Dikili'de Aydınlar…

Okurlar, en canlı en sağlam kaynaklardır. Bir gizimi söyleyeyim, okurlar bir olayı anlattıkları zaman onlardan belge ne istemem!
Belgeleri var, getirelim! derler...
Hayır istemem. Siz anlatıyorsunuz ya; ancak ayrıntılı bilgi isterim. Bana göre okur, insan belgenin ta kendisidir. İnsan dururken, belgeye mi inanacağım?
Okurların içtenlikle anlattıkları olayları yansıtırken, hiçbir aksaklıkla, çetrefille karşılaşmadım kırk yıldır. Eksiklikler. yanlış anlamalar olmuş olabilir; gazeteciyim, gerekiyorsa okurun anlattıklarını başka yerlerden de sorabilirim. Ama, ilk kaynak gönlüyle, isteğiyle gelen kaynak çok önemlidir. İnanılmaz şeyler olsa, niye gelsin? Neden beni aldatsın?
Bunları şunun için yazdım; gittiğim her yerde, okurların bilgilendirmeleriyle karşılaşırım. Dünyam genişler. İlk kez gördükleri halde, adlarını, adreslerini verirler; bunları yazıp yazmamayı bana bırakırlar! Yazarların tümü için bu böyledir, böyle olmalıdır. Şimdi, gazetelerin köşe yazılarında okuyorum; diyelim CHP’nin yeniden oluşması konusunda, ne çalışmalar var; bunun perde arkasında ne var? Bunları SHP’nin, CHP’nin hatta DSP’nin üst düzeyinden öğrenme olanağı vardır, ama çok azdır. Ne yapmalı? İlçe başkanları düzeyinde, konuyu size anlatacak, bilgilendirecek bir kaynağınız da mı yok? Yoksa, olayların perde arkasında, Deniz Baykal’ın yattığını dünyada bilemezsiniz! Çünkü olayı, bir ilçenin başkanı gözüyle görmediniz!
Dikili'de, Çamlaraltı’nda, Hinthorozu'nun konuşmasını bekliyoruz; yollar kalabalık. Çamlaraltı'nda iğne atsanız yere düşmez, öyle. Geçen yıl da görüp tanıştığım 88 yaşındaki emekli öğretmen Saime Karayel, yeğeni yönetmen Suna Durgun'la oturmuş konuşuyoruz. Saime Karayel, 1924 yılında öğretmenliğe başlamış, iki yıl Bursa öğretmen Okulu’nda, üç yıl da Kastamonu'da okumuş. Atatürk'ün şapka devriminde 22 yaşındaymış. Afet İnan’la Bursa’dan sınıf arkadaşı olduğundan, Atatürk’le tanışmakta güçlük çekmemiş. Safiye Ayla’da, Bursa öğretmen Okulu'ndan arkadaşıymış. Ona hep şarkı söyletirlermiş! Saime öğretmen, okuma-yazma seferberliğinde. Kastamonu’da, cezaevinde yatanları eğitip, onlara okuma-yazma öğretmiş. Bitmedi! Sonra onu, geneleve göndermişler, oradaki yaşam kadınlarına da okuma-yazma öğretmesini istemişler, çok korkmuş.
Korkma, arkanda biz varız! demişler.
Hinthorozu Erdal Bey geldi, konuşmaya başlarken, şöyle bir öksürüp boğazını temizler gibi yaptı. Herkes güldü. Erdal Bey şöyle dedi:
Vaktiyle Bergson'un bir kitabını okumuştum. Bergson, insanların niye güldüklerini anlatıyordu. Şöyle diyordu: "Kişiler, birinin ne yapacağını bilirlerse, ona gülerler!”
Ben konuşmama başlarken, böyle öksürüyorum, siz de gülüyorsunuz. "Demek, Bergson bu konuda doğru söylemiş" diyorum. Bu kez, daha da çok güldüler dinleyenler. Konuşmanın konusu, "Balkanlar’da Barış ve İşbirliği" idi. Erdal Bey, dinletmesini bildi. Artık giderek, konuşmasını öğrenmiş miydi ne? Zamanında da bitirdi. Tıklım tıklım kalabalık, onu uğurladı. Kürsüden inerken, Dikili Belediye Başkanı Osman özgüven 88 yaşındaki Saime Karayerle tanıştırdı:
Efendim, babanızla tanışmış, “Bir de oğluyla tanışayım!” diyor.
Hay hay, dedi Erdal Bey, tanışalım! "Nasılsınız?” diye sordu. Bana da "Konuşmam nasıldı?” dedi. “Güzeldi!" dedim.
Feridun Taşkın'la, Kasap Kazım’a gittik. Biraz oturduk. Feridunlar, geçmiş yıllarda, Kasap Kazı’ a gelir, "Kasap köftesi" yaptırırlarmış. Feridun beni, sağın Muhlis Bey’le tanıştırdı. Muhlis Künt, öykücü Bekir Sıtkı Kunt'un arkadaşıymış; o Kunt soyadını alınca, Muhlis Bey, noktalısını almış. Yaşı seksen var mı, bilmiyorum; ama dinç. Sabahattin Ali'nin anasını, babasını tanıyor. Sabahattin bu yörelerin çocuğu.
Sabahattin Ali'nin nesi vardı? diyor. Yüzbaşı Ali Bey’in oğlu. Onu öldürdüler.
Polis, Muhlis Bey'i, solcu diye, hep izlemiş durmuş. Muhlis Bey ırgalamış; onunla konuşurken, gerçek bir yurtseverle konuştuğumu anlıyordum. Bana, Dikili'yi incelememi söyledi. Dikili'nin kaplıcalarını bilmiyordum:
Gidin oraları görün! dedi.
Belediye Başkanı Osman Özgüven’i çok beğeniyordu.
Osman, burası için bulunmaz bir kişidir. Ondan başka bunları kimse yapamazdı!
Geçen yıllarda da kalmıştım, Dikili'de “Perla Otel”de kalıyordum. Bir ara, geçen yıl “Ercü Pansiyon” da kaldım. "Antur"u bu yıl, Fransızlar kiraladığından, konuklar, deniz kıyısında kalmıyorlardı. Dikili şenliklerinde. Prof. Yakup Kepenek’in bu yıl emeği çok oldu; bir gönüllü danışman gibi çalıştı.
Dikili, Dikili Şenlikleri boyunca, Türkiye’nin her yanından gelen aydınlarla, sanatçılarla, yazarlar-çizerlerle doldu taştı. On beş bin nüfuslu bir yerken, bu aylarda nüfus yüz bini bulmaktaymış. "Ruhi Su Korosu" gibi, kalabalık sanatçı grupları da vardı. Ruhi Su'nun radyodan, televizyondan sesinin hâlâ duyurulmadığını söyledi. Ruhi Su gecesini, ölmeseymiş Yavuzer Çetinkaya sunacakmış; Gülsen Tuncer öyle dedi. Gülsen Tuncer, açılıştan başlayarak Dikili Şenliklerinde sunuşlar yaptı. İşleri nedeniyle gelemeyen Jülide Gülizar’ın boşluğunu doldurdu. Çok başarılıydı.
Buraya gelen aydınlara daha çok yöneticilere bir diyeceğim var gelmişken Dikili halkıyla da ilgilenseler, işler biraz göstermelik oluyor da...