İstanbul'da oturan Bayan Yıldız Denker'den şu mektubu aldım:
“Sayın Bay M. Ekmekçi,
Size hitap etmek bile heyecanlanmama neden oluyor. Altmış yıl var; Cumhuriyet’le özdeşleşmiş, yazarları yaşlarına bakmaksızın, oğlum, kızım olmuştu. Gıyaplarında beğeni ve tenkitlerimi, böyle hitaplarla söyler olmuştum. Cumhuriyet’ten ayrıldığınızda boşluğa düştüm, gene de aldım.
Döndünüz. Bir köşede yalnız ve yaşlı bir hanımı nasılda mutlu ettiğinizi duyumsadınız mı?
Sizin, kitap imzalayanların yanında, kendinizi çocuksuz kadın gibi hissetmeniz 'hal' olmuş. Ama ben senelerdir böylesine bir yokluktayım efendim.
1968 öncesi Şükran Kurdakul'un yayımladığı ‘Askerin Türküsü'nü çeviren oğlum İbrahim Denker. Yaşar Kemal, Memet Fuat ve birçok değerlerle beraber olmuş, aydın bir gençti. Yüksek tahsil için gittiği Paris'te 1968 ve 1980 yıllarını geçirdi.
Sizin çok sevdiğim ‘satır aralarınızla’ askerliğini neden yapmadığını anlarsınız.
On sene öncesine kadar hasret zor, ama dayanılmaz değildi; zira eşimi kaybettikten sonra gidemedim. Çocuklarından başka kimsesi olmayan ben, artık yaşlı ve mutsuzum.
Çocuklarımın gelmeyişlerine ise askerlik yapmayışları engeldi. Son çıkan kanun ise, -herhalde 44 yaşındaki adamın birikimi olur savı ile-15 bin DM'la yaş nedeniyle affediyor. Oysa benim de, oğlumun da imkanı yok.
Bir umut ise, uyruğuna geçtiği ülkede, askerlik yapmış ise, Türkiye'de yapmaz' hükmü vardı. Oğlum, on sene önce Fransa'da askere çağrılmış, ama yaşı geçtiği için 'yedek' kuvvete ayırmışlar.
Müracaat ve takip etmekte cidden acizim. Lütfen, zekanız ve ilişkilerinizin, 'vadesinin geldiğini hisseden' bana en kısa zamanda çözüm bulacağına inanıyorum. Yakında bir anevrizma ameliyatı geçiren benim acelem, biraz da yaşımın dışında bundan da kaynaklanıyor itimat edin.
Tarifsiz sevgi ve saygılarımla."
Zarfın üzerinde adresi, telefonu vardı; telefon ettim. Olayla ilgileneceğimi, Milli Savunma Bakanı Nevzat Ayaz’a telefon edeceğimi söyledim. Daha ayrıntı gerekebilirdi. Nevzat Ayaz’ı bulup konuştum; belgeleri yollamalarını, inceleteceğini söyledi. Yıldız Denker'e, bunları da aktardım. Çok sevindi, Yıldız Denker:
Size "Canım" diyebilir miyim? dedi.
Tabii, dedim, "canımın içi" de diyebilirsiniz!
Belgeler bir gelsin bakalım, ancak yasada, yasa çıkarken bir eksikliğin, bir sakatlığın bulunduğu usuma geliyor.
Yıldız Denker’in mektubuyla, onu yayımlamakla anlatmak istediğim, okur-yazar ilişkisi, yazarın okuruyla bütünleşmesiydi. Okurlarımız akrabadan yakındırlar bizim için. Cumhuriyette çalışanlar, yazıp çizenler için öyledir.
Dikili Kültür ve Sanat Şenliği dün Kültür Bakanı Sağlar'ın konuşmasıyla başladı. Dikili Şenlikleri altı yılı bitirdi, yedi yaşına bastı. Bugün, Hinthorozu Erdal Bey'in, "Balkanlarda Batış ye İşbirliği" konulu konuşması var. Akşamüstü de, biz "Cumhuriyetçiler" konuşacağız; konumuz "Bilgi Edinme Hakkı ve Türk Basınında Cumhuriyet" olayı. ODTÜ'lü öğrencilerin yayınladıkları “Devinim" Dergisi, son sayısını “Cumhuriyet olayı"na ayırmıştı. ("Devinim", PK 367 Kızılay, Ankara)
Son yıllarda, etkinlikler yurdun her yanına yayıldı, tutundu. Bir okur:
Şenlikleri yazılarınızdan izliyoruz, biz de gitmiş gibi oluyoruz! dedi. Kimi katılmak da istiyordu:
Torbalı ya geleceğiz! diyorlardı.
Yalova'da. Salim Rıza Kırkpınar’ı da görmüştüm; Şanar Yurdatapan, Melike Demirağ da oradaydılar. Salim Rıza Kırkpınar, üstüne çok yazı yazılan bir öğretmen.
Bir kişi, hem yazar olur, hem de yazarların öğretmeni olursa, elbet ondan söz eden çok olur. Ama ben, yazılar arasında, Salim Rıza Kırkpınar’ın askerde "çavuş" çıkarıldığına ilişkin bir şey okumadım. Yalova’da yemekteydik, Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Köy Enstitülü oldukları için, yedeksubaydan “çavuş" çıkanlardandı. Bekir Semerci de öyleydi. Daha çoktular. Köy Enstitülüler, başarılı olmalarına karşın, "çavuş” çıkarılacaklarını anlamışlar, Hasan Ali Yücel'e gitmişler: durumu anlatmışlar. Hasan Ali Yücel, kalkıp Genelkurmay Başkanı’na gitmiş, Hasan Ali'nin deyişiyle "Karaoğlanların" durumunu anlatmak istemiş. Bir yararı olmamış...
Salim Rıza Kırkpınar'a sordum:
Hocam, siz neden çavuş çıktınız?
Bir gün sınıfta, Nazım Hikmet'in "Salkımsöğüt" şiirini okumuştum!
Salim Rıza Kırkpınar, 1934 yılında "çavuş" çıkmış. Düşüncelerinden dolayı çıkmak, kanımca "İstiklal Madalyası" almak gibi bir şey. Salim Rıza, 86 yaşında; sizi bilmem ama beni cebinden çıkarır daha. Salim Rıza Kırkpınar, o yemekte Sivas'ta öğretmenlik yapan Ruşen Zeki'yi anlattı uzun uzun.
Ruşen Zeki, bizde ilk feministlerdendi, dedi. Oğlu Aydın Koca, aranırsa bulunabilir. Sami Karaören onu iyi bilir...
2 Ağustos 1992, Cumhuriyet