Köy Enstitüleri'nin Eğitbilim Tarihindeki Yeri...

Hakkı Tonguç’u eleştirmeyi sürdüren Yalçın Küçük, eleştirisinin bir yerinde şöyle demiş:
Zaten Tonguç da, bütün köylüler gibi öyle fazla kitap falan okuyan bir adam değildi! Gözüyle görecekti her şeyi, ondan sonra anlayacaktı!.. ‘
Engin Tonguç, bunlara karşılık veriyor, şöyle diyor
"Şimdi insan tarafsız bakmaya çalışıyor olaya; ben evdeki kitaplara bakıyorum, bu okuyamayan' dedikleri adamda öyle kitaplar var ki ben altı yıl Almanya'da kaldım, o kitapların Almancasını zor söküyorum. Yalçın Küçük'ün verdiği adlardan biri Blonsky; Sovyet eğitbilimcisi, 1918- 19‘da çıkmış “İş Okulu" diye bir kitabı var, Tahsin Yılmaz da onu geçen yıl Türkçeye çevirdi, yayımlandı. (Yalçın Küçük):
O kitap var mı? dedi.
Birden kafama dank etti, kendi kendimi de suçladım:
Yahu, yıllardır biz bu kitapların doğru dürüst bir listesini çıkarıp bakmadık, biz de aynı hataya düştük!
Blonsky'nin kitabını buldum; 1919 baskısı. 1921'de Almanya’dayken satın almış, üzerinde de gerçekten notlar, çıkmalar, şunlar bunlar var: Blonsky ’nin "İş Okulu!"
Şimdi öyle sanıyorum ki bundan sonra bizim kendi eğitbilimcilerimiz, çünkü yabancılardan fazla umudum yok, yabancılar çok objektif çalışıyorlar; fakat yabancılara Türkiye’nin sorununu, yalnız eğitim sorununu değil, Türkiye'nin genel sorununu anlatmak çok zor. Bunu bizim yerliler anlayabiliyor ve bu genç arkadaşlarda, şimdi yavaş yavaş daha ciddi, daha sistematik, daha Batılı yöntemlerle bu meseleyi inceleme eğilimi başladı. Bu, olumlu bir gelişme. Çünkü bundan sonra yapılması gereken, Köy Enstitüleri sisteminin dünya eğitbilim tarihi içindeki yerini bilimsel olarak saptamak. Çok yüzeysel olarak ve -biraz da ukalalık olarak ki ben eğitbilimci değilim, çok az ölçüde bilgim var, ona rağmen- ukalalık olarak şunu söylemek istiyorum; gitgide bende çok önemli bir yeri olduğu kanısı uyanıyor! Bırakın Hakkı Tonguç'la yakınlığımı, şunu bunu falan bir kenara, objektif olarak böyle bir kanı uyanıyor...
Neden? Bakın şimdi, Pestalozzi'nin "İş Okulu", daha çok el becerisine dayanan, öğrenme olayını yaptırarak öğretmeye yönelik bir okul. Bir yerde bizim sanat okullarına biraz denk gelir gibi, iyi sanat okullarına, gerçekten o sanat okullarında yaptırarak öğretiliyor ise... Kerschensteiner’ın "İş Okulu" endüstri toplumuna nitelikli eleman yetiştirmeye yönelik; yani “öyle yetiştireceğim ki ben bu insanları, bunlar endüstrinin gereksinimi olan -çünkü o dönemde endüstride çok büyük bir patlama var, çok büyük bir aşama var, yeni teknolojiler giriyor, elde yeterli eleman yok. Toplumun gereksinimi olan- o elemanı yetiştirmek."
Yetiştiririm, işte, tarım atölyesi kurarım, elektrik motoru atölyesi kurarım, şunu yaparım, bunu yaparım, burada bunları öğretirim, endüstrinin gereksinimini karşılarım...
Bu, Kerschensteiner'inki; Blonsky'yi alıyorsunuz, yani Sovyet "Teknikum’unkini, onların hepsinden daha ileri ve orada onun tabii, çok büyük bir talihi var; toplum yapısıyla, getirmek istediği okul sistemi birbiriyle çakışıyor, aralarında bir zıtlık yok. O, ideolojinin okulunu getirmeye çalışıyor...
Orada da bana öyle geliyor ki bir eksiklik var; demokratik eğitim! Bizdekinden farklı olarak, yani belli bir ideolojinin, devletin resmi ideolojisinin kişilere aşılanması, kişilerin o açıdan bilinçlendirilmesi olayı var, iş yapmanın, iş eğitiminin yanında.
Halbuki Köy Enstitüleri'nde, ondan farklı olarak, insana öyle geliyor ki ek bir nitelik daha var! O da, demokratik eğitim! Yani:
İşte sana kütüphane, işte sana yazarlar! Oku, tartış, kendin bul yolu!
Böyle bir özellik var, iddia etmiyorum, çünkü eğitbilimci değilim, eğitbilim tarihini de bilen birisi değilim, belki de incelendiği zaman, eğitbilim tarihi içerisinde, bunun evrensel boyutlarda bir değeri olduğu ortaya çıkacak bu niteliğin. “İş Okulu” dediğimiz okulun içerisinde bir de "demokratik eğitim" olması, belki önemli bir nitelik olarak ortaya çıkacak. Bilemiyorum, ama şunu söylemek istiyorum; aslında önemli bir gelişme, özellikle eğitbilimcilerin konuya eğilmeye başlamaları; bu yapıldığı zaman, benim sözünü ettiğim ve yakındığım yanıltıcı olabilecek incelemelerin, eleştirilerin de arkası kesilecek. Çünkü o eleştirilerin yapılabilmesinin nedeni, meselenin eğitbilim açısından, eğitbilim tarihi içerisinde, bilimsel olarak, yerli yerine oturtulmamasından kaynaklanıyor. O yapıldığı zaman, yanıltıcı eleştiriler de ortadan kalkacak, değerlerini yitireceklerdir inancındayım. Ama o eğitbilimciler, ilerici eğitbilimciler, her alanda olduğu gibi, çok az sayıda!..