Ressam Balaban anlatıyor, kahkahalarını patlatarak:
Şair Baba’yla bir gün sinemaya gittik, daha doğrusu o beni götürdü; biletleri aldı, içeri girdik, yerlerimize oturduk. Bir ara Nâzım karanlıkta bana:
Yav, Balaban, dedi, senin boyun böyle uzun değildi, niye yukarıdasın?
Sonra döndü baktı, kahkahayı patlattı! Bütün sinema bize baktı! Meğer ben koltuğu indirmemişim, tüner gibi koltuğun tepesine oturmuşum! Nâzım’ın kahkahası, salonu kaplamıştı...
Cezaevinden çıkmışlar. Nâzım da dışarıda. Balaban, Nâzım’ın evine gider, anlatıyor şimdi:
Ben kapıyı çaldım, elimde 2-3 kiloluk bir horoz! Horoz yolunmuş, temizlenmiş.
Aaa, dedi Nâzım Baba, yaşadık! Münevver, Balaban geldi işte! Bize büyük horoz getirmiş. Bugün akşam yemeğimiz çıktı, horoz geldi! (Şair Baba’nın önünde önlük vardı, baş başa kalınca) Görüyor musun halimi, dedi (Münevver Yenge içeride) evlenirsen böyle olursun işte!
Nâzım’dan dizeler okunuyor. Balaban, şöyle diyor:
Vâlâ Nurettin demiş ki, "Bir daha dünyaya gelsen nasıl yapardın?" demiş. Nâzım, "Ben beni bir daha ele geçirsem." diye karşılık veriyor; Müzehher Vâ-Nu, anlattı arkasını:
Ben bunu Nâzım a yazdım, "Vâlâ böyle diyor” dedim, "Ne diyorsun?" Bana ertesi mektupta şu dizelerle karşılık verdi:
"Ben beni bir daha ele geçirsem/-abıhayat içersem demiyorum-/Kapılar açılsa bir daha,/ben bu haneye bir daha girsem/yaşardım yine böyle kanrevan içinde/yine böyle aşk ile sersem/ben beni bir daha ele geçirsem."
Nâzım, bu yanıtı 1949'da vermiş. “Salihli Akşamları" doyulmaz akşamlardı. Nâzım Gecesi’nde, Şükran Kurdakul’un andığı, "Son Otobüs" şiirini okurlara anımsatmak istiyorum. "Son Otobüs”ü Nâzım, 21 Temmuz 1957'de Prag'da yazmış; Sovyetler'deki bürokrasinin, yönetimin satır arasında ilginç bir eleştirisi. Şöyle:
“Gece yarısı, son otobüs. /Biletçi kesti bileti. /Beni ne bir kara haber bekliyor evde, /ne rakı ziyafeti. /Beni ayrılık bekliyor. /Yürüyorum ayrılığa korkusuz /ve kedersiz. /iyice yaklaştı bana büyük karanlık. /Dünyayı telâşsız, rahat /seyredebiliyorum artık./Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, /elimi sıkarken sapladığı bıçak./Nafile, artık/kışkırtamıyor beni düşman./Geçtim putların ormanından/baltalayarak/ ne de kolay yıkılıyorlardı.
Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri, /çoğu katkısız çıktı çok şükür. /Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı. /ne böylesine hür.
İyice yaklaştı bana büyük karanlık. /Dünyayı telâşsız, rahat/ seyredebiliyorum artık./ Bakınıyorum başımı kaldırıp işten,/ karşıma çıkıveriyor geçmişten /bir söz /bir koku /bir el işareti /Söz dostça, /koku güzel, /el eden sevgilim.
Kederlendirmiyor artık beni hatıraların daveti, /Hatıralardan şikayetçi değilim. /Hiçbir şeyden şikayetim yok zaten /Yüreğimin durup dinlenmeden /kocaman bir diş gibi ağrımasından bile
İyice yaklaştı bana büyük karanlık /Artık ne kibri nazırın, ne kâtibin şakşağı,/Tas tas dökünüyorum başımdan aşağı./güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan./Ve belki ne yazık,/hatta en güzel yalan/beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni, /ne başkasınınki, ne kendiminki. /İşte böyle gülüm,/iyice yaklaştı bana ölüm./ Dünya her zamankinden güzel dünya./Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi/başladım soyunmağa./Bir tren penceresiydim,/bir istasyonum şimdi./Evin içerisindeyim,/ şimdi kapışıyım kilitsiz./Bir kat daha seviyorum konukları./Ve sıcak her zamankinden sarı,/kar her zamankinden temiz."
“Salihli Şiir İkindileri”ne gelenler arasında Nahit Ulvi Akgün de vardı, adını yazmamışım. Tiyatro seçici kurullarında, Sevda Şener, Özdemir Nutku, Güngör Dilmen, Sıtkı Tekmen de bulunmuşlar, sürekli Salihli'ye gidip gelmişler emek vermişler. İzmir Devlet Tiyatrosu yöneticileri, eski Vatan’cı arkadaşım Erol Aksoy da gelmiş.
Biz Salihli'deyken, belediye işçileri grevdeydiler; Salihli'yi çöp götürüyordu. Gazetelerin İzmir-Ege baskıları grevden söz ediyorlardı da grevin içyüzünü yazmıyorlardı. Oysa, grev bal gibi siyasal amaçlıydı; SHP içindeki Baykalcılar, Belediye Başkanı Zafer Keskiner'i, bu arada Hinthorozu Erdal Bey i yıpratmak için grevi sürdürüyorlardı. Bir türlü uzlaşmaya yanaşmıyorlardı. Manisa'da olduğu gibi, Salihli'de de Baykalcılar yönetime egemendiler.
Görüyorsunuz, Erdal Bey'le bu iş yürümüyor! demeye getiriyorlardı. Salihli SHP İlçe Başkanı, Baykalcı Nuri Çilingir miydi?
Oysa, Hinthorozu’nun ayağı öyle olmayacak, yerel seçimlerde malı götürecekti! Baykalcılar, bir süre daha grevi fırsat bilip ayak sürüyeceklerdi...
Salihli'den Foça'ya geçtik; Foça'da, İsmail Hakkı Tonguç’un sağ kolu, Ferit Oğuz Bayır, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'na bir yazlık ev bağışlamıştı, onun açılış törenine gittik. Açılış kurdelesini Samiye Yaltırım ile Ferit Oğuz Bayır birlikte kestiler. Ferit Oğuz Bayır, "Dördüncü Mersinaki"deki yapıyı, yazarlar dinlensinler diye bağışladı. Dinlenme evinin anahtarını. Foça Belediye Başkanı Nihat Dirim'e bırakıp ayrıldık. Ayrılmadan yazarlar evinin önündeki havuza girdim, çimip çıktım!
Nâzım'ın gömütünün neden hâlâ Rusya’da durduğunu, neden yurda getirilmediğini, neden hâlâ Türk yurttaşı olmadığını düşünüp durdum!
21 Haziran 1992, Cumhuriyet