Tekin İleri Dikmen'le Enine Boyuna.. (1)

Tekin İleri Dikmen, CHP'nin eski milletvekillerindendir. SODEP'e, sonra da SHP'ye girmiştir. Şimdi, SHP’nin üyesidir. Şimdilik bu yeter. İleride, gerekirse Tekin İleri Dikmen’le ilgili ayrıntılı bilgi verebilirim. Necdet Uğur’a, Ahmet İsvan'a, Ertan Ünver'e sorduğum gibi CHP'nin yeniden kurulması olayını ona da sordum. Araya pek az girdim. O konuştu, ben dinledim. Tekin İleri Dikmen’le enine boyuna yaptığımız bu görüşme, kanımca ilginç oldu...
Tekin Bey, yazılı mı konuşursunuz, sorulu yanıtlı mı yoksa böyle hazırlıksız, yüz yüze konuşabilir miyim?
Şimdi ben, sesli düşünüyorum, sakıncası yok benim için.
Gelelim o zaman CHP olgusuna; 9 eylülde kurultayı olacak herhalde...
9 eylül meselesini ileri sürdüler arkadaşlarımız; ama son yasa, bu açıklamalara olanak veren yasa, son yönetim kuruluna, “Siz, delegelerin saptanması ve ilk toplantının yapılmasında, yargıca yardıma olacaksınız..." diyor. Yargıç, çalışmasını Ankara’da yapıyor. Toplantı, Ankara’da olacak. Onun için İzmir toplantısı, belki parti açıldıktan sonra 9 eylülden önce açılabilirse. İzmir'de toplantı yapabilirler.
9eylül İzmir'in kurtuluşu...
Önemli bir tarih o; işgalciler kaçtılar gittiler, denize döküldüler, deyim neyse. Onu artık Kurtuluş Savaşı'nı yapanlar, sonuca vardılar orada. Haa, şimdi... Onun için 9 eylül olmayabilir; bana göre bu arkadaşlarımıza verilen görev şu; son CHP yönetim kurulu üyelerine;
Kim veriyor görevi?
Yasa veriyor. Son çıkan yasa veriyor, diyor ki siyasal partilerin son yönetim kurulu üyelerinin şu görevleri vardır; nedir o görevler? Yargıca yardımcı olmak, delegelerin saptanmasına yardımcı olmak, toplantının yapılmasında yardıma olmak. Şimdi, arkadaşlarımız kendilerine politik bir görev de verdiler yani salt hukuk tekniği içinde kalan bir görevi aşarak politika yapıyorlar...“bu olmalıdır, şöyle olmalıdır böyle olmalıdır..." diye siyasi temaslar yapıyorlar ve kendilerini yetkili görüyorlar. Mecellede bir kural vardı: "İcazeti lahika, vekaleti sabıka hükmündedir." Yani “Gelecekteki onay, tasvip, verilmiş gibidir" anlamına. Onayı var partililerin, eh peki, yapsınlar! İyi şeyler yapıyorlar. “Birleştirelim” diyorlar, "Büyütelim" diyorlar. "Daha büyük bir CHP" diyorlar. Yalnız ben coşku dozunu fazla görüyorum ki bazı yanlışlar da görüyorum. Örneğin CHP açıldı, Kavaklıdere mi nerede?
Ziya Gökalp Bulvarı’nda, genel merkez açıldı...
Evet, genel merkez. Şimdi, bu son yasa diyor ki delegeler gelip toplandıkta, başkanlık divanı oluştukta, sanıyorum aklımda öyle kaldı, "Hükmi şahsiyeti iktisap eder." Şu anda CHP’nin 'hükmi şahsiyeti', yani tüzel kişiliği yoktur. Onun için parti açılamaz. Haa, sembolik bir şey, "Biz açtık” belki bürosu; irtibat bürosu olur, partililerin, delegelerin irtibat bürosu olur. Falan. Onun için... Bir zamanlar, bir kişi, bir parti açtı, altı oku aldı. "Burası CHP’dir" dedi, ama orası CHP olmadı!
Kim açmıştı?
Güngör soyadlı bir vatandaş. Kapatıldı sanıyorum bu parti. Adı CHP idi, amblemi altı oktu. Siyasal partileri Anayasa Mahkemesi kapatıyor, büyük olasılıkla onu da o kapattı. Kapatıldı! Yani, altı oku almak. CHP adını almak yetmiyor. Bunun yanında başka öğeler gerekli. CHP kim? Ne? Şimdi usuma şey geldi; Yunus Emre’nin:
"Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver anları / Bana seni gerek seni..."
Bence CHP'nin şu kadar binası, şu kadar parası, şu kadar köşk ve hurileri çok önemli değil. “Bana seni gerek seni." O ‘sen' nedir? Atadığımız nedir, bulmaya çalıştığımız nedir? Bulmaya çalıştığımızı, ben büyük çapta bulduğumuz kanısındayım. Noksanıyla bulduğumuz kanısındayım. Binalar gitti, ne dediler? "Partiniz feshedilmiştir, sizin malvarlığınızı Hâzine ye mal ettik. Siz, bu ad altında karar alamazsınız. Açıklayamazsınız, çalışma yapamazsınız."
O, insan öğesi çok önemli; yani CHP binalardan ibaret değil. O insanlar, CHP'liler ne oldu? CHP'liler, kahvelerde, kendi dükkanlarında, şehirlerarası telefonlarla, birbirleriyle büyük bir irtibata giriştiler. Arayış içine girdiler ve bu yasağı kabul etmediler. "Biz varız, biz devam edeceğiz" dediler. Sosyal hareketler, bazen hukuku aşar. Aşmazsa, dizginleri elinde tutan yöneticiler, yasalarla çok statik, yani donmuş bir duruma getirebilirler toplumu; soluk alamaz bir hale getirebilirler. Genel kural, yasaya saygıdır, ama hukuku çiğneyen bir yasaya saygı yoktur. Bunu aşmak gerekir. CHP'liler de bunu yaptılar. Ve toplandılar, arayış içine girdiler. Verilen hukuksal olanaklardan da yararlandılar. Yasal olanaklardan yararlanarak partiler oluşturdular. Halkçı Parti çıktı, "Biziz CHP" dedi, bu ad, Necdet Calp'ın İsmet Paşa'ya yakınlığı, oraya giden bazı eski CHP'li parlamenterler, bu imajı verdiler halka. Necdet Calp'ın TV’deki bir konuşması, "Biz yaptırmayız, verdirmeyiz" demesi, elini masaya vurması, erkekçe bir ses... Vatandaş aktı, gitti. İsmet Paşa’nın bir sözü vardır, 31 Mart Olayı'nda sanıyorum Edirne’dedir, “Asker, diyor avuçlarımızın içinden akarak gitti! Padişahı görecek, Halifesi'ni görecekti ve biz zabitan buna engel olamadık; böylece avuçlarımızın içinden aktı gitti; görevini ifa ettikten sonra tekrar kışlasına geldi!" Şimdi, bizim vatandaşlarımız da örgüte karşın aydınların telkinlerine karşın avuçlarımız içinden akarak Halkçı Parti'ye gitti!