Diyarbakır'daki Demir Otel dört yıldızlıydı, havuzu vardı; ama bizde mayo yoktu. Aziz Nesin de de yoktu. Veli Özdemir de de. Yılların gazetecisi Ziya Aksoy, havaalanından gelirken:
Mayo kolay! diyordu, otelin karşısında süpermarket var, oradan alırız, orada vardır...
İner inmez, oraya baktık; yoktu
İsterseniz, şort var! dediler, su geçirmez...
Aziz Nesin:
Ha, bak bu iyi! dedi, şort al...
Almadık, çıktık.
Mayoyu Japon Pazarı’nda bulursunuz! diyorlardı...
Aziz Nesin:
Donla gir! diyordu. Hem, ben havuza girmem!
Neden Aziz Bey?
Havuz çişlidir de ondan. Ben ne zaman havuza girmek istesem çişim gelir! Onun için girmem! Çatalca'da bir havuz yaptırmayı düşünüyoruz. Ama, havuzun tam karşısına bir de tuvalet yaptıracağım. Ama, bunları bu yıl yapamayız; daha sonra...
Biliyorum, Cumhuriyet okurları her şeyin içyüzünü ıcığı cıcığına dek anlatmamızı beklerler, isterler. Bu onların hakkı, yazmak da bizlerin görevi. İçimizden yazmak gelmemişse, bunu da satır arasında anlatma olanağı vardır. Satır arası okuru azıcık yorar ama, olsun; önemli. Soluk kesen olaylar da olursa, satırarası tadından yenmez! Bir bir yazacağım...
Arabamız ilkin Nusaybin girişinde durdurulmuştu; bakalım nereye gidiyorduk? Gelen sivil görevliye kimlikleri verdik; ÇGD Yönetim Kurulu üyesi Veli Özdemir de birlikte gitti. Veli az sonra geldi:
Mustafa abi, seni istiyorlar! dedi. Polislerin dertleri varmış, anlatacaklarmış. Aziz Bey, arabada kaldı, ben gittim: Polisler dertliydiler. Buradaki görev süreleri iki yıldı, oysa dört yıla çıkarılıyordu. Her polisin kafasından bir ses çıkıyordu; biri:
Ben iki yıl askerlik yaptım, dört yıl da burada mı yapacağım dedi; ben ne zaman evlenip bir yuva kuracağım?
İstihkaklarımız verilmiyor; elbise, ayakkabı verilmiyor. 24 saat görev yapıyoruz; temizlik, şu bu yok diyordu bir başkası.
Bize burada kiralık ev vermiyorlar, otelde kalıyoruz dedi biri de.
Bunları yazın diyorlardı. Bir yandan da telsizle Nusaybin'e araba plakamızı veriyorlar konuşuyorlardı. Biri:
Nusaybin'den geçip gideceklermiş. Kaymakama gidip bir kahvesini içerler belki... dedi.
Yok, dedim, biz kaymakama filan gitmeyeceğiz! Kahve de içmeyeceğiz! Yalnız Nusaybin’den geçip gideceğiz.
Nusaybin'in içinden geçmemize izin çıktı. Cizre'ye otuz kilometre kala sağda tanklar, panzerler, üstlerinde askerler. Tam bir savaş havası
Cizre'de Kadıoğlu Oteli’ne indik. Oraya eşyalarımızı bırakıp, Şırnak’a geçeceğiz. Yatak çarşaflarına baktım, griye çalmış. Yeni yıkananlardan getireceklermiş. Çarşaflar ıslakmış. Kurumasını bekliyorlarmış. “Yastık çarşaf yerine havlumu sererim!" dedim içimden. Şırnak’a yola çıktık. Akşama Cizre'ye döneceğiz; geceye kalmasak...
Şırnak'ta Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar'la görüşmek istiyoruz, amacımız bu. Bekleşen başka gazeteciler de var; onlar TBMM Başkanı Cindoruk’u bekliyorlar. Mete Sayar'la görüşebilirlerse iyi olacak, ama umutlu değiller. Çünkü Mete Sayar, şimdiye dek hiçbir gazeteciyle konuşmamış. Bir kurmay binbaşı basın kartlarımızı alıp gittikten on dakika sonra döndü. O da şaşırmış gibiydi; bize:
Komutan sizleri bekliyor! dedi. Bir askeri araca bindirildik. Çağdaş Gazeteciler yöneticileri olarak Şırnak Tugay Komutanı Mete Sayar’a gidiyoruz. Bizi ayakta karşıladı. Aziz Nesin'e:
Babam sizin kitaplarınızı okurdu! dedi.
Mete Sayar, bizimle 1.5 saat konuştu; inançlı bir Müslüman, dürüst bir asker! (Bir ara cebinden Kuran da çıkardı; domuz eti ne yemez herhalde!)
Yaptığı işin doğru olup olmadığına gelince, bu politika, politikacıları ilgilendirir Algıladığımız izlenim şu: Eğer Şırnak’a, sarı-yeşil-kırmızı PKK bayrağı asılsaydı. Mete Sayar, kesinlikle canına kıyardı! Bunu söyledi de. Bu, onun kötü bir kişi değil, kötü bir politikanın uygulayıcısı olduğunu gösterir! Aziz Nesin, bir ara Komutan Mete Sayar'a şunları söyledi:
En kötü propagandalardan biri, “Ne Mutlu Türküm Diyene!" sözüdür. Bu söz çok doğru bir sözdür ama, zamanında doğru sözdür. Bugün artık bu sözü yollara, dağlara yazmanın bütün doğu bölgesinde, anlamı yoktur. Azınlık okullarına yazıyorlar. İstanbul'da, İzmir'de, bir de dağlara yazıyorlar. Yani, yabancı olanı, Türk olmayanı, Türk yapmak için “Ne Mutlu Türküm Diyene!" Bu sözün doğruluğu, söylendiği zamanki yıllara aittir. Bunu niçin söylemiştir Atatürk? Çok ezik bir ulustur Türk ulusu, ekonomik olarak, siyasal olarak, her yönden eziktir, bu eziklikten kurtarmak için “Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye övünç vermiştir. Ama, bugün bu sözün geçerliliği yoktur. Bunu dağlara, bayırlara yazmak, Kürtlere, "Sen Kurtsun!” demektir. "Ne Mutlu Kürdüm Diyene!" demektir. Bu çok yanlıştır
Aziz Nesin, bunları söylerken, Mete Sayar'la birlikte, Şırnak Valisi Mustafa Malay, Şırnak Emniyet Müdürü ve Şırnak Belediye Başkanı Ahmet Hamdi Yıldırım da vardı... Yanıt vermediler, sessizce dinlediler...
22 Eylül 1992, Cumhuriyet