Tavukla Pilavın Başında...

Ömer Polat anlattı köy öğretmeninin öyküsünü. Ömer Polat, öykücü, romancı, tiyatro oyunu yazan, eğitimci. On parmağında on beceri! 1942 yılında Tutak’ın Sincan köyünde doğdu. Köy Enstitülerinde okumadı yaşı gereği, ama Köy Enstitülü bir öğretmenin büyük etkisinde kaldı. Gülmece öyküsü biçeminde anlattığı olay, Türkiye'nin gerçeklerini yansıtır. Önce, Ömer Polat söylüyor, şöyle:
Bizim orada, Ağrı'nın Tutak ilçesinde bir faytoncu vardı; faytoncu yüzbaşının karısını götürüyor başçavuşlara, kaymakamı gezdiriyor; küçük yer. Bunun için de çocuklarının adını koyarken yüzbaşının, kaymakamın adları neyse onları koyuyor. Oradaki memurların adlarının tümü, örneğin biri Mehmet Çetin Şerif Şahin, öbürü Ahmet Metin Şerif Şahin. Dört-beş adlı çocuklar. Adam öldü, ölmüş daha doğrusu, ölünce demişler ki ilçenin önde gelen memurları kaymakama:
Yahu, bu faytoncunun çok emeği geçti, bunun çocuklarını gönderelim Köy Enstitüsü’ne, okusunlar!
Erzurum'da "Pulur Köy Enstitüsü" var, oraya gönderiyorlar. Bundan sonrasını bana, "faytoncu"nun oğlu Mehmet Çetin Şerif Şahin anlatıyor:
"- Abi" diyor, "biz gittik. 'Adın ne' diye soruyorlar. Bizim adımız o denli uzun ki, 'Şeri' diyorlar Tutak'ta. Adımızı bilmeyince, 'Tamamdır' dediler, 'Bunlar Kürt!', 'Gel Kürt!', Git Kurt!’ Öyle okulu bitirdik! İki kardeş 'Kürt Şerif!'. ‘Kürt Metin!' Beni Patnos'un bir dağ köyüne verdiler. Yeni okul açılmış, oraya atadılar. İdealistim, gideceğim, köyü, köylüyü kurtaracağım! Çocukları eğiteceğim, ağaç dikeceğim!
Aldım tahta bavulu, düştüm yola; geldim köye. Okul karşıda! Baktım, öbür evler yerin altında! “Selâmün aleykûm- Aleyküm selam”
Okula gittim. Aaa, inek böğürmeleri, koyun melemeleri geliyor! Sınıfı açtım ki dolu koyun, öğretmen odası, inekler! öbür odayı açtım, at bağlamışlar. Bekçi geldi:
Vallahi, bunlar ağanın mallarıdır, boş duruyordu, getirdik, koyduk!
Gittik ağanın evine, ağa karşıladı:
Hoş gelmişsen, safalar getirmişsen!
Ben Kürtçe de konuşunca, bir daha sevindi:
İnekleri de çıkarırım, koyunları da çıkarırım, hele gel otur, gel otur!
Akşam ağaya dedim ki:
Sabahleyin 7 yaşındaki çocukları okula alacağız! Nüfus kütüğü de elimde Yedi yaş çocuklarını çağırtın!
Yav hoca, boş ver, dedi ağa, ne işin var? Gel otur burada işte, ye iç yat! Bunlar ne okuyacak? Okuyup da ne olacak, falan dedi. Sonunda çağırdılar yedi yaşındaki çocukları; geldim okula. Dizilmişler; kiminin kucağında bir çocuk, kiminin başı dolma kalem başı, on sekiz yaşında, paşında papak! Saçları dalgalı, nişanlı! Çağırıyorum:
Cimşit Öztürk!
Benim! Geliyor, 10 yaşında
Ulan sen nasıl yedi yaşında olursun, 18yaşında varsın!
Kardeşimin yerine yazmışlar!
Ayşen Öztürk! Bakıyorum, kucağında iki yaşında bir çocuk.
Diyorlar, Vailahi budur!' Ne yapacaksın, yazacaksın! Bir sınıfım oldu; Cimşit'ten Ayşen’e dek. 16 yaşından dört yaşına... İlk işim Türkçe öğreteceğim, 'A' yazıyorum, 'Araba!' diyorlar. 'Y' yazıyorum 'Dirgen'. 'F' 'Tırmık'! Başa çıkamadım. Ağa da ikide bir diyor:
Uğraşma gel!
Olur mu? Yarın müfettiş gelir başıma!
Yav, müfettiş gelsin, pirinç pilavıyla tavuğun başındadır!
Bu arada kendi kendime dedim ki: 'Hiç değilse İstiklâl Marşı'nı filan öğreteyim!' Mandolini aldım elime, gittim sınıfa. Başladım sınıfta çalışmaya. Hoşlarına gitti. İlk kez köye yeni bir türkü gelmiş! Nasıl özeniyorlar. İki aya kalmadı. İstiklâl Marşı'na benzer bir şey çıkmaya başladı. Zordur aslında İstiklâl Marşı!
Nişanı, düğünü de hep bizim okulda yapıyorlar. Ben ağanın evinde kalıyorum, geç geldim okula. Baktım düğün var. Ulan ne düğünü bu? Bana da haber vermemişler. İçeri girdim ki ohooo. Cimşit baştan tutmuş, Ayşen'ine varıncaya dek bütün sınıf halay çekiyor! Fakat, bu türkü bir acayip türkü. Kurtçede bir türkü vardır, şöyle:
'Laççi bene Laaççi bene/Laçika seri tenteneme!..' (Başımdaki benim leçeğim/Kırmızı işlemeli leçeğim...) Böyle bir türkü. İstiklâl Marşı'nı buna uydurmuşlar:
'Korkma sönmez vay bu şafaklarda yüzen vay al sancak!'
Bunu duyunca:
Oturun lan, dedim, bundan sonra İstiklâl Marşı yasak! Oturdular. Hafta geçmedi, baktık bir çantalı, dağın tepesinden göründü, dediler:
Aha, müfettiş geliy!
Ağa diyor:
Yav, dert etme! Pirinç pilavıyla, tavuğun başındadır! Ama benim ilk teftişim. Elim ayağım tutuştu. Müfettiş geldi sınıfa. Çocuklar, Türkçe bitmedikleri için onlara Türkçe öğretirken yineleterek öğretiyordum. 'Adın ne?’. 'Adın ne?' gibi. Müfettiş sınıfa girdi, kalktılar çocuklar ayağa. 'Oturun' dedi. Oturdular. Ben bir kenardayım. Çocuklar baktılar, renk, menk kalmamış bende. Başladı müfettiş;
Yavrum senin adın ne? Çocuk karşılık veriyor:
Yavrum senin adın ne?
Müfettiş, böyle, bakıyor.
Sen kalk bakayım!
Sen kalk bakayım!
Müfettiş dönüp bakıyor bana. Geçip tahtaya yazıyor. ‘A’.
Bu nedir?
Araba! Tahtaya ’F' yazıyor
Bu nedir?
Tırmık! Müfettiş dedi ki:
Hocam, buraya gelirken kötü niyetli gelmedim. Misak-ı Milli sınırları içinde, sen bir Türk öğretmenisin! Çocuklara Türkçe bile öğretememişsin!
Nasıl öğreteyim müfettiş bey? 16 yaşından dört yaşına kadar çocuk var. Müfettiş durdu, dedi ki:
Hiç değilse İstiklal Marşı'm öğretseydin! Der demez Cimşit:
O yasak, dedi. Müfettiş kıpkırmızı oldu, bana döndü:
Hocam. Misak-ı Milli sınırları içinde İstiklâl Marşımız yasak ha!
Müfettiş Bey, bir dakika! Çocuklara: ‘Serbest rabe!’ dedim, 'Serbest, kalkın!' der demez türküdür deyip tutturdular halayı:
Korkma sönmez vay bu şafaklarda yüzen vay al sancak!
Müfettiş, geri geri gitti:
Tamam, tamam! Oturun. Yasak, yasak!
Çıktık, geldik ağanın evine. Ağa, bir kuzuyu kesmiş; pirinç pilavı geldi tepside. Böyle butlar kızarmış, yanında ayran! Müfettiş aldı budun birini; hem pilava vuruyor hem ayrana!
Ağa dedi ki:
Hocamız nasıldır müfettiş bey?
Çok iyi, çok iyi!
Ağa, diyor, alttan beni dürterek:
Demedim miiii? Tavukla pilavın başındadır!"
Ne demiş Nâzım Hikmet, "Türk Köylüsü" şiirinde?
"O, topraktan öğrenip kitapsız bilendir/Hoca Nasreddin gibi ağlayan. Bayburtlu Zihni gibi gülendir."
Köy Enstitüleri 52 yıl önce kurulmuştu, çok kısa sürede kapatıldılar. Nadir Nadi'nin 17 nisan cuma günü çıkan yazısını kaçırdıysanız okuyun. "Hazin Bir Yıldönümü" başlığını koymuş. Sonu şöyle bitiyor ‘insan düşünüyor da ‘17 nisan bir rüya mı idi?’ diyesi geliyor.”