin biz, Süleyman Bey’i, Ecevit'i, diğerlerini affedelim. Yani 1980 Cuntası'nın yaptığı antidemokratik işi biz kaldıralım. Puan toplarsınız. Üstelik bu, referandumda reddedilmez. Mutlaka "beyaz" çıkacaktır.
Nereden belli? Aksine "ret" çıkacak!
Efendim, ret çıksa da bu ayıp olur. Türkiye'nin bir dış görüntüsü var. Her şeyi öne sürüyor adamlar, nasıl izah ederiz?
DYP'liler:
Biz referanduma razıyız, hazırlayın kanunu! dediler. Tasarı hazırlanmaya başlandı. Bu kez, Hacı TÖ'ye gelip şöyle diyenler vardı?
Efendim, öyle bir kanun hazırlarız ki biz, ancak 2/3 oranında, veya yüzde 70-80 oranında "Evet” çıkarsa, biz yasakları kaldırırız, aksi halde reddedilmiş sayılır!
Arkadaşı karşı çıkıyordu Hacı TÖ'nün:
Efendim, bu hukukun neresine uygun? Bu referandum kanunu Anayasa Mahkemesi’nden döner. Dünyanın hiçbir yerinde plebisitler, referandumlar böyle yapılmaz. Bakın, ben bu işte yokum, sonuna kadar da “evetçi"yim!
Halkoylamasının sonucunu herkes biliyor. Ekim 1991 başında. İstanbul'da, ANAP Kadın Komisyonu toplantısında konuşan il başkanı Hacı SÖ'ye, bir bayan partili sormuş:
O parti liderlerinin yasaklarını en az beş sene daha kaldırmayacaktınız!
Maalesef, o hatayı biz yapmadık! yanıtını vermiş Hacı SÖ.
Seçim sistemindeki karmaşık oyunlarla, yerinde kalmaya çalışan ANAP'ın da Hacı TÖ'nün de belli başlı tek yardımcısı var, Bülent Ecevit. Gitmekte olan iktidar yetkilileri hiç Ecevit'e çatıyorlar mı? Star1, açmış aynalarını Ecevit'e "Dayan aslanımı” diyor.
1974 yılında, CHP iktidara gelip Ecevit Başbakan olunca Uğur Mumcu'yla Başbakanlığa gidip, bir görüşme yapmıştık. Ayrılırken sormuştum:
Bülent Bey, size son bir soru yöneltmek istiyorum; bir tahminde bulunabilir misiniz, acaba kaç yıl iktidarda kalacaksınız?
Lokum gibi soru! Ecevit, düşündü, şu karşılığı verdi:
Sayın Ekmekçi, bu sorunuzu yanıtlamam kolay değil, şu kadarını söyleyebilirim; sanıyorum en az yirmi yıl!
Teşekkür ederim Bülent Bey, başarılar dileriz!
Uğurla birlikte ayrıldık. Yıllardır düşünürüm. Yirmi yıl! Yıl şimdi 1991, demek Bülent Bey, daha üç yıl başbakan! O yönden Bülent Bey’in, “Ah, iktidarda olsam" demesi yanlış! Yurdagül Erkoca’nın Lüleburgaz'dan yazdığına göre Bülent Bey "Ben muhalefete, muhalefetin çilesine alışığım, ama Türkiye’nin önünde açılan olanaktan gördükçe 'ah, iktidarda olsam' diye avucumun içi kaşınıyor” demiş.
Bülent Bey'in avucu, SHP'nin oylarını böleceği için kaşınıyordur…
8 Ekim 1991, Cumhuriyet