Şırnak Gerçeği: (3) Kürt Kadını Neden Türkçe Bilmez?

Aziz Nesin, "Kürt Sorununun Çözümü" ile ilgili açıklamalarını sürdürüyordu. Şöyle diyordu Aziz usta:
"- Tabii ben, hiçbir zaman, Türk şovenizmini de, Kürt şovenizmini de kabul etmiyorum. Çünkü biz yıllarca, Türk şovenizmiyle savaşım verdik, ama şimdi görüyorum ki, ayrıca haklı bularak da görüyorum ki, çünkü, yılların verdiği ezikliğin tepkisi olarak da, Kürt şovenizmi başlamıştır. Benim düşüncem bu tabii, kurultayda başka düşünce de çıkabilir. Bu kurultayın zorunlu olduğuna inanıyorum; açıkça, yüreklice, içtenlikle konuşmalıyız. Ya da, siz benim konuşmamı örneğin beğenmeyebilirsiniz ya da ben sizinkini beğenmeyebilirim, buna dayanmalıyız.
Bakın, ekonomik sorunlar da var; yalnız siyasal sorun değil Kürt sorunu. Örneğin şöyle bir şey var; Kürtler bunu çok söylüyorlar, her yerde, hele yurtdışında daha cesur oluyorlar; Kürdün yurtdışında daha cesur olması tuhaf. Diyor ki, her yerde, bana soruyorlar, söylüyorlar.
Her milletin kendi kaderini kendinin tayin etmesine razı değil misiniz? diyorlar. Şimdi, 'Razı değilim!' desem, yanlış söylemiş olurum; 'Razıyım!' desem de yanlış. Öyle açmaza getiriyorlar ki, gayet kurnazca, ki buna inanmışlar kendileri; şimdi böyle insana kırk soru sorarak, kırkıncı soruda kendi istediğiniz yere getirebilirsiniz, her konuda. Hırsızlık, ahlaksızlık, orospuluk, kaçakçılık.. Sonunda adam, kırkıncı soruya yanıt verdiği zaman, kaçakçı olduğunun farkına varır ya da kaçakçı olur. Şimdi, soyut olarak aldığımız zaman, 'Her millet kendi kaderini tayinde haklıdır' dediğimiz zaman, ne sonuç çıkıyor biliyor musunuz? İkinci soru çıkıyor, üçüncü soru çıkıyor, öyle bir yere sıkıştırılırsınız ki, o zaman siz "bağımsız" olacağım derken 'bağımlı' olursunuz. Bu önemli, bunları düşünmek gerekiyor. Acaba bu sorunun arkasından, ikinci soru ne gelebilir? Üçüncü soru ne gelebilir? Ve ben nereye doğru, bilmeden kayabilirim? Acaba... Daha açık konuşayım, ama bu açık konuşmam, Türkleri savunayım, kendimi savunayım diye değil, gerçekten ben hayatım boyunca, bütün hükümetlere karşı bir yazarım ve bir yazarın da böyle olmasından yanayım, bu bağımsızlık savaşımı, başka bir bağımlılığa götürüyor mu. götürmüyor mu? Bunu gerçekten çok düşünmemiz gerekiyor. Kesinlikle, Türk egemenliğini savunmak için söylemiyorum, bugün dünyada bağımsız kaç devlet var, hesaba katın, 600 yıllık Türkiye Cumhuriyeti, bugün ben inanıyorum ki, Valiye de (Bölge Valisi Ünal Erkan) aynen söyledim, bağımsız değildir. Ordusu da bağımsız değil, mâliyesi de bağımsız değil, hiçbir şeysi bağımsız değil. Peki, ‘Kürdistan nasıl bağımsız olabilecek?' diye düşünüyorum. Yani, bugünü düşünmekten çok, yarını düşünerek daha bir, 'acaba yol bulunabilir mi?' diye düşünmek zorundayım. Yolu olmayan... İşte, bu kadar sarsılmış, marsılmış, ama bu Kürt halkı bağımsız olduğu zaman bağımsız mı olur, yoksa bugün olduğu bağımlılıktan daha büyük bağımlılık mı olur?
Ayrıca Kürtler.. Bakın, çok ilginç bir şey, Kürt kadını, Türkçe bilmiyor. Ve bilmek de istemiyor. Erkek de bilmek istemiyor; bir tepki olarak bilmek istemiyor. Ama zorunlu olarak askere geliyor, yaşamın içerisinde, Türkçeyi öğreniyor; öğrenmek zorunda. Kadınlar, 'öğrenmek istemiyoruz!' diyorlar. Şimdi burada çok ilginç bir şey var: Kürtler bize, Rumlardan, Ermenilerden çok yakın, daha yakın. Ama Ege'den, İstanbul'dan, Anadolu'nun başka yerlerinden kendi memleketlerine giden, gönderilen Rumlar ve Ermeniler, hepsi Türkçe bilirler. Hala bugün çocukları bile Türkçe konuşurlar. Peki, nasıl oluyor, bize bu denli yakın olan Kürtler Türkçe bilmiyorlar da, bilmek istemiyorlar da, bize o denli uzak olan Ermeniler, Rumlar nasıl biliyorlar?
Çünkü biz orasını hiçbir zaman Türkiye saymamışız. Saysak iyi mi olurdu? Saysak iyi mi olurdu başka. Kürt kadını kendiliğinden Türkçeyi öğrenmeliydi. Ama o yakınlık kurulamamış ki. Oraya yalnız devlet memuru gelmiş, o da, 'ne zaman döneceğim geriye?' diye. Yıllardan beri bu böyle. Osmanlı zamanından beri..."