27 Mayıs Devrimi'nin öncülerinden Cemal Madanoğlu, 1960'ta Kıbrıs'a gitmişti. Londra-Zürih anlaşmaları sonucu, Kıbrıs devleti oluşmuştu. Makarios cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de cumhurbaşkanı yardımcısıydı. Madanoğlu, oradaki izlenimlerini şöyle anlatıyordu:
Orada, bir hafta on gün kaldım; bir gün konuşurken söz Makarios’tan açıldı. Rauf Denktaş, Makarios'u övdü, dedi ki: "Yahu, ne olursa olsun, bir Türk kendisine şikayete geldi mi, oturur onu dinler; sonra Rum'u çağırır, basar sopayı.."
Denktaş, örneklerle övüyordu Makarios'u. Sonra, sözü General Grivas'a getirdi, şöyle dedi:
Grivas'a gelince, onun her köşe başına bir heykelini yapmalı! (Elini öne doğru uzattı) Bu yükseklikte olmalı heykel. Köpekler geçerken, ayaklarını kaldırıp siğsinler, diyet
Kıbrıs'ta, bir otelde kaldı Madanoğlu, orada onunla görüşmek isteyen Kıbrıslılar oldu, gelip anlatıyorlar, yakınıyorlardı. Ancak Madanoğlu, Kıbrıs'ın iç işlerine karışmak istemediğinden, konuşmaları 'omuz arkasından' dinliyordu.
1960’ın ilk yarısında, Denktaş bir Ankara’ya gelişinde Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’le görüştü. Denktaş, "Cemal Aga” üzerinde hiç de iyi izlenim bırakmayacaktı. Gürsel bir yakınına Dr. Fazıl Küçük ile Rauf Denktaş konusunda "ikisi de on para etmez!” diyecekti.
Yazar Şevket Süreyya Aydemir, 1974 Kıbrıs olayından sonra, yakın arkadaşı Aysel Bayramoğlu'na yazdığı bir mektupta. "Kıbrıs konusunu ‘Menderes'in Dramı’nda yeterince yazdım. Onun dışında, bu konunun uluorta konuşulmasından yana değilim. Dilerim ki bu çıkmaz bir labirent haline gelmesin…" diyecekti. Şevket Süreyya, özel konuşmalarında da Denktaş'a güvenmediğini söylüyor, Ecevit’ i de suçlayarak, bu konunun sıcağı sıcağına çözümü gerektiğini belirterek "Geç kalmıyor, bunun başlıca sorumlusu Ecevit’tir!" biçiminde konuşuyordu. 1974 olayından sonra Kıbrıs 9orunu bir türlü masaya getirilememişti. Şevket Süreyya, "Bu ülke için çok önemliydi, Kıbrıs sorununun masaya gelmesindeki gecikmenin büyük vebalini Ecevit taşıyacaktır" demekte haklı değil miydi? İşte. Kıbrıs sorunu, içinden çıkılmaz bir 'labirent'e dönüşüyordu. Turan Güneş, bir gün:
Ekmekçi, keşke Kıbrıs'a çıkmasaydık. dedi.
Neden?
Biz orada Ecevit'i kaybettik!
1975’ te CHP-MSP ortaklığı bozulacak, Demokratik Parti’yle ortaklık umut edilecek, o da olmayınca erken seçim’ düşleri kurulacak, o da suya düşerek, ulusun başına 'MC' hükümetleri çökecek, kan gövdeyi götürecekti. Araştırmacı Hikmet Özdemir, 27 Ağustos 1980 günlü Cumhuriyetle Kıbrıs konusunun iç politika aracı yapılmasını sert biçimde eleştirecekti. Hikmet Özdemir, yazısının sonunda şöyle diyordu:
"Savaşın askerlere bırakılamayacak kadar önemli bir siyaset aracı olduğu söylenir. Fakat, iç politikadaki mücadelede komşu ülkelerle olan kimi sorunlardan ve bunalımlardan yararlanmayı uman çevreler, her dönemde ve tüm ülkelerde bulunabiliyorlar. Böylelerine halklar arasındaki barışın yeminli düşmanları denilmelidir. Bunların Yunanlı ya da Türk oluşları, günahlarını azaltmayacaktır."
Türkiye'ye gelip, kısa süre burada görüşmeler yapan Cumhuriyetçi Türk Partisi Başkanı Özker Özgür. Türkiye'ye ‘izinle’ gelip giden, tek Kıbrıslı parti lideri. Bir de Kıbrıslı ozan var, Mehmet Yaşin, o da ‘vize’ye bağlı! Hani Türkiye'de 12 Eylül sona ermiş 'demokratikleşme’ başlamıştı, ne oldu? Özker Özgür. Türkiye'deki konuşmalarında şöyle diyordu:
Yeni demokratik kurumları oluşturmak kolay olmuyor. Bugün, KKTC'de. 12 Eylül 1980’den beri, seçim kaybettiği halde, zorla başta tutulan Ulusal Birlik Partisi iktidardadır. Kendini ANAP'ın uzantısı. ANAP’ın ikiz kardeşi olarak ilan eden Ulusal Birlik Partisi, zorla iktidarda tutulmaktadır. Bugün iktidarda olan onlardır. O dönem kapandı sayabiliriz ama, etkisi, olumsuzlukları devam etmektedir. Şunu da söylemek istiyorum; biz Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye'nin insanına çok şey borçluyuz. Eğer Türkiye olmasaydı, Kıbrıs Türkleri çoktan yok olduydu..."
Özker Özgür, insan haklarının ve demokratik hakların Kuzey Kıbrıs'ta uzun yıllar 'ihlal' edildiğini söyledi, Özker Özgür, şöyle dedi:
"-... Olmayan demokrasiyi, varmış gibi göstermek paradoksal bir durum yaratıyor. İşte, KKTC böyle bir ülkedir; demokrasi yoktur, fakat var gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. İnsan hakları ihlal edilmektedir, fakat insan haklarına harfiyen uyuluyor izlenimi yaratılmak istenmektedir."
Özker Özgür, 1973 yılında. Türk kesiminde yapılan cumhurbaşkanı yardımcılığı seçimlerinden örnekler verdi:
"Doktor Küçük aday, CTP'den Ahmet Mithat Berberoğlu aday, Denktaş aday. Ferit Melen Türkiye'ye Başbakan. 12 Mart'ın başbakanı. Dr. Küçük Ankara'ya çağrılıyor, generaller oturuyorlar, Dr. Küçük’e, "Sen çekil!" diyorlar. "Sen yaşlandın, falan... Denktaş bu göreve gelecek!" Dr. Küçük u ikna ediyorlar." özgür, daha sonra Ahmet Mithat Berberoğlu’nun anılarından parçalar okudu. TC Büyükelçisi Asaf İnhan’ın, adaylığını geri alması için baskı yaptığını açıkladı. Berberoğlu'na, "Adaylığını geri çekmezsen, kaybolabilirsin!" demişlerdi. "Evine dönemeyebilirsin!" Berberoğlu, anılarında şöyle yazıyor "Ertesi gün, evimin etrafını beş polis sardı ve göz hapsine alındım... Adaylığımı geri almasaydım, başına neler geleceğini ancak tanrı bilebilir."
Sonunda, tek aday olan Denktaş, cumhurbaşkanı yardımcısı seçilir.
17 Mayıs 1992, Cumhuriyet